Bu haftanın en fazla ilgi duyduğumuz konusuydu Partizan - Panathinaikos maçı. Demiştik Beograd Arena'da 18 kişi yer alacak. Bu sayı sponsorlara dağıtılan biletlerle birlikte 22 bin 567 oldu. Ve bir rekora da imza atıldı. Haberim yoktu ben de öğrendim Avrupa'da kapalı salonda oynanan bir basketbol maçını izleyen en fazla seyirci 18 bin 518 ile 7 Aralık 2000'de oyananan Telekom Baskets Bonn ile Alba Berlin arasında Köln Arena'da oynanan maça aitmiş. Euroleague'de ki rekor ise 12 Nisan 2006'da OAKA'da oynanan ve 18 bin 500 izleyicinin olduğu Panathinaikos ile TAU arasındaki Top 16 maçına ait. Partizan 22 bini aşkın seyircisiyle PAO'yu yenmeyi başardı.
Son hafta Unicaja Malaga PAO'ya bir sürpriz yapar da Partizan grup lideri olarak Top 16'yı tamamlarsa saha avantajının da sahibi olacak çeyrek final serilerinde. Beograd Arena'da oynanacak bir seride Partizan'ı yenmek çok zor oalcak gibi görünüyor.
AFP'den Josel Lago iyi yakalamış Real Madrid ile Barcelona arasındaki farkı. Euroleague'de her iki takıma da "İspanyol" sıfatı yakıştırılsa da Ersan Ilyasova ve Tomas Van den Spiegel'in formalarındaki bayraklar iki farklı ülkeden iki takımı işaret ediyor. Katalunya ile İspanyol mücadelesinde Barcelona rahat bir maç sonrası 90-79 galip ayrıldı. Ersan vasat bir performas sergiledi 9 sayı, 5 ribaunt ile maçı tamamladı deyip postu sonlandıralım...
Athletic Bilbao Sevilla'yı yarı finalde eleyerek son 10 yıldaki en büyük başarısını -ligi 2. ısrada tamamlayıp ŞL'ye katılmasından beri- elde etti ve Copa Del Rey'de finale yükseldi. Maç sonrası San Mames'in bildiğimiz görüntülerinden biriydi Bilbaolular'ın sahaya inmesi. Ama ben 2. resme takıldım. Arkadaş ilk yarıda yakalanan 3-0'ın keyfini şarabı bir dikişte bitirerek kutluyor olsa gerek...
Partizan'ın PAO ile yapacağı Euroleague maçını Beograd Arena'da oynayacağını yazmıştık. Beklendiği gibi oldu ve Partizanlılar maça büyük ilgi gösterdi. Satışa çıkan 11 binin bilet kısa bir süre içerisinde resimde görülen kalabalık ve uzun kuyruk tarafından kapışıldı. Beograd Arena'nın kapasitesi bu maç için 18 bin olarak belirlendi. Sayışa çıkmayan biletler Partizan'ın sezonluk bilet sahibi 7 bin taraftarı için ayrıldı. 18 bin Partizan taraftarının çoşkusunun PAO'yu yenmek için yeterli olup olmayacağını izleyeceğiz.
Biz de bu tür görüntüler Biletix devreye girdikten sonra sona erdi. Ancak çok ekstra maçlar söz konusu olduğunda nadiren Biletix gişelerinde görebiliyoruz bilet kuyruklarını. Brezilya'da ise kuyruklarda maç bileti almak bir tür gelenek. Örneğin bu 250 kişilik kuyruk salı sabahı satışa çıkacak olan Palmeiras - Colo Colo maçı için geceden sıraya girmeye hazırlananlardan bir kısmı. Bu kadar ilginin en büyük nedeni Palmerias'ın 2006'dan bu yana ilk kez bir Copa Libertadores maçında taraftarının karşısına çıkacak olması. 50. yılını kutlayan Copa Libertadores'e son şampiyon Quito deplasmanında 3-2'lik mağlubiyet ile merhaba diyen Palmeiras için Colo Colo maçında alınacak bir mağlubiyet kupaya erken havlu atma anlamına gelebilir.
Herhalde hiçbir Sri Lanka kriket takımı oyuncusu Pakistan ile oynayacakları maç öncesinde Lahor'da saldırıya uğracağını düşünemezdi ama oldu. 12 kişilik 20'li yaşlarda ve sakallı bir grup, Sri Lanka kriket takımının da bulunduğu konvoya Kaddafi Stadyumu'na gidişleri sırasında roketatarların da arasında olduğu silahlarla saldırdı. 6 polis, 2 Pakistan vatandaşı ölürken 6 kriketçi de yaralandı.
Pakistan özellikle kriket takımlarının maç oynamak için çekindikleri bir ülke. Son olarak Avustralya kriket takımının güvenlik endişesi nedeniyle gitmediği ülkede Sri Lanka kriket takımı 2 maçlık seri için bulunuyordu..
Tribün kültürü çok fazla hakim olmadığım bir konu olduğu için hakkında post yazmamayı ya da kelam etmemeyi tercih ederim. Tribün ile ilgili konulara değinmek gerekirse bu işi, blogun eli post yazmaya gitmeyen üyesi btbirikim ve Rakamla 10'dan 1903 iyi yaparlar.
Lâkin amatörce de olsa tribün hadisesi hakkında boyumuzdan büyük laflar edeceğiz bu postu yazmadan da duramadık btbirikim'i ikna edip de gittiğimiz Fenerbahçe-Sivas maçı sonrası. btbirikim ile maça girdiğimizde yaklaşık 1 saat vardı maçın başlamasına ve stadyumun yüzde 70'i boştu. Stadyumun dolması için maçın başlamasına 5 dakika kalması gerektiğini tribünleri görünce anladım. Gerçi taraftar dediğin adam için stadyuma gitmek bir keyif olmalı. Hani maça 5 dakika kala değil de 1 - 1.5 saat önce gelmeli ki ortamı görsün, heyecanlasın, maçı seyretmeyi, takımına destek vermeyi daha çok istesin. Hani Şükrü Saraçoğlu'nda geçirilen 3 saat sonrasında insan neden bu stadyuma gelsin sorusunu sordum kendi kendime.
Biliyoruz Aziz Yıldırım taraftar grupları ile pek iyi geçinemiyor. O daha "endüstriyel, cicili-bicili" kısacası A segmente uyan taraftar istiyor. Gelsin mağazasından kıyafetini alan ve giyen, formasıyla edebini toplayıp maçı izleyip destek veren taraftar profilini benimsiyor. Pankartı olmasım ama forması, atkısı olsun taraftarın zihniyeti mevcut herhalde Yıldırım'ın aklında. En azından izlenim o yönde. Bu durumun sonucunda da kocaman bir stadyumun hiçbirinde ne adam akıllı bir pankart ne de bayrak görebildik. Açılan tek pankart da çıkış kapısının ordaki duvara asılmıştı, tribünle ilgili olmayan bir yere. Kişisel olarak elinde pankart tutmak ya da kaldırmak isteyen taraftar için ise güvenlik devreye giriyor. Böylece "endüstriyel futbolun" ve Aziz Yıldırım'ın istediği tezahürat yoksunu 50 bin kişilik bir kitle ile muhattap oluyor Şükrü Saraçoğlu'na gidenler. Allah'tan İnönü'de şimdilik en azından pankartlar açılıyor, tribünler bu kadar "sosyetik" kimliğe büründürülüp, yabancılaştırılamıyor. Şükrü Saraçoğlu'nda gördüğüm bu "tribün katliamından" sonra btbirikim'den uzunca zamandır dinlediğim şikayetlere de hak vermedim değil.
Ertesi gün Paris Saint Germain - Nancy maçında PSG tribünlerini görünce bir kere daha anladım tribünden tribüne nasıl bir fark olduğunu. Yukarıdaki iki resim Fenerbahçe ve PSG tribünlerinden. Kulüplerin taraftarlara ve tribün kültürlerine yaklaşımını göstermesi açısından oldukça anlamlı olduğunu düşünüyorum.