FIFA organizasyonları açısından yoğun bir yıl. 20 Yaş altı Dünya Şampiyonası Mısır'da başladı. Turnuvanın bitiminde hiç ara vermeden 17 Yaş altı dünya şampiyonası Nijerya'da başlayacak. Afrika kıtasındaki iki turnuvanın ardından yılın sonunu Birleşik Arap Emirlikleri'nde getirecek FIFA. Abu Dabi FIFA Kulüpler Dünya Kupası, Dubai de Plaj Futbolu Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak.Mısır'daki turnuva dün akşamki açılış maçıyla başladı. Turnuvanın seyirci açısından belki de en kalabalık maçını izledik. Mısır çok fazla göz doldurmasa da Trinidad ve Tobago'yu 4 golle geçmeyi başardı. Turnuvaya dair en ilginç notlardan birinin Tahiti'nin de kupada yer alması. Okyanusya elemelerinden turnuvaya katılmaya hak kazanan Tahiti'nin başında 90'lı yıllarda Auxerre kalesini koruyan Lionel Charbonnier bulunuyor. Fransız teknik adam maçlarda 10 gol yemelerini bekleyenleri üzecekleri söylüyor. Ne kadar haklı çıkacağını bu akşamki İspanya maçı ile anlayacağız.FIFA'nın medya mensupları için yayınladığı bilgilerde turnuvaya katılan takım ve oyunculara dair ilginç istatistiklere rastlamak mümkün.44 farklı ligden 504 futbolcu turnuvada yer alıyor. Kupaya en fazla oyuncu veren Avrupa takımı 6 futbolcu ile Manchester City. İtalya'da top koşturan 35 futbolcu Mısır'daki kupada mücadele ediyor. İtalya'yı 33 ile İngiltere, 32 futbolcuyla İspanya takip ediyor. Turnuvanın en genç futbolcusu Ghislain Mvom. Kamerunlu oyuncu 23 Ekim 92 doğumlu. Hani istese gider 17 yaş altı dünya kupasında da forma giyebilir. Kamerun'da sadece 6 futbolcu kendi ülkesinde top koşturuyor. Bu tur turnuvaların gediklisi Fransa kupa da olmamasına karşın 6 futbolcu Fransız takımlarında futbol oynuyor. Turnuva öncesinde kadrosunda en fazla değişiklik yaşayan takım İspanya. Son bir haftada önce Bojan Krkic sonra da Joselu kadrodan çıkarıldı. Onların yerine Murcialı Enrique Garcia ile Juventuslu forvet Iago Falque kadroya dahil edildi.Son olarak 2 yıl önce Kanada'da mücadele eden Çek Cumhuriyeti'nden Ondrej Mazuch (6 maç/0 gol) ve Tomas Pekhart (7/0), Birleşik Devletler'den Bryan Arguez (0/0) ve Brian Perk (1/0), Kosta Rika'dan Esteban Alvarado (0/0)ve Uruguaylı Tabare Viudez'in (2/0) de Mısır'daki turnuvada yer aldığını belirtelim.
25 Eylül 2009 Cuma
21 Eylül 2009 Pazartesi
kantarın topuzu biraz kaçtı...
Ben anlamıyorum,
Bir takım olacak sezon başında beri bu güne kadar resmi maçlarda sadece 1 maçta mağlubiyet alacak, diğer maçlarının hepsini kazanacak, liginde kayıpsız lider olacak, liginin en iyi defansı olacak ve bu kadar eleştiriye maruz kalacak...
Ben anlamıyorum,
Bir takım olacak geçen sezon daha ilk yarıdan bütün umutlarını kaybetmiş olacak, deplasmanda değil galibiyet puan bile almakta zorlanacak, sahasında Kayseri'den 4 gol yiyecek ve birkaç değişiklikle yeni sezonda bu başarıyı yakalayacak ancak yine bu kadar eleştiriye maruz kalacak
Ben anlamıyorum,
Ben demekki futboldan anlamıyorum, sözde Fenerbahçe medyası ( ki taraflı medya konsepti basın anlayışıma karşıttır) senelerdir Fenerbahçe'nin deplasman fobisi var, Fenerbahçe her sezona yenilgi ile başlıyor, Fenerbahçe frikikten gol atamıyor, Fenerbahçe'de yedek oyuncular fiziksel açıdan hazır değiller şeklinde handikaplar uydurmaya devam edecek ve herkes bu yorumlardan etkilenecek...
Beyler, bayanlar,
Fenerbahçe ligde 6'da 6 yapmış, belki futbol açısında çok parlak bir oyun yok sahada ancak siz değilmiydiniz büyük takım kötü oynasa da kazanması lazım diye....yarın Fenerbahçe 4-5 atacak bu sefer Turkcell Süper lig çok zayıf geçen senelerde ki rekabet yok olacak...
Anlayacağınız hep bahane...
Fenerbahçe süper mi? Hayır süperden uzak, hatta vasat ancak kazanıyor...Fenerbahçe eleştirilemez mi ? Eleştirilir, hem de her konuda ancak adaletli davranılırsa....İBB maçından sonra X kanalda X ağabeyimiz " en dandik kaleci bile o golü yemezdi " dedi...madem golleri sıralayacağız...o zaman yerlere göklere sığdıramadığımız Galatasaray'ın Panathinaikos maçında attığı golleri de teraziye koyalım....
Fenerbahçe yorgun, Fenerbahçe kötü futbol oynuyor, Fenerbahçe gol yollarında eksik..ama Fenerbahçe aynı zamanda ligin en çok gol pozisyonuna giren takımı. Şimdi soruyorum bu pozisyonları Güiza, Alex ve diğerleri daha becerikli bir şekilde değerlendirmiş olsalardı bütün bu eleştiriler yapılacak mıydı? Yoksa tek düze, sözde Fenerbahçe basını başka bahaneler arayacak mıydı???
Etiketler:
fenerbahçe,
futbol,
yerel
18 Eylül 2009 Cuma
süper başlangıç
Bu bir grup mücadelesi ise, gruptaki rakiplerinden birini deplasmanda mağlup ederek turnuvaya başlamak, güzel iştir. Galatasaray’ın etkili oyunculardan kurulu hücum hattı, rakipleri baskı altında tutuyor ve kimi yerde hataya zorluyor. Beşiktaş maçından sonra, Panathinaikos maçında da görülen buydu.
Yine Beşiktaş maçına benzer, çok erken gelen gol, maçın kimyasını değiştirdi. İlk golde aslan payı, müthiş bir çalımla pozisyonu hazırlayan Milan Baros’a aitti. Ve hakkını yemeyelim, bir de Panathinaikos stoperinin goldeki olağanüstü katkısının.
Stoper sıkıntısı, Galatasarayda bolluk ya da yokluk çizgisinde yaşanıyor her seferinde. Biri sakat ya da hasta olursa, kalanlar da peşpeşe ortadan kayboluveriyorlar. Son hadise de bunun örneği; Gökhan yok, Servet hasta, Emre sakatlanıyor. Hakan Balta ne kadar sol bek olmak istiyorsa, kaderi onu iki misli stopere doğru itiyor.
Galatasaray teknik heyeti dün bazı kritik kararlar verdi, onları tartışalım:
1. Arda’nın maça yedek başlaması: Bosna ve Beşiktaş maçlarında gördüğümüz Arda’nın Atina deplasmanında kenarda oturması, futbol adına tartışılabilecek bir karardı. Ancak Arda’nın kafasında olduğunu düşündüğümüz, vücut diline yansıyan, sıkıntıları üzerinden atması, bir nebze olsaun rahatlaması için de doğru bir karar. Teknik kadronun kararını destekliyorum. Kaldı ki yerine oynayan adamlar Harry Kewell ve Elano idi.
2. Emre Güngör’ün sakatlığı sonrası Uğur Uçar tercihi: Sert geçeceği düşünülen bir maçta, henüz oyunun başlarında ve skor 1-0 gibi kritik bir halde iken, elinizdeki stoperler de yukarıda özetlediğimiz gibi tükenmişken, Hakan Balta’yı içeri çektiğinizde elinizde üç alternatif bulunuyordu; iki yedek sol bek (Alparslan ve Caner) ve bir yedek sağ bek (Uğur). Alparslan’ın yetersiz, Caner’in ise uyumsuz olabileceğini düşünerek kritik bir kararla Uğur’u tercih etti Rijkaard. Alışık olmadığı pozisyonda zaman zaman ofsayt uygulamalarını bozsa da, Uğur’un savunma katkısı beklendiği gibi oldu.
3. M.Sarp-M.Topal ikilisi: Bunu ben yazmaktan bıkmayacağım. Bu oyuncular, birbirlerine alternatiftir, partner değil. Ayhan’ın yokluğunda alternatifi Barış Özbek olmalıdır. Eğer Barış Özbek bu görev için hazır değil ise, samimiyetle bunun nedenleri araştırılmalıdır. Barış Özbek, yaşı, potansiyeli ile Galatasaray geleceği için önemli bir değer ve sanki bu sezon olması gerekenden az kullanılıyor. Rijkaard ve ekibinin forma dağıtma adaletinden şüphem yok, bu sebeple sorun her neyse çözümü için çaba sarfedilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir de kişisel performansını mercek altına almamız gereken Elano Blummer var, maçı ikisi de kısmetli iki gol ve bir şahane asist ile bitiren oyuncu. Elano, bugüne kadar ortaya koyduğu performans ile bana bir “temiz ve basit futbol” kralı izlenimi yaratıyor. Zaman zaman ekstra estetik işler yapsa da, uzmanlık alanı oyunu açmak. Hücumda en önemli, en zor bulunan meziyet. Çapraza attığı 30-40 metrelik topların hayranıyım. Ama bir küçük not; dün oyundan çıkarılışından hiç memnun olmadı. Açıkçası ben de memnun olmadım. Elano ve Arda’yı alternatif yapmaktan çok, birlikte oynama alışkanlığı edindirmeye ihtiyacı var Galatasaray’ın.
Ve skor 3-0 iken bir hayli bunaldı Galatasaray. Deplasmandasınız, 3-0 galipsiniz, ne yaparsanız yapın bunun bir rehaveti var. Rakip de kendi seyricisinin baskısında ve hücum etmek mecburiyetinde. Ve Ayhan gibi bu anlarda orta alanda nefes aldıracak paslarınızı yapabilen bir adamınızdan yoksunsunuz. Bir kez daha Leo Franco’yu test etme imkanı olmuştur bu maç ve test yine başarıyla geçmiştir. Ve etkin özelliği hücum etmek olan Galatasaray takımı, ne yaparsa yapsın zaman zaman bu baskıları yaşayacaktır. İşte orda kritik olan önliberolar, savunmacılar ve kalecinin katkısıdır.
Son not; Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarının 2’de 2 ile geçilmesi, sahası diğer takımlardan farklı, kendisi can derdindeki Kasımpaşa maçı için tehlike yaratmaktadır. Rakibin durumunun Galatasaray takımında ve teknik heyetinde rehavet yaratmaması lazım, aksi takdirde sezonun ilk mağlubiyetini almak çok sürpriz bir maça denk gelebilir.
by Nurullah Bakır
Yine Beşiktaş maçına benzer, çok erken gelen gol, maçın kimyasını değiştirdi. İlk golde aslan payı, müthiş bir çalımla pozisyonu hazırlayan Milan Baros’a aitti. Ve hakkını yemeyelim, bir de Panathinaikos stoperinin goldeki olağanüstü katkısının.
Stoper sıkıntısı, Galatasarayda bolluk ya da yokluk çizgisinde yaşanıyor her seferinde. Biri sakat ya da hasta olursa, kalanlar da peşpeşe ortadan kayboluveriyorlar. Son hadise de bunun örneği; Gökhan yok, Servet hasta, Emre sakatlanıyor. Hakan Balta ne kadar sol bek olmak istiyorsa, kaderi onu iki misli stopere doğru itiyor.
Galatasaray teknik heyeti dün bazı kritik kararlar verdi, onları tartışalım:
1. Arda’nın maça yedek başlaması: Bosna ve Beşiktaş maçlarında gördüğümüz Arda’nın Atina deplasmanında kenarda oturması, futbol adına tartışılabilecek bir karardı. Ancak Arda’nın kafasında olduğunu düşündüğümüz, vücut diline yansıyan, sıkıntıları üzerinden atması, bir nebze olsaun rahatlaması için de doğru bir karar. Teknik kadronun kararını destekliyorum. Kaldı ki yerine oynayan adamlar Harry Kewell ve Elano idi.
2. Emre Güngör’ün sakatlığı sonrası Uğur Uçar tercihi: Sert geçeceği düşünülen bir maçta, henüz oyunun başlarında ve skor 1-0 gibi kritik bir halde iken, elinizdeki stoperler de yukarıda özetlediğimiz gibi tükenmişken, Hakan Balta’yı içeri çektiğinizde elinizde üç alternatif bulunuyordu; iki yedek sol bek (Alparslan ve Caner) ve bir yedek sağ bek (Uğur). Alparslan’ın yetersiz, Caner’in ise uyumsuz olabileceğini düşünerek kritik bir kararla Uğur’u tercih etti Rijkaard. Alışık olmadığı pozisyonda zaman zaman ofsayt uygulamalarını bozsa da, Uğur’un savunma katkısı beklendiği gibi oldu.
3. M.Sarp-M.Topal ikilisi: Bunu ben yazmaktan bıkmayacağım. Bu oyuncular, birbirlerine alternatiftir, partner değil. Ayhan’ın yokluğunda alternatifi Barış Özbek olmalıdır. Eğer Barış Özbek bu görev için hazır değil ise, samimiyetle bunun nedenleri araştırılmalıdır. Barış Özbek, yaşı, potansiyeli ile Galatasaray geleceği için önemli bir değer ve sanki bu sezon olması gerekenden az kullanılıyor. Rijkaard ve ekibinin forma dağıtma adaletinden şüphem yok, bu sebeple sorun her neyse çözümü için çaba sarfedilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir de kişisel performansını mercek altına almamız gereken Elano Blummer var, maçı ikisi de kısmetli iki gol ve bir şahane asist ile bitiren oyuncu. Elano, bugüne kadar ortaya koyduğu performans ile bana bir “temiz ve basit futbol” kralı izlenimi yaratıyor. Zaman zaman ekstra estetik işler yapsa da, uzmanlık alanı oyunu açmak. Hücumda en önemli, en zor bulunan meziyet. Çapraza attığı 30-40 metrelik topların hayranıyım. Ama bir küçük not; dün oyundan çıkarılışından hiç memnun olmadı. Açıkçası ben de memnun olmadım. Elano ve Arda’yı alternatif yapmaktan çok, birlikte oynama alışkanlığı edindirmeye ihtiyacı var Galatasaray’ın.
Ve skor 3-0 iken bir hayli bunaldı Galatasaray. Deplasmandasınız, 3-0 galipsiniz, ne yaparsanız yapın bunun bir rehaveti var. Rakip de kendi seyricisinin baskısında ve hücum etmek mecburiyetinde. Ve Ayhan gibi bu anlarda orta alanda nefes aldıracak paslarınızı yapabilen bir adamınızdan yoksunsunuz. Bir kez daha Leo Franco’yu test etme imkanı olmuştur bu maç ve test yine başarıyla geçmiştir. Ve etkin özelliği hücum etmek olan Galatasaray takımı, ne yaparsa yapsın zaman zaman bu baskıları yaşayacaktır. İşte orda kritik olan önliberolar, savunmacılar ve kalecinin katkısıdır.
Son not; Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarının 2’de 2 ile geçilmesi, sahası diğer takımlardan farklı, kendisi can derdindeki Kasımpaşa maçı için tehlike yaratmaktadır. Rakibin durumunun Galatasaray takımında ve teknik heyetinde rehavet yaratmaması lazım, aksi takdirde sezonun ilk mağlubiyetini almak çok sürpriz bir maça denk gelebilir.
by Nurullah Bakır
Etiketler:
ecnebi,
futbol,
galatasaray,
pao,
uefa europa league,
yerel
16 Eylül 2009 Çarşamba
les arbitres - I
"Les Arbitres" Euro 2008'de görevli 12 hakemin turnuva boyunca maçlardan önce ve sonra, maçlar sırasında yaşadıklarını anlatan 77 dakikalık bir belgesel film.
Filmin premöyeri dün Paris'te yapıldı. Ülkemize gelir mi bilemiyorum ama fragmanlarından anladığımız kadarıyla bizim ilgimizi çekebilecek sahneler dolu bir film gibi görünüyor. Bu parlak fikri hayata geçiren Belçikalı yapımcılar Yves Hinant ile Eric Cardot'u da kutlamak gerekiyor...
Filmin premöyeri dün Paris'te yapıldı. Ülkemize gelir mi bilemiyorum ama fragmanlarından anladığımız kadarıyla bizim ilgimizi çekebilecek sahneler dolu bir film gibi görünüyor. Bu parlak fikri hayata geçiren Belçikalı yapımcılar Yves Hinant ile Eric Cardot'u da kutlamak gerekiyor...
15 Eylül 2009 Salı
13 Eylül 2009 Pazar
derbi analizi
İlk dört maçından galibiyetle ayrılan ve Avrupa ligi elemelerinde fırtına gibi esen Galatasaray için gerçek imtihanın Beşiktaş maçı olduğu söyleniyordu. Lige istediği gibi başlayamayan Beşiktaş’ın ise Galatasaray maçını fırsat bilip toparlanmaya geçmesi bekleniyordu. 90 dakika oynandı ve Galatasaray lehine 3-0 sonuçlandı. Bugün bir değişiklik yapalım, her iki takımı da oyuncu bazında değerlendirelim. Takım değerlendirmemizi de bunun içine dahil edelim. Öncelikle 11’ler ve dizilişler:
Galatasaray (4-2-3-1): Leo Franco; Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta; Mustafa Sarp, Mehmet Topal; Keita, Arda, Kewell; Baros
Beşiktaş (4-2-3-1): Rüştü; İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İsmail; Ekrem, Ernst; Serdar Özkan, Tabata, Yusuf; Nihat
Galip ve evsahibi olan taraftan, Galatasaray’dan başlayalım:
Leo Franco: Bugüne kadar oynadığı en iyi maçtı. Kritik müdahaleler yaptı. Maçı gol yemeden bitirmiş olmasında Beşiktaşlı oyuncularından ciddi katkısı olduğunu kabul etmekle beraber, kesinlikle güven verdi.
Emre Aşık-Servet: Uyum ve kademe konusunda birbirini tanıyan ve tamamlayan bir ikili, belli standardın altına yine inmediler. Koşarak gelen oyuncu karşısında tarihi zaafı bulunan Servet, bir pozisyonda Serdar Özkan karşısında yine çok zor duruma düştü, not düşelim. Fakat Galatasaray kenar yönetiminin bu oyunculara uzun pas yapmayı yasakladığını, hata yapma pahasına topu oyuna yerden sokmaları konusunda net ve kesin talimat verdiğini düşünüyorum. Elbette hoş bir talimat ancak Beşiktaş önünde en az 3 pozisyonda bu şekilde kaptırılan toplar sorun yarattı. İş ki Panathinaikos önünde tekrarı yaşanmasın.
Sabri Sarıoğlu: Bence Galatasaray’ın en iyisiydi. Çok konsantreydi. Yusuf, karşılıklı oynaması hem kolay, hem de çok zor bir adam. Yavaş olduğu için kolay, aşırı teknik olduğu için zor. İşini iyi yaptı, hücum katkıları çok olumluydu.
Hakan Balta: Görev adamı, yine işini yaptı. Galatasaray böyle bir oyuncuya sahip olduğu için şanslı. Profesyonel, beyefendi, çalışkan ve iyi topçu.
Mustafa Sarp-Mehmet Topal: Bu iki oyuncuyu birlikte kullanmanın doğru bir fikir olmadığını geçen yazımda da belirtmiştim, fikrimde ısrarcıyım. Galatasaray arzu ettiği tempoyu yakalayamadıysa, Mustafa ve Mehmet’in top dağıtımı konusundaki eksiklerinin de bunda payı var. Ayhan’ın boşluğu dolmuyor. Bence Mehmet ve Mustafa birbirlerine alternatif olmalı ve partnerleri de Ayhan’ın yokluğunda Barış olmalıydı. Savunma tarafındaki performanslarına ise söyleyecek sözüm yok elbet.
Keita: Tribünler pek seviyor, teknik şovlarını. Şimdilik bu şovlar tribünü coşturmaya yarıyor, sonuca katkı zayıf. Ama süper teknik ve süratli bir oyuncu, varlığı rakip savunmalar için bir eşleşme kabusu. Birebirde İsmail Köybaşı da perişan oldu.
Kewell: Pek keyifli bir gününde değildi ama işini de hep olduğu gibi vasatın üstünde yaptı. Mesele, hücum hattındaki topçular, eskiden olduğu kadar fazla hazır pas almadılar orta alan ve savunmadan. O yine de sonuca etki edecek katkısını yaptı, tereddütsüz.
Arda Turan: Bosna deplasmanındaki oyununu aynen sürdürdü. Ya Estonya maçında sarfedilen efor, ya da bizim bilmediğimiz gerekçelerle, Arda kötü oynuyor. Hareketsiz, bekleyerek oynuyor. Gerçekten kötüydü. Kredibilitesi mevcut, sorun yok. Ama toparlanması lazım.
Milan Baros: Golcü, kariyerli topçu, geçen yılın gol kralı; eyvallah, ama adam belki Galatasaray’ın en çok çalışan futbolcusu konumunda. Doğru yerde, doğru zamanda bulunarak yine iki golünü attı.
Genel değerlendirme: Galatasaray sezonun en kötü topunu oynadı ve bu Yunanistan deplasmanı öncesi iyi değil. Durarak oynadı Galatasaray, ki bu oyun sistemine tamamen aykırı. Bunun sebebi, erken gelen golün rehaveti ile milli takım dönüşü yorgunluğun sonucu denebilir mi? Mümkündür, ancak karakteristikleşen Galatasaray futbolu, dinamizm üzerine kurulu.
Ve Galatasaray’ın attığı olağanüstü güzellikteki üçüncü gol. Rakiplerin, iyi ya da kötü gününde Galatasaray’a karşı oynadıklarında karşılaşacakları riskleri gösteren gol. Sabri-Elano-Kewell üçlüsünün paslaşması ve ardından Baros’un bitiren vuruşu. Galatasaray en kötü anında bu ve buna benzer skorları yaratabilecek bir takım, en önemli artısı da bu.
Beşiktaş
Rüştü: Tecrübesine yakışmayacak hatalar yaptı ve skora doğrudan etki etti. Çok kötüydü.
Sivok – Ferrari: Uyumlu bir stoper ikilisi. Her ikisi de özellikli oyuncular. Galatasaray’dan yenen üç gol, bu ikilinin kolektif uyum sıkıntısından kaynaklanmıyor, münferit hatalar ve rakip yaratıcılığı sonucuydu.
İbrahim Kaş: Ne Denizli, ne Terim; bu oyuncuda ne buluyorlar, ben anlamıyorum. Ekrem’i bek oynatıp Fink’i 11 başlatmak ya da Holosko’yla maça başlamak, kötü fikir mi? Ama Mustafa hoca yapmıştır, söyleyecek bir şey yok. İnşallah birgün ondaki cevheri biz Türk futbolseverler de anlayabileceğiz.
İsmail Köybaşı: Genç bir oyuncunun en zor döneminden geçiyor. Maliyetli bir transfer, herkes ona bakıyor, bir şeyler yapması için. Yukarıda da yazdık, ligde eşleşilmesi en sakıncalı adamla oynadı, zorlandı. Hücum katkısı sıfıra yakındı. Doğru bir yatırım, biraz zamana ihtiyacı var sadece. Israr edilmesini doğru buluyorum.
Ekrem – Ernst: Ekrem’in alışık olmadığı bu bölgede oynatılmasının sebebi, Arda’ya neredeyse adam markajı uygulamasıydı. Kötü bir Arda’ya karşı oynayınca, verilen vazifeyi yerine getirmiş oldu. Ama takım oyununa katkı yapamadı. Ekrem, Mustafa Denizli elinde, Beşiktaş’ta iyi bir bek oldu. Bence yerinden kıpırdatmamak lazım. Ernst ise Cisse ile beraber oynadığı zamanlardaki kadar verimli değil. Takımın genel formsuzluk hali, ona da yansımış halde.
Serdar Özkan: Onu oynatmak da, oynatmamak da risk. Öyle işler yapıyor ki, Servet’in karşısında yaptıkları gibi, ağzınız açık kalıyor. Sonra öyle goller kaçırıyor ki, takımın kaderi ile oynuyor. Holosko’ya tercih etti onu Mustafa hoca, ilk 11’ini seçerken. Akılda kalan ise sadece kaçırdığı goller.
Tabata: Bu ülkede futbolla ilgilenen ne kadar insan varsa, hepsinin gözü onun üzerindeydi. Risk almadı, sorumluluk almadı. Kötü de oynamıyordu ama oyundan çıktı. Oyundan alınış kararının doğru olmadığını düşünüyorum. Baskıyı ancak oynayarak atacaktır üzerinden.
Yusuf: Mustafa Denizli’nin anlaşılması en güç kararlarından biri daha. Yusuf ile maça başlamak, hadi başladınız, sol açık oynatmak. Yusuf’un rolü son dakikalarda topu tutmak ya da kilitlenen oyunlarda yaratıcılığından faydalanmak olmalı diye düşünüyorum. Zehir gibi adamları kenarda tutup, ilk 11 başlatmak değil.
Nihat: Tek santrafor olarak bu sistemde yapabileceği bir şey yok. Hele mevcut haliyle bu neredeyse imkansız. Bobo ve Nobre’ye tercih edilmesinin tek sebebi, adının Nihat olmasıdır. Ve sezonun flaş transferi olması.
Genel değerlendirme: Beşiktaş’ın kadro kimyası ile Mustafa hocanın oynatmaya çalıştığı sistem arasında uyum sorunu var. Açalım; “10,5 numara” numara muhabbeti çok uzadı biliyorsunuz ve sonunda Tabata kadroya dahil oldu. Tabata ile oynadığınızda, tek forvet oynama mecburiyetiniz var. Yani Nihat, Bobo, Nobre’den ikisi kenarda kalmalı. Bu bir takım kimyası sorunudur ve idare etmesi güçtür. Şaşılacak olan, Tabata’yı aldırmadan önce, bu kadar üst düzey forveti olan Mustafa Denizli’nin çift forvetli 4-4-2’yi hiç denememiş olmasıdır. Yaratıcılık yükünü basbaya kanatlarda oynayan Holosko ve Tello’ya yükleyerek bu denenebilirdi. Denenmeden Tabata yatırımına gidildi, ki oynatmaya mecbursunuz. Görüyoruz ki hoca bu mecburiyeti Nihat için de hissediyor; Holosko, Bobo ve Nobre’ye kulübe yolları gözüktü. Değil Denizli, Alex Ferguson olsa bu kadar yıldızı kulübeye oturtup bu kadroyu psikolojik olarak hazır tutamaz. Bu haliyle Beşiktaş’ın müthiş bir takım kimyası sorunu vardır ve çözümü de zor görünmektedir. Hoca ya da yönetim, bu sorunun sebebi de yanlış transfer politikasıdır.
by Nurullah Bakır
Galatasaray (4-2-3-1): Leo Franco; Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta; Mustafa Sarp, Mehmet Topal; Keita, Arda, Kewell; Baros
Beşiktaş (4-2-3-1): Rüştü; İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İsmail; Ekrem, Ernst; Serdar Özkan, Tabata, Yusuf; Nihat
Galip ve evsahibi olan taraftan, Galatasaray’dan başlayalım:
Leo Franco: Bugüne kadar oynadığı en iyi maçtı. Kritik müdahaleler yaptı. Maçı gol yemeden bitirmiş olmasında Beşiktaşlı oyuncularından ciddi katkısı olduğunu kabul etmekle beraber, kesinlikle güven verdi.
Emre Aşık-Servet: Uyum ve kademe konusunda birbirini tanıyan ve tamamlayan bir ikili, belli standardın altına yine inmediler. Koşarak gelen oyuncu karşısında tarihi zaafı bulunan Servet, bir pozisyonda Serdar Özkan karşısında yine çok zor duruma düştü, not düşelim. Fakat Galatasaray kenar yönetiminin bu oyunculara uzun pas yapmayı yasakladığını, hata yapma pahasına topu oyuna yerden sokmaları konusunda net ve kesin talimat verdiğini düşünüyorum. Elbette hoş bir talimat ancak Beşiktaş önünde en az 3 pozisyonda bu şekilde kaptırılan toplar sorun yarattı. İş ki Panathinaikos önünde tekrarı yaşanmasın.
Sabri Sarıoğlu: Bence Galatasaray’ın en iyisiydi. Çok konsantreydi. Yusuf, karşılıklı oynaması hem kolay, hem de çok zor bir adam. Yavaş olduğu için kolay, aşırı teknik olduğu için zor. İşini iyi yaptı, hücum katkıları çok olumluydu.
Hakan Balta: Görev adamı, yine işini yaptı. Galatasaray böyle bir oyuncuya sahip olduğu için şanslı. Profesyonel, beyefendi, çalışkan ve iyi topçu.
Mustafa Sarp-Mehmet Topal: Bu iki oyuncuyu birlikte kullanmanın doğru bir fikir olmadığını geçen yazımda da belirtmiştim, fikrimde ısrarcıyım. Galatasaray arzu ettiği tempoyu yakalayamadıysa, Mustafa ve Mehmet’in top dağıtımı konusundaki eksiklerinin de bunda payı var. Ayhan’ın boşluğu dolmuyor. Bence Mehmet ve Mustafa birbirlerine alternatif olmalı ve partnerleri de Ayhan’ın yokluğunda Barış olmalıydı. Savunma tarafındaki performanslarına ise söyleyecek sözüm yok elbet.
Keita: Tribünler pek seviyor, teknik şovlarını. Şimdilik bu şovlar tribünü coşturmaya yarıyor, sonuca katkı zayıf. Ama süper teknik ve süratli bir oyuncu, varlığı rakip savunmalar için bir eşleşme kabusu. Birebirde İsmail Köybaşı da perişan oldu.
Kewell: Pek keyifli bir gününde değildi ama işini de hep olduğu gibi vasatın üstünde yaptı. Mesele, hücum hattındaki topçular, eskiden olduğu kadar fazla hazır pas almadılar orta alan ve savunmadan. O yine de sonuca etki edecek katkısını yaptı, tereddütsüz.
Arda Turan: Bosna deplasmanındaki oyununu aynen sürdürdü. Ya Estonya maçında sarfedilen efor, ya da bizim bilmediğimiz gerekçelerle, Arda kötü oynuyor. Hareketsiz, bekleyerek oynuyor. Gerçekten kötüydü. Kredibilitesi mevcut, sorun yok. Ama toparlanması lazım.
Milan Baros: Golcü, kariyerli topçu, geçen yılın gol kralı; eyvallah, ama adam belki Galatasaray’ın en çok çalışan futbolcusu konumunda. Doğru yerde, doğru zamanda bulunarak yine iki golünü attı.
Genel değerlendirme: Galatasaray sezonun en kötü topunu oynadı ve bu Yunanistan deplasmanı öncesi iyi değil. Durarak oynadı Galatasaray, ki bu oyun sistemine tamamen aykırı. Bunun sebebi, erken gelen golün rehaveti ile milli takım dönüşü yorgunluğun sonucu denebilir mi? Mümkündür, ancak karakteristikleşen Galatasaray futbolu, dinamizm üzerine kurulu.
Ve Galatasaray’ın attığı olağanüstü güzellikteki üçüncü gol. Rakiplerin, iyi ya da kötü gününde Galatasaray’a karşı oynadıklarında karşılaşacakları riskleri gösteren gol. Sabri-Elano-Kewell üçlüsünün paslaşması ve ardından Baros’un bitiren vuruşu. Galatasaray en kötü anında bu ve buna benzer skorları yaratabilecek bir takım, en önemli artısı da bu.
Beşiktaş
Rüştü: Tecrübesine yakışmayacak hatalar yaptı ve skora doğrudan etki etti. Çok kötüydü.
Sivok – Ferrari: Uyumlu bir stoper ikilisi. Her ikisi de özellikli oyuncular. Galatasaray’dan yenen üç gol, bu ikilinin kolektif uyum sıkıntısından kaynaklanmıyor, münferit hatalar ve rakip yaratıcılığı sonucuydu.
İbrahim Kaş: Ne Denizli, ne Terim; bu oyuncuda ne buluyorlar, ben anlamıyorum. Ekrem’i bek oynatıp Fink’i 11 başlatmak ya da Holosko’yla maça başlamak, kötü fikir mi? Ama Mustafa hoca yapmıştır, söyleyecek bir şey yok. İnşallah birgün ondaki cevheri biz Türk futbolseverler de anlayabileceğiz.
İsmail Köybaşı: Genç bir oyuncunun en zor döneminden geçiyor. Maliyetli bir transfer, herkes ona bakıyor, bir şeyler yapması için. Yukarıda da yazdık, ligde eşleşilmesi en sakıncalı adamla oynadı, zorlandı. Hücum katkısı sıfıra yakındı. Doğru bir yatırım, biraz zamana ihtiyacı var sadece. Israr edilmesini doğru buluyorum.
Ekrem – Ernst: Ekrem’in alışık olmadığı bu bölgede oynatılmasının sebebi, Arda’ya neredeyse adam markajı uygulamasıydı. Kötü bir Arda’ya karşı oynayınca, verilen vazifeyi yerine getirmiş oldu. Ama takım oyununa katkı yapamadı. Ekrem, Mustafa Denizli elinde, Beşiktaş’ta iyi bir bek oldu. Bence yerinden kıpırdatmamak lazım. Ernst ise Cisse ile beraber oynadığı zamanlardaki kadar verimli değil. Takımın genel formsuzluk hali, ona da yansımış halde.
Serdar Özkan: Onu oynatmak da, oynatmamak da risk. Öyle işler yapıyor ki, Servet’in karşısında yaptıkları gibi, ağzınız açık kalıyor. Sonra öyle goller kaçırıyor ki, takımın kaderi ile oynuyor. Holosko’ya tercih etti onu Mustafa hoca, ilk 11’ini seçerken. Akılda kalan ise sadece kaçırdığı goller.
Tabata: Bu ülkede futbolla ilgilenen ne kadar insan varsa, hepsinin gözü onun üzerindeydi. Risk almadı, sorumluluk almadı. Kötü de oynamıyordu ama oyundan çıktı. Oyundan alınış kararının doğru olmadığını düşünüyorum. Baskıyı ancak oynayarak atacaktır üzerinden.
Yusuf: Mustafa Denizli’nin anlaşılması en güç kararlarından biri daha. Yusuf ile maça başlamak, hadi başladınız, sol açık oynatmak. Yusuf’un rolü son dakikalarda topu tutmak ya da kilitlenen oyunlarda yaratıcılığından faydalanmak olmalı diye düşünüyorum. Zehir gibi adamları kenarda tutup, ilk 11 başlatmak değil.
Nihat: Tek santrafor olarak bu sistemde yapabileceği bir şey yok. Hele mevcut haliyle bu neredeyse imkansız. Bobo ve Nobre’ye tercih edilmesinin tek sebebi, adının Nihat olmasıdır. Ve sezonun flaş transferi olması.
Genel değerlendirme: Beşiktaş’ın kadro kimyası ile Mustafa hocanın oynatmaya çalıştığı sistem arasında uyum sorunu var. Açalım; “10,5 numara” numara muhabbeti çok uzadı biliyorsunuz ve sonunda Tabata kadroya dahil oldu. Tabata ile oynadığınızda, tek forvet oynama mecburiyetiniz var. Yani Nihat, Bobo, Nobre’den ikisi kenarda kalmalı. Bu bir takım kimyası sorunudur ve idare etmesi güçtür. Şaşılacak olan, Tabata’yı aldırmadan önce, bu kadar üst düzey forveti olan Mustafa Denizli’nin çift forvetli 4-4-2’yi hiç denememiş olmasıdır. Yaratıcılık yükünü basbaya kanatlarda oynayan Holosko ve Tello’ya yükleyerek bu denenebilirdi. Denenmeden Tabata yatırımına gidildi, ki oynatmaya mecbursunuz. Görüyoruz ki hoca bu mecburiyeti Nihat için de hissediyor; Holosko, Bobo ve Nobre’ye kulübe yolları gözüktü. Değil Denizli, Alex Ferguson olsa bu kadar yıldızı kulübeye oturtup bu kadroyu psikolojik olarak hazır tutamaz. Bu haliyle Beşiktaş’ın müthiş bir takım kimyası sorunu vardır ve çözümü de zor görünmektedir. Hoca ya da yönetim, bu sorunun sebebi de yanlış transfer politikasıdır.
10 Eylül 2009 Perşembe
iki tercih
Yapılan tercihler bazen işe yarar bazen ise varolan bütün düzeni yerle bir eder. Fabio Capello'nun İngiltere'nin başına getirilmesi ne kadar doğru bir karar ise Sven Göran Erikkson'un da Meksika teknik direktörü olması o kadar yanlış bir tercihti.
Meksika Futbol Federasyonu yapılan baskıların da etkisiyle doğru bir zamanlamayla İsveçliyle yollarını ayırdı. Javier Aguirre'nin göreve getirilmesi ise yapılan onca yanlışın ardından alınan doğru bir karardı. Aguirre'nin göreve geldiğinde grubunda sondan ikinci sırada olan Meksika, arka arkaya alınan 4 galibiyet ile grubun zirvesine ortak oldu. Büyük bir aksilik olmazsa da gitti denilen dünya kupası vizesi de alındı. En azından şimdilik öyle görünüyor.
Aguirre'nin göreve gelişinin ardından yaptığı en isabetli hareket milli takımdan emekli olduğunu açıklayan Cuauhtemoc Blanco'nun kararından geri döndürülmesinin sağlanmasıydı. Dün oynanan Honduras maçında galibiyet golünü atan Blanco hâlihazırda Hugo Sanchez ile birlikte ülke futbolunun en önemli ismi. Blanco sadece eleme maçlarında yer alacağını açıklasa da 2010'a gidecek 23 kişilik kadroda ismi olacaktır.
Bundan 6 ay öncesine kadar en çok eleştirilen iki kişiydi federasyon başkanı Justino Compeán ile genel sekreter Decio de María. Aradan geçen 6 ay sonunda milli takımın düzlüğe çıkması bu ikiliye yönelik eleştirilerin durmasını sağladı. Tabi bunda postun başında belirttiğimiz gibi doğru zamanda alına doğru kararların payı büyük. Javier Aguirre ile birlikte gençleşen Meksika takımının önü açık gibi görünüyor.
Meksika Futbol Federasyonu yapılan baskıların da etkisiyle doğru bir zamanlamayla İsveçliyle yollarını ayırdı. Javier Aguirre'nin göreve getirilmesi ise yapılan onca yanlışın ardından alınan doğru bir karardı. Aguirre'nin göreve geldiğinde grubunda sondan ikinci sırada olan Meksika, arka arkaya alınan 4 galibiyet ile grubun zirvesine ortak oldu. Büyük bir aksilik olmazsa da gitti denilen dünya kupası vizesi de alındı. En azından şimdilik öyle görünüyor.
Aguirre'nin göreve gelişinin ardından yaptığı en isabetli hareket milli takımdan emekli olduğunu açıklayan Cuauhtemoc Blanco'nun kararından geri döndürülmesinin sağlanmasıydı. Dün oynanan Honduras maçında galibiyet golünü atan Blanco hâlihazırda Hugo Sanchez ile birlikte ülke futbolunun en önemli ismi. Blanco sadece eleme maçlarında yer alacağını açıklasa da 2010'a gidecek 23 kişilik kadroda ismi olacaktır.
Bundan 6 ay öncesine kadar en çok eleştirilen iki kişiydi federasyon başkanı Justino Compeán ile genel sekreter Decio de María. Aradan geçen 6 ay sonunda milli takımın düzlüğe çıkması bu ikiliye yönelik eleştirilerin durmasını sağladı. Tabi bunda postun başında belirttiğimiz gibi doğru zamanda alına doğru kararların payı büyük. Javier Aguirre ile birlikte gençleşen Meksika takımının önü açık gibi görünüyor.
4 dakikalık maç
Bazı maçlar vardır bir ülkenin futbol tarihinde hiçbir zaman unutulmaz unutulamaz. Riyad'daki Kral Fahd Stadyumu dün akşam o tür bir maça ev sahipliği yaptı. Cumartesi günü Manama'da karşı karşıya gelmişti Bahreyn ile Suudi Arabistan Asya kıtasının baraj maçında. 0-0'lık beraberlik Suudileri çarşamba günkü rövanş öncesinde avantajlı kılmıştı.
Fakat Suudiler'in bekledikleri hesap gerçekleşmedi üstelik iki kez öne geçmelerine rağmen. Dakikalar 90'ı gösterirken skorbordda yazılı 1-1'lik sonuç Bahreyn'in Yeni Zelanda ile eleme karşılaşması oynayacağını ifade ediyordu.
Uzatmaların ilk dakikasında ev sahibi Hamad AL MONTASHARI ile öne geçti. Bu, Suudiler'in turu geçtiği anlamına geliyordu. Stadyumu dolduran binlerce Suudi turun sevinci yaşarken 90+4'te kazanılan köşe vuruşunu Salman İSA kullandı Ismaeel LATIF gelen topa vurduğu kafa ile Bahreyn'i bir mucizeye taşıdı. 4 dakikalık uzatmalarda atılan karşılıklı goller Bahreyn'i Yeni Zelanda'nın rakibi ve muhtemelen de Güney Afrika'nın yolcusu yapıyordu.
Stadyumda bulunan binlerce Suudi'nin ve futbolcuların bu travmadan çıkması için uzun bir süre gerekecek.
Postu sonlandırırken maçın gollerini de ekledik...
Fakat Suudiler'in bekledikleri hesap gerçekleşmedi üstelik iki kez öne geçmelerine rağmen. Dakikalar 90'ı gösterirken skorbordda yazılı 1-1'lik sonuç Bahreyn'in Yeni Zelanda ile eleme karşılaşması oynayacağını ifade ediyordu.
Uzatmaların ilk dakikasında ev sahibi Hamad AL MONTASHARI ile öne geçti. Bu, Suudiler'in turu geçtiği anlamına geliyordu. Stadyumu dolduran binlerce Suudi turun sevinci yaşarken 90+4'te kazanılan köşe vuruşunu Salman İSA kullandı Ismaeel LATIF gelen topa vurduğu kafa ile Bahreyn'i bir mucizeye taşıdı. 4 dakikalık uzatmalarda atılan karşılıklı goller Bahreyn'i Yeni Zelanda'nın rakibi ve muhtemelen de Güney Afrika'nın yolcusu yapıyordu.
Stadyumda bulunan binlerce Suudi'nin ve futbolcuların bu travmadan çıkması için uzun bir süre gerekecek.
Postu sonlandırırken maçın gollerini de ekledik...
Etiketler:
dünya kupası,
ecnebi,
futbol
dünya kupası’na gidebiliyor muyuz?
“Ahmet yerine neden Mehmet oynadı ya da oynamadı”yı yazacak gün değil bugün. Bülent Timurlenk güzel söylemiş, “Yağmur suyunda insanların boğulduğu şehir” diyerek. O şehirde futbolu yazmak ne zormuş bu akşam. Afet sonucu kaybettiklerimiz ve kahrolduğumuz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kalanlara sabır diliyorum.
İspanya dışında, Bosna, Ermenistan, Belçika ve Estonya’nın bulunduğu grupta, bu saydığım takımlardan Ermenistan hariç (ki oynanmamış bir maçımız var) tamamına puan vermiş bir Türkiye var bugün elimizde. Ben iddia ediyorum ki tarihinin en iyi futbol jenerasyonunu yakalamış Türkiye. Ve bu gruptan çıkamamayı, ya da hadi ihtimal var diye ekleyelim, Estonya ve İspanya’nın olası kıyakları sonrası çıkmayı içimize sindirmemizi kim istiyorsa, kusura bakmasın. Hoca tribüne yollanınca bir tanesi bile ayağa kalkıp “head coach”luk yapmaya cesaret edemeyen Oğuz Çetin ya da Metin Tekin kadar anlayışlı olmak zorunda değilim.
Yoksa Bosna maçı berabere bitmiş, biter elbet. Gayet doğaldır, gayet zor da bir deplasmandır. Ama Bosna zor, İspanya zaten zor, Estonya da zor, deplasmanda Ermenistan’a yenilen Belçika da zor; ne yapalım biz?
Maç analizi yok bugün. Herkes kötüydü, çünkü sistem yoktu. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Doğru, hakem de olabilecek en dandik hakemlerden biriydi. Peki Dünya Kupası’na gidebiliyor muyuz? Bana bu sorunun cevabı lazım. O %1’lik ihtimal gerçekleşirse, olur da gitsek bile, bugünden sonra kimse karşımıza çıkıp, “buyur” da demeye kalkışmasın.
Sahi; Dünya Kupası’na gidebiliyor muyuz?
by Nurullah Bakır
İspanya dışında, Bosna, Ermenistan, Belçika ve Estonya’nın bulunduğu grupta, bu saydığım takımlardan Ermenistan hariç (ki oynanmamış bir maçımız var) tamamına puan vermiş bir Türkiye var bugün elimizde. Ben iddia ediyorum ki tarihinin en iyi futbol jenerasyonunu yakalamış Türkiye. Ve bu gruptan çıkamamayı, ya da hadi ihtimal var diye ekleyelim, Estonya ve İspanya’nın olası kıyakları sonrası çıkmayı içimize sindirmemizi kim istiyorsa, kusura bakmasın. Hoca tribüne yollanınca bir tanesi bile ayağa kalkıp “head coach”luk yapmaya cesaret edemeyen Oğuz Çetin ya da Metin Tekin kadar anlayışlı olmak zorunda değilim.
Yoksa Bosna maçı berabere bitmiş, biter elbet. Gayet doğaldır, gayet zor da bir deplasmandır. Ama Bosna zor, İspanya zaten zor, Estonya da zor, deplasmanda Ermenistan’a yenilen Belçika da zor; ne yapalım biz?
Maç analizi yok bugün. Herkes kötüydü, çünkü sistem yoktu. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Doğru, hakem de olabilecek en dandik hakemlerden biriydi. Peki Dünya Kupası’na gidebiliyor muyuz? Bana bu sorunun cevabı lazım. O %1’lik ihtimal gerçekleşirse, olur da gitsek bile, bugünden sonra kimse karşımıza çıkıp, “buyur” da demeye kalkışmasın.
Sahi; Dünya Kupası’na gidebiliyor muyuz?
by Nurullah Bakır
Etiketler:
dünya kupası,
futbol,
güney afrika,
yerel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





