dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2010 Perşembe

yeni zelanda'da gece maçları

Rugby Dünya Kupası'na neredeyse bir yıl var fakat organizasyon ile ilgili önemli detaylar şimdiden belli olmaya başladı. Yeni Zelanda'nın bulunduğu saat dilimi nedeniyle maçların başlangıç saatlerinde farklı bir uygulamaya gidileceği açıklandı Organizasyon Komitesi tarafından.
Turnuvadaki maçların yüzde 40'ı mümkün olan en geç saatte başlayacak. Böylece dünya üzerindeki rugby izleyicisi de aradaki saat farkından olabildiğince az hasarlı etkilenecek.
Yapılan planlamaya göre, 48 maçın 19'u İngiltere saatiyle sabah 8 ile 10'a denk gelecek şekilde başlayacak. Bu, Yeni Zelanda saatine göre ise akşam 8 anlamına geliyor.
Söz konusu 19 maçın seçiminde izleyiciyi en fazla ekran başına çekebilecek karşılaşmaların önceliği olacak. Yarı final ve final maçları ise akşam 9'da başlayacak. Avrupa/Güney Afrika saat dilimine göre bu maçlar sabah 10'da rugbyseverleri ekran karşısına geçirecek.

2 Eylül 2010 Perşembe

dünya kupası balonunun turu...

2011'de Yeni Zelanda'da yapılacak olan Rugby Dünya Kupası'nın "resmi balonu", çıkmış olduğu dünya turunu tamamladı. 25 metre uzunluğunda, 13 metre yükselikliğindeki 200 kişi kapasiteli balon, Paris, Londra ve Tokyo'yu turladıktan sonra son durağı Sydney'e indi.
Ünlü Opera Binası'nın yanında 10 gün boyunca konuklarını ağırlayacak olan balon, gelecek yıl dünya kupası boyunca turnuvanın düzenleneceği şehirleri gezerek rugbyseverleri karşılayacak...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

corinthians'ın yeni stadyumu

1 Eylül Çarşamba Corinthians'ın 100. kuruluş yıldönümü. 100. Yıl etkinlikleri arasında en önemlisi yeni stadyumun yapımı. Corinthiasn'ın yeni stadyumunun yapımına gelecek yılın ocak ayında başlanacak. 2013 Şubat'ında da hizmete girmesi planlanıyor. 48 kişi kapasiteli olacak stadyumun kale arkalarında yapılacak yeni düzenlemelerle 70 bin kişi kapasiteyi de bulması mümkün olacak. Bu özelliği sayesinde de 2014 Dünya Kupası'nın açılış maçının oynanması kuvvetle ihtimal bu yeni stadyumda.
Stadyumun 2013'teki Konfederasyon Kupası'nda kullanılması da hedefleniyor. Stadyum São Paulo'nun doğusunda yer alan Itaquare'da konuşlanacak ve 20 bin metrekarelik bir alana yayılacak. Ki stadyumun hemen yanında da bir antrenman tesisi bulunacak. Maliyetinin 170 ile 200 milyon dolar arasında olması bekleniyor. Corinthians, inşaatı üstlenen Odebrecht adlı şirketten stadyumun isim haklarını satın alacak. Böylece stadyumun içerisinde ve etrafında bulunan restaurant, alış veriş merkzleri ve park alanlarının hakları da kulübe ait olacak. 
Stadyumunla ilgili tek sorun maliyetin karşılanmasına dair öngörülen finansal plan. Corinthians stadyumun maliyetinin tamamını karşılayamıyor. Fakat kulüp, kamusal kaynakların -vergi gibi- stadyumun yapımının maliyetinin  karşılanması için kullanılmasını istemiyor. Bu durumun çözümü için, Brezilya Futbol Federasyonu ve FIFA'nın Corinthians'a sunacağı öneriler bekleniyor. Bu konuda en iyi çözümü uygulamak istiyor kulüp yönetimi. Stadyumun yapımı sırasında da 80 ile 90 milyon dolar arasında ekstra bir maliyet olabileceği öngörülüyor. Bu nedenle de stadyumunun yapımının finansal planı daha da önem kazanıyor.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

maracana'da çalışmalar başladı

2014 Dünya Kupası çalışmalarının başladığı ilk stadyum Maracana oldu. Dünyanın en büyük stadyumu olarak 1950 Dünya Kupası finaline de ev sahipliği yapan Maracana'da ilk etapta koltukların yüksekliğinin azaltılmasına başlandı. Bu işlemin maliyetinin 398 milyon dolar tutması bekleniyor. Bu süreçte stadyumun kapasitesi yarıya inecek fakat futbol karşılaşmaları için kullanılmaya devam edilecek. 2 ay sonra ise tamamen kapatılacak olan Maracana'nın yenilenmiş haliyle 31 Aralık 2012'de açılması hedefleniyor. Bu yenilme çalışmalarında sahanın boyutu küçültülecek, üstü kapanabilir bir hal alacak...  

29 Temmuz 2010 Perşembe

rugby dünya kupası itv'nin

ITV 2011'de Yeni Zelanda'da düzenlenecek Rugby Dünya Kupası'nın yayın haklarını satın aldı. İngiliz yayıncı kuruluş ayrıca, 2015 yılında İngiltere'de düzenlenecek Rugby Dünya Kupası'nın da yayın haklarının sahibi oldu.
Yapılan anlaşmaya göre ITV, 2011'de Yeni Zelanda'daki turnuvada her maçı canlı olarak yayınlayacak. Bunun yanısıra bütün maçlar itv.com'dan da canlı olarak yayınlanacak. ITV'nin yaptığı yayın anlaşması özet görüntüler, videolar ve internet ile cep telefonu haklarını da içeriyor.
ITV 1991'den bu yana tüm rugby dünya kupalarını yayımladı. İngiltere'nin şampiyon olduğu 2003 yılındaki Rugby Dünya Kupası final maçını 15 milyon kişi televizyondan izlemişti...

23 Temmuz 2010 Cuma

dunya kupası hatırası


İspanyollar dünya kupasını kazanmalarının ardından bugün şampiyonlukla ilgili "hatıra paraları" satışa sundular. Altın ve gümüş olmak üzere, üstünde "Güney Afrika 2010 Dünya Kupası Şampiyonu" yazılı iki çeşit para satışa sunuldu. Altın paraların tanesinin nominal değeri 20, gümüş olanların ise 10 avro. İlk etapta 20 adet hatıra para satışa çıkarıldı. Söz konusu hatıra paraları satın almak isteyenler gümüş olanlar için 44,  altın paralar için ise 65 avroyu gözden çıkarmak zorundalar...

20 Temmuz 2010 Salı

en forslu yatırım bankacısı

Dünyadaki bankacılar içerisinde ondan forslu olamaz herhalde. Kaç bankacı bir dünya kupası'nda mücadele edebilir ki. Yeni Zelanda'nın Güney Afrika'daki Dünya Kupası'nda mücadele eden 23 kişilik kadrosunda yer alan Andy Barron, turnuvadaki tek amatör futbolcuydu. Asıl işi yatırım bankacılığı olan Barron, yarı zamanlı olarak da futbolla uğraşıyordu. Gerçi onun bu amatör uğraşısını Yeni Zelanda'dan Minnesota'ya kadar gitmesini ve bir sezon ABD İkinci Ligi'nde oynayacak kadar seviyordu.
Andy Barron, Aralık ayında Dünya Kupası'ndan sonra futbolu bırakacağını ve tam zamanlı olarak yatırım bankacılığına odaklanacağını açıklamıştı. Dediğini yaptı ve Dünya Kupası'nda İtalya'ya karşı dört dakika oynamış bir yatırım bankacısı olarak kariyerine devam etmeye karar verdi birbirinden harika anlatacak hikayesiyle birlikte... 

19 Temmuz 2010 Pazartesi

yeni zelanda'ya son bilet

Uruguay'ın kaderine play-off maçları oynamak yazılmış herhalde. Güney Afrika'daki Dünya Kupası'na katılmak için Kosta Rika ile play-off maçı oynamışlardı. 2011 Eylül'ünde Yeni Zelanda'da yapılacak Rugby Dünya Kupası'na katılabilmek için de play-off maçı oynayacak Uruguay.
Geçtiğimiz haftasonu Kazakistan'ı Montevideo'da 44-7 yenerek Romanya'nın rakibi oldular. Romanya ise Buzov'da karşılaştığı Tunus'u fena benzetti, 56-13 ile geçti.
Romanya 1987'den beri düzenlenen bütün Dünya Kupalarında mücadele etti. Uruguay ise 1999 ve 2003 yıllarında düzenlenen kupalarda yer aldı. Ki 1999'da Galler'de düzenlenen turnuvaya yine bir play-off mücadelesi sonunda katılmaya hak kazanmıştı. O zaman play-off turunda daha kolay bir rakip, Fas vardı karşılarında. 
Kasım ayında bir tanesi Bükreş, diğeri de Montevideo'da olmak üzere iki maç oynanacak. Bu iki maç sonunda, Uruguay - Romanya ikilisinden biri Rugby Dünya Kupası'nın son yolcusu olacak ve Arjantin, İngiltere, İskoçya ve Gürcistan'ın yer aldığı B grubunda mücadele edecek.   

12 Temmuz 2010 Pazartesi

empire state building'e ispanyol damgası

Caner Eler keşfetti sağolsun. Empire State Building renkten renge bürünüyormuş. İspanya'nın Dünya Kupasını kazanmasıyla birlikte kulenin tepesi de İspanyol bayrağı renklerine bürünmüş. Bununla da sınırlı değil Esmpire State Building'in renk değiştirmesi. Özel günler için farklı renklere bürünebiliyor ayrıntılar için şuraya tıklamak yeterli....

9 Temmuz 2010 Cuma

afrikalılar mı ilkel, avrupalılar mı?

Birkaç yıl önce Dünya Kupası'nın ilk kez Afrika'da düzenleneceğini öğrendiğim zaman içimden "kim bilir turnuva boyunca neler görürüz? Ne büyüler, ne büyücüler peydah olur?" demiştim, hatırlıyorum. Şampiyona başladı bitiyor, Afrika'da bu turnuvaya özel "pes" dedirten bir şey gelmedi Afrikalılardan... Nijerya takımının, devlet başkanları tarafından önümüzdeki 2 yıl boyunca uluslararası turnuvalara katılmasının yasaklanması büyü ile falla ilgili bir şey değildir; gururla-erk karışımı komik ve sempatik bir şeydir. Bence tabii. 
Şampiyonanın Afrika'da düzenlenmesi vızvız öten vuvuzelalardan başka ne gariplik getirdi sahi? Onun da, yani vuvuzelaların da suyunu çıkartan Afrikalılar değil, biz Avrupalılar olmadık mı?
İngiltere'de, medeniyetin beşiğinde ve futbolu icat etmekle övünen adamların torunlarından biri, evinin penceresinden tüfeğiyle yoldan geçen Manchester United'lı bir genci sırf vuvuzela öttürüyor -"çalıyor" diyebilmek için anlamlı ve ahenkli sesler çıkarttırmak lazım bir alete- diye başından iki kurşunla vurabildi!. (Hedefe isabet ettirdiği için değil, cüret ettiği için "vurdu" yerine "v u r a b i l d i")
Hani Afrikalılar ilkeldi? Veya bizim ülkemizde de daha sezon başlamamışken kıytırık bir maçta tribündekilerden biri vuvuzela çalıyor diye saha ve tribün tekme tokat birbirine girmedi mi? Ne medeniyiz di mi ama!
Gelelim başlığı asıl tetikleyen konuya:
Nedir bu ahtapot salatası, aman pardon safsatası allah aşkına?
Avrupa'da bir akvaryumda bir ahtapot varmış da, o ahtapot maçın galibini daha maç başlamadan bilebiliyormuş da, efendim, iki ülke bayrağını önüne koyuyorlarmış, ahtapot hangi bayrağa giderse maçın galibi o oluyormuş..! %50 ihtimali art arda iki-üç kere tutturdu diye uçsuz bucaksız denizlerin güzelim hayvanını küçük bir akvaryuma tıktıkları yetmiyormuş gibi bir de garibanı (hani yolda top bulsa, bomba diye sürüne sürüne karakola götürecek) futbol otoritesi (en azından tahmin otoritesi!) tayin ettiler ya pes! Hatta yuh!
Bugün gazeteleri açıyorum ve ne göreyim? Bizim önde gelen (tirajda, başka bir şeyde değil) gazetelerimizden biri, işe bir de eziklik ve özenti boyutlarını da ekleyerek "bizim ahtapot da İspanya dedi" diye manşet atmamış mı? Bu konuya tam 1 sayfa ayırmamış mı?
Gazetenin küfürbaz yazı işleri yetkilisine küfürsüz mail bombardımanı yapıp bir güzel sormak lazım: "Noooldu? patlatacak transfer bombası haberi mi kalmadı? Hoş ve boş sayfalarınız daha da mı boş kaldı?" diye...
Medeni Avrupalıları bilimsellikten uzaklaştıran, kahin ahtapotun önüne önümüzdeki hafta bir Türk bir de bu Pazar akşamı oynanacak final maçının galibinin bayrağını koyarlarsa şaşmayın! Garibanın canı o an öyle çekti diye gidip Türk bayrağını seçerse, siz o zaman seyreyleyin cümbüşü! Ertesi gün gazetelerde sürmanşet:
Türkiye, Dünya şampiyonu ile oynasaydı, şampiyonu yenerdi!
Bir de ne düşündüm, onu da söyliyeyim ve bu komik konuyu daha fazla uzatmayayım!
Yakında ister misiniz İDDİA bayilerinin önlerinde birer akvaryum, akvaryumlarda boy boy ahtapotlar görelim!
Burası son derece medeni ve modern bir Avrupa ülkesi; neden olmasın!

5 Temmuz 2010 Pazartesi

finali kimle kim oynar?

Brezilya'nın elenmesine gerçekten şaşırdım.
"Yıllarca çok güzel, çok artistik oynuyorlar, ama işin şovundalar, defansı düşünmüyorlar, rakipler
işi onlardan daha ciddiye alıyor, o yüzden de sonunu getiremiyorlar" dedik, durduk. Pereira onlara zamanında, nihayet "önce defansı sağlam tutma"yı da öğretti diye sevinmiştik. Golü zaten her hâlukarda atıyorlar...

Bu sefer defansları gerçekten taş gibiydi. İtalya'da defans yapmanın ilmini yapmış adamlardan kurulu defansları portakal yağmuruna tutulunca 10 dakika içinde çöküverdi.

Ayaktopunun topu dalga geçti benimle, daha doğrusu beklentilerimle. "taş gibi" dediğimiz defans kendi kalesine golü atıverdi; defans taş kesildi Hollanda'lılar uyanık, "demek bu defans, golü böyle yiyor!" diye düşünürek birkaç dakika sonra aynı pozisyondan bu sefer kendileri atıp öne geçtiler. Brezilya ilk yarı kaçırdıklarını atmış olsaydı, Hollanda şimdi Uruguay maçına değil, Uruguay'ın Brezilya ile oynayacağı maçı seyretmeye hazırlanıyor olurdu.
Geçelim Almanya Arjantin maçına. Almanlar daha çok güven veriyordu ve Arjantin bu maça kadar dişlileri iyi çalışan, makine gibi oynayan "dişli" bir takımla henüz karşılaşmamıştı. Oysa, Almanya geride kalan 4 maçının ikisini 4'er golle geçmişti. Maradona'anın saha kenarı tutumu ne kadar şov gibi duruyorsa, Löw'ün duruşu da bir o kadar disiplin kokuyordu. Hatta "ne suratsız!" bile dedirtiyordu.
Sonunda Almanya Arjantin'i de (yani son 5 maçın üçünde rakipleri '4'leyerek) hakladı. Ertesi gün gazetelerdeki haberlerden en çok şu başlık hoşuma gitti. "Don't cry 4 me Argentina!" Doğrusu maç sonu demeçlerde daha doğal olan bu kez Löw değil, Maradona'ydı. Löw, "Arjantin her zaman ciddiye alınması gereken bir takım" diye adeta tevazuda ters manyel atarken Maradona "suratıma tekme yemiş gibiyim, bütün enerjim bitmiş durumda" diyebilecek kadar mütevazıydı.
Millet "Maradona süper bir futbolcuydu ama iyi bir hoca değil" diyedursun (mesela Ömer Üründül bunu aynı maçta 3 kere söyledi) Arjantin Türkiye ile oynamadıktan sonra yenmiş, yenilmiş bana ne! Maradona sonuna kadar sahada olsun, o kupayı kaldırsın o bana yeterdi. Çünkü onun bulunduğu 'bench'e doğru taca çıkan toplar bile beni maç içinde kaleye çekilen şutlardan daha çok heyecanlandırıyordu, "acaba şimdi fantastik bir hareket çeker de görür müyüz?" diye...
Maradona'nın hocalığına laf edip takım oyunundan dem vuran Ömer Üründül'e fırsatım olsa ben de şunu sorardım: Siz, spikerlerin yanında maça yorum katarken futbola, futbolu seyir zevkimize ne kadar katkı sağlıyorsunuz acep? Değişik bir şeyler söyleme ümidinizi siz de yitirdiğiniz için mi, arada bir mesela "Lahm çok zeki bir oyuncu" gibi toptan bağımsız bir yorum yapınca bunu çeyrek saat içinde üç-dört kere tekrarlıyorsunuz?
Klose bir maç cezalı olmasına rağmen tüm zamanların en skorer Dünya Kupası golcüsü olma unvanını yakalamak üzere. 1 gol daha atarsa egale edecek, 2 gol atarsa rekoru kıracak. Hem de "kötü bir sezon geçirdi, milli takıma neden çağrıldı?" diye Löw'e hesap soranlara inat! Messi ise harika bir sezon geçir(miş)di sanki de n'oldu? Görünen o ki, "Baby Face" hatta artık "Crying Baby Face" Messi, bizi mavi beyaz çubuklu forma altında değil, lacivert kırmızı çubuklu forma altında mest etmeye devam edecek.
Son 16 takımın 7'si Amerika kıtasındandı, Bu yüzden Brezilya/Arjantin'den birinin finale kalacağından daha da emindim. Kim bilebilirdi ki, son dörde gelindiğinde bu 7 takımdan kala kala geriye bir tek Uruguay kalacak!
Top yuvarlak(tır) da ondan, di mi Ömer Bey?
(Tenis topu da yuvarlak ama, Nadal sürekli kazanıyor Ömer Beyciğim!)
Sonracığıma, biz eskiden Avrupa'ya muz, portakal, narenciye ihraç eder, karşılığında buzdolabı, çamaşır makinesi alırmışız... Amerika Avrupa'ya sürekli futbolcu ihraç ediyor, karşılığında modern futbol, takım oyunu vs. alsa ya!
Finali kimle kim (mi) oynar?
Bana ne!
Che imajlı, tespihli, siyah-beyaz sakalına, gri takım elbisesine, at nalı gibi kocaman siyah kol saatine rağmen renkli ve tespihli Maradona artık yok ya, gerisi boş!
Suratsız Löw'ün karşısına biri (muhtemelen Hollanda) çıkar, Almanlar kupayı alamasa da biz medyaca ve milletçe Özil'in finalde bir geri pasından dahi fazlasıyla mesut olmasını biliriz.

26 Haziran 2010 Cumartesi

yaz, yaz, yaz... futbol dolu bir yaz


Yirmi gündür futbolla yat, futbolla kalk
Ev hayatı, sosyal yaşam hafiften allak bullak.

Dünya Kupası’na biz Türkler gidemedik,
Kupa bize (bol) geldi, tanıdıkların oynamasıyla yetindik

Hatta tanıdıklarımız “90 dakika forma giydi”lerse
Biz giymişiz gibi (ben diyeyim “ezik” siz deyin) “pek bir sevindik”

İlk başlarda şu “geyik”e tutunduk, durduk
“Takımları görünce, biz bu kupada kesin iş yapardık!”

Teyzemin bıyıkları olsa, amcam olurdu...
Fransa, İtalya gidince, Almanya, İngiltere, İspanya direkten dönünce utandık, sustuk

Sevimsiz Morinho birkaç ay önce İtalyan’ı ŞL şampiyonu yaptı
Her takım bu şampiyonaya Morinho taktiğiyle başladı

Ama sevimsiz ve “son şampiyon” İtalya, unvanını daha ilk turda bıraktı
Zidane’ın İtalyandan yediği kafa geldi aklıma, kim bilir ne sevinmiştir ama

Yeni Zellanda’nın kalecisini çok beğendim ama iyi kaleci dediğin gidip gol de atmalı
Çünkü Yeni Zellanda, yenilmeyen Zellanda, yenilmeden kupaya veda etti Zellanda,

Kaleciler yeni topa, “non-African” seyirciler de vuvuzelaya alışamadı
Gerçi vuvuzela sayesinde hiçbir maçı izlerken uyuya kal(a)madık, fena mı?

Afrika’nın güneyinde bunlar olurken, ülkemizin kuzey batısında neler oluyordu?
8 bavulla Almanya’ya giden Daum, bir ay sonra tek bavulla dönüyordu.

Dönmesi gerekiyor muydu?
Evet çünkü FB yeteri kadar “dünya kulübü” değil(dir) henüz.

Her yaz, transfer haberleri gazetelerimizi/rüyalarımızı süsler sonra hepsi fos çıkardı
Bu yaz, BJK gerçekten bizi yanılttı, transferde piyasanın tozunu attı

Quaresma’yı yirmibirbinküsur taraftar karşılamış, iyi, güzel, ne hoş...
Giderken 21 kişi yolcu edecek mi, ben ona bakarım; gerisi boş!

GS paraları geçen sene harcadı, Rijkard’ın arsızlığına para kalmadı.
El elden üstün, Sezgin de Üstünel’den....  Kaşla göz arası Sezgin Haldun’u hakladı.

FB, bolca hayal kırıklığı Stoch’ladı, bir tek GS’yi çalımladı
Polat yetişemediği ciğeri yine mundar edip “Arda’nın yedeği” yaptı

En akıllı davranan (şimdilik) Trabzon mu ne?
Gözler Bursa’da, hem Bursalılar, hem de biz beklemede...

Kutlayalım “bu sene şampiyon Anadolu’dan” dedirteni
Fakat Bursa, Maramara Bölgesi’nden Anadolu’ya ne zaman taşındı, birileri söylemeli

Başlasın ikinci tur maçları, gelsin hem güzel hem de komik goller
Ben Messi’ye, Ronaldo’ya hatta Japonlara daha doyamadım

Doysun vız vız vız...  (İmdat!) Vuvuzelacılar
Hüsnü bile denemiş, çalamamış, çalsın dursun kara topraklar

13 Haziran 2010 Pazar

ne olur benim için bak yeşil yeşil


Geç kalktım, Güney Kore-Yunanistan maçından bi bok anlamadım, Charisteas'la Karagounis'i kadroda görünce, kendimden umudu kesmemem gerektiğini, hepimiz için bir umut olabileceğini, Burak Kut'un bile "yeniden bir çıkış" yakaladığı bu dünyada yeise kapılmanın doğru olmadığını fark ettim. Akşama doğru ağarmış sakalıyla Maradona'yı kulubede hoplayıp zıplarken görünce Marx'ı görmüş gibi oldum, sevindim. Gece sevmediğim ülkeler oynarken, zamanında toprağında 3 yıl geçirmiş olduğumu tuttum ama yalan yok, Green'e de üzüldüm. İlker Yasin bezginliğiyle üç kere tekrarladım kendi kendime: "Yapma yeşil, yapma yeşil, yapma yeşil..."

Aha da günün maçları:

Yunanistan'ın yaş ortalaması dış borcuyla doğru orantılı artıyor
Günün açılış maçında Yunanistan, yaş ortalaması 78'e yaklaşan kadrosuyla Güney Kore karşısına çıktı. Seitaridis, Charisteas, Karagounis gibi futbolcuların öldüğünü ya da huzurevinde yaşadığını düşünen birçok futbolsever, Rehhagel'in ilk 11'ini görünce rahat bir nefes alırken, Güney Kore takımı da 2002 model retro bir performans sergiledi. Maçın daha başlarında Yunanistan'ı kendi silahıyla, yani duran toplarla vurarak, komşudaki iktisadi buhrana yeni bir boyut kazandıran Koreliler, ikinci yarıda gözüne projektör tutulmuş tavşan gibi sahada gezinen Yunanistan'ı, Ji Sung Park'ın golüyle bir kez daha cezalandırarak ilk maçtan muzaffer çıkan taraf oldu. Charisteas'ı, Seitaridis'i falan görünce, gözlerim ak başlı Nikopolidis'i de aramadı değil yalnız. Yunanistan bu turnuvada Yunan trajedisi olacak. Entel fitbol yazarlarımız maç yazılarını Sofokles'e bağlayarak bitirecek.

Ercan Taner, "Messi vurdu, Enyeamaaaaaaa..." diye bağıraydı

Dünya Kupası böyle bir şey. Tek maçlık yıldızlar yaratıyor, küçük takımların adı bilinmedik adamları birdenbire dünya yüzeyindeki cümle futbolseverin gönül köşküne kurulveriyor, adları akıldan çıkmıyor. Örnek mi: 86'da Negrete, 90'da Omam Bıyık, 94'de keli güzel Letchkov, 98'de Davor Suker, 2002'de bir başka keli güzel Hasan Şaş, 2006 yılında ise kritik golleri ve Tardellimsi gol sevinçleriyle Fabio Grosso. Böyle giderse Nijerya'nın 24 yaşındaki kalecisi Vincent Enyeama da onlardan biri olacak herhalde. Enyeama kardeşimiz Arjantin maçında bir yan top dışında hiç hata yapmadığı gibi Messi'nin her seferinde daha ince gördüğü, her seferinde daha pis yere gönderdiği üç plasesini birden kurtararak aklımızı aldı. Yalnız Arjantin eski zamanların Brezilyası gibi bu turnuvada. Hücum tıkırında, Messi hallaç pamuğu gibi atıyor da (Ömer Üründül "Messi'yi izlemek bir zevk," demiş, sonra da küfrediyorsunuz Ömer Abim'e. Ne deseydi?); savunmanın iki at kuyruklusu Gutierrez ve De Michelis, Güney Amerikalı birer Yasin Çakmak gibi bas bas bağırıyorlar: "Her an hata yapıp takımı yakabiliriz lan. Saatli bombayız biz, çok fenayız..."

"Yeşil" İngiltere
Gidip görmedik ama filmlerden, kitaplardan biliriz, İngiltere yeşil memlekettir hakkaten; kalecileri de öyledir. Kaleci yetiştiremiyoruz diye vahvahlanmak yerine, İngiltere'nin hâli pür melâline bakıp ibret alsak daha iyi olmaz mı sevgili Erfurtulular. Gordon Banks'i, Peter Shilton'ı yetiştirmiş, futbolun beşiği olmakla şişinen memleket doğru dürüst bir kalecisi olmadığı için aldığı maçı geri veriyor, "ulan keşke Almunia'yı İngiliz yapsaydık, adını da Türkler'in Aurelio'ya yaptığı gibi Jonathan koysaydık" diye kederleniyor. Ha üzüldük mü bu duruma? Elbette hayır. İngiltere'ye bir gıcıksam, Capello'ya iki gıcığım arkadaş. Tencere-kapak gibi uydular birbirlerine, "benden nefret et" diye bağırıyorlar. Kahpe kader, ABD'yi bile destekletti bize bu gece...

PAZAR KEHANETLERİ:

Cezayir - Slovenya
Ahmet Çakar'ın deyimiyle "sıkıntılı" bir maç olur. Vuvuzelası bol olursa, kahvaltının üstüne fon müziği yerine geçer anca. Slovenya'nın forması değişik yalnız. Böyle kalp grafisi gibi, iktisat göstergesi gibi, kaldırıma işeyen adamın bıraktığı iz gibi deseni var...

Gana - Sırbistan
Afrika takımlarını tutuyorum da Sırbistan da turnuvadaki "karanlık at"ım. Bol gol olur, güzel maç olur. Hem Pantelic'i özledik lan fahri Hertha taraftarları olarak.

Almanya - Avustralya

Ballack sakatlanınca Schweini'ye sordular, "Kaptan kim olsun?" diye. "Van Bommel" diye cevap verdi. Almanya'nın kaptanı arıza adam olmalı, pis olmalı, çakıldaklı olmalı, bela olmalı. Yeni kaptan Lahm akıllı oğlandır da, gece Taksim'de omuz atsan arkasına bakmadan kaçar. Oysa bir Kahn, bir Effenberg olsaydı, o omzu eline verirdi. Velhasıl, Almanya yine de kazanır ama ittire kaktıra...

Rehavet

12 Haziran 2010 Cumartesi

dünya kupası tahminleri: b grubu

Maradona'ya rağmen, Maradona'dan ötürü

B Grubu'nun favorisi Arjantin ve benim sloganım da belli: "Maradona'ya rağmen, Maradona'dan ötürü!"

Bizim bücür, 1986'nın yari finalinde İngiliz savunmacıları bamya gibi ipe dizip "o gol"ü attığında kısa pantolon giyiyordum, televizyonlar siyah-beyaz, ceketler vatkalı, sokaklar çocuk cıvıltılıydı ve bizim mahallenin gazoz kapağı borsasında Alman fantası kapağı 250 Sen-sun'a kapış kapış gidiyordu. 1990'da Almanlar, Almanlıkları'nı yapıp bücürün takımını finalin 87. dakikasında gelen golle devirdiğinde yalnızca ben değil Maradona da biraz yaşlanmış, eski zamanların futboluna bir şeyler olmuş, dernek tabelası altında kumarhane işleten tanıdığımız henüz terk-i diyar eylememiş, final maçını birlikte izlerken penaltı golünü atan Brehme'ye en sunturlu küfrü eden o olmuştu. 1994'de Maradona'nın her şeye rağmen turnuvada yer alacağını öğrendiğimde sevinmiş, Yunanistan maçında attığı golden sonra kameraya yaptığı o tuhaf hareketlerin ve şişmiş suratın ilaçlarla alâkalı olabileceğini çözememiştim. Maradona'nın diskalifiye edildiği o turnuva da zaten son zamanların en sıkıntılı, en yürek kırıcı turnuvası oldu.

Ama ben aradan geçen 16 yılda Maradona'yı hiç aldatmadım, aldatmaya da niyetim yok. İster Messi'yi libero oynatsın, ister Samuel'den gizli forvet yaratmaya çalışsın, hatta isterse Milito'yu kaleye geçirsin. Uluslararası bir turnuvada Maradona varsa, benim safım bellidir. Bu gerçek yine değişmeyecek ve Maradona, Arjantin'e oynatacağı topla, kendisiyle dalga geçenlere okkalı bir tokat aşk edecek, Lionel Messi, "yeni Maradona" olarak yıldızlaşırken, Maradona da söz verdiği üzere turnuvadan sonra Buenos Aires sokaklarında anadan üryan tur atacak. Netice itibarıyla, Arjantin bu gruptan üç galibiyetle çıkar.

Nerede o eski Nijerya?



Grubun diğer takımlarından Nijerya, kokmaz bulaşmaz hoca tercihiyle beni şaşırttı. Yedek kulübesinden çok Göteborg Endüstri Meslek Lisesi'nin öğretmenler odasına yakışan Lagerback Hoca kusura bakmasın ama ben onun 10 senelik İsveç macerasından bir şey öğrenemediğim gibi, Nijerya macerasından da hiç umutlu değilim. Zaten takımın yıldızı Mikel'in de sakatlanmasıyla birlikte umutlar iyice azaldı. Oysa 98'deki Nijerya neydi öyle. Yekini'li, Amunike'li, Amokachi'li, Okocha'lı kadroyla ortalığın tozunu atmışlar, uluslararası turnuvaların Trabzonspor'u olan İspanya'yı fena halde hacamat etmişlerdi. Bu sefer hiç umudum yok Nijerya'dan, sırf Kanu'yu son kez görmek için izleyeceğim onların maçlarını, o da tabii Lagerback oynatırsa. Taklacı Obafemi'yle ise hiç aram yok. Hakkında gerçek yaşının 37 civarında olduğuna dair dedikodular çıkarılan Martins'in gerçek yeri yeşil sahalar değil, jimnastik salonlarıdır kanımca. Gitsin orada perendenin dibine vursun...

Sebebimsin Yunanistan



Yunanistan milli takımını düşününce arabesk şarkılar geliyor aklıma. Sebebimsin Yunanistan, kaderimsin, kederimsin, feryadımsın Yunanistan. Niye varsın Yunanistan. Nasıl oluyor da katılıyorsun bu turnuvalara. Katılmakla da kalmıyor, allem edip kullem edip birkaç puan topluyorsun. Aklım almıyor Yunanistan, gönlüm hiç almıyor. Oysa severim Yunan kültürünü, müziğini, ucundan da olsa Egelilik var serde. Ama senin yaptığın ne futbola sığar Yunanistan, ne de insanlığa. Yine geleceksin Güney Afrika'ya, başında sinekten yağ çıkaran Kral Otto'yla. Yine allem edip kullem edip, 4 puan toplayacak ve gruptan çıkacaksın, yazık edeceksin Nijerya'yla Güney Kore'ye. Hatta ikinci tur da Meksika çıkarsa, sen onu da elersin Yunanistan. Sebebimsin Yunanistan, derdimsin, elemimsin... Nasıl oluyor da grubun Arjantin'den sonraki favorisi oluyorsun Yunanistan?

Güney Kore: Uluslararası Gaziantepspor

Güney Kore de uluslararası turnuvaların Gaziantepspor'u değil midir sevgili okur? Her turnuvaya gelirler, ara sıra parlak sonuçları da olur, inerler çıkarlar ama tıpkı Antepspor gibi orta sıralardan hiç şaşmazlar, ne kokar ne bulaşırlar. 2002'de Hiddink faktörüyle, FIFA etkisi birleşince sağlam bir rüzgâr estirmişlerdi kendi memleketlerinde ama bu kez umudum yok Kore'ye dair. Tıpkı Gaziantepspor gibi ortalama bir performans bekliyorum onlardan: Bir galibiyet, bir beraberlik, bir yenilgi ve grup üçüncülüğü. Turnuva sonunda kaptandan demeç: "Gerçek yerimiz bu değil!"

NETİCE: Arjantin üç galibiyetle grup birincisi olur, Yunanistan da arkasından ikinciliği alır. Nijerya ilk maçta Arjantin'den fark yerse, turnuvanın ilk hoca değişikliğini de görebiliriz.

REHAVET

11 Haziran 2010 Cuma

dünya kupası tahminleri: a grubu

Kıymetli okur, ayıptır söylemesi 2006 Dünya Kupası'ndan önce Türk futbol medyasının bloglar-öncesi döneminin en kıyak sitelerinden biri olan Verkaç'a bir tahmin yazısı yazmış ve İtalya'nın gruplarda hacamat olacağını, Fransa'nın ise ikinci turdan ötesini göremeyeceğini öne sürmüştüm. O turnuva öncesi yaptığım tahminler ceza sahasına yeni girmiş Arif Erdem gibi çökmüş olsa da, bu yenilerini yapmaya engel değil. O zaman buyrun grup grup ilerleyelim, hem eğlenelim, hem biraz spekülasyon yapalım. Önce ilk maçların Cuma akşamı oynanacağı A Grubu.

Nereye Domenech nereye?



En azından kâğıt üstünde grubun favorisi görünen Fransa'dan başlayalım. 2002 yılında bir dizi tesadüf sonucu İstanbul Esenler Otogarı'ndaki izbe bir yazıhanede Fransa-Senegal maçını izlerken, El Hadji Diouf'un asistiyle Diop'un Fransızlar'ı deviren golü geldiğinde uzun yolların yolcuları olarak hep beraber alkışlamış, bizim aracın muavininin, golü atan "Arap'ın üreme organlarını yemeye yönelik" dileğini tebessümle karşılaşmıştık. Bu kez o izbe yazıhanede Fransa-Uruguay maçı seyredilir mi bilmiyorum ama Uruguay, açılış maçında Fransa'ya bir şok daha yaşatacak ve Meksika'nın galibiyet golü yalnızca Esenler Otogarı'nda değil dünyanın dört bir yanındaki Irish Pub'larda merasimle kutlanacak. Sonraki maçlarında bir çelme de Meksika'dan yiyecek olan Fransa'nın gruptaki son maçında Güney Afrika'yı yenmesi ise hiçbir anlam taşımayacak. Bakınız koca bir paragraf yazdım Fransa hakkında ama Raymond Domenech'e değinmedim. Yıllar içinde, görünüş itibarıyla tır şoförlüğünden azgelişmiş Fransız entelektüelliğine terfi eden Raymond Hoca için Dünya Kupası'ndan sonra düşlediğim kariyer, Avrupa'nın gözden düşmüş hocaları için rehabilitasyon merkezine dönüşen Ankaragücü'nde Ümit Özat'ın yardımclığı.

Gençlerbirliği Meksika



Meksika biliyorsunuz Dünya Kupaları'na Gençlerbirliği kontenjanından katılıyor. Blanco'nun (79) kadroda olmasına bakmayın, Gençlerbirliği'ne benzetmem yaştan ötürü değil her turnuvaya iyi başlayıp, oynadıkları futbolla taraflı tarafsız herkesi etkiledikten sonra son düzlükte beygirlere geçilmelerinden ötürü. Bu kez de farklı olmayacak ve bir zamanlar Mahmutpaşa'nın en dip köşelerinde bile bulamayacağınız zevksizlikte kaleci formalarıyla bir neslin dimağını zehirlemiş olan Campos'un ülkesi, gümbür gümbür ikinci tura çıkıp, sonra da muhtemelen Arjantin'e yenilerek turnuvaya veda edecek.

İrlanda'nın intikamını Lugano alacak



Sizi bilmem ama ben Uruguay'ı, bir Arjantinli olmasına rağmen bu ülkeden de sık sık söz eden Jorge Luis Borges'in öykülerinden, 2002'de Rodriguez'in Danimarka'ya attığı şahane golden ve bir de sürekli Güney Amerika elemelerini beşinci bitirip Avustralya'ya play-off oynamalarından hatırlarım. Uruguay neyse ki bu kez play-off için uzaklara gitmeden, Kosta Rika'yı eleyerek turnuvaya katılmayı başardı. Biz onları Lugano'dan tanıyoruz ama Diego Forlan gibi, gittiği her yerde leblebi gibi gol atan sıkı bir golcüleri ve çoğu Avrupa'da istihdam edilmiş sıkı futbolcuları var. Uruguay bu gruptan çıkar çıkmasına da gerisini getirebilir mi orası kuşkulu. Özel bir tahminim de var: Fransa-Uruguay maçında Lugano, Henry'den gururlu İrlandalılar'ın öcünü şöyle okkalı, oturaklı bir kafayla alıp, turnuvanın ilk kırmızı kartını görecekmiş gibi geliyor bana.

Evsahibi dert sahibi



Evsahibini özellikle sona bıraktım. Tamam başlarında, İlker Yağcıoğlu'ndan uzun saçlı, fuleli (Metin Tekin futbolu bırakalı beri şöyle gönlümüzce "fuleli" sıfatını kullanamaz olduk sevgili okur, farkında mısın?) bir Maicon, Kemalettin Şentürk'ten ise sol eğilimli bir Gattuso yaratmayı başarmış olan Parreira var. Tamam seyirci desteğini arkalarına alacaklar, durmaksızın öten vuvuzelaların rakip oyuncularda neden olacağı geçici duyma bozukluğunu bir avantaj olarak değerlendirecekler. Ama her şeye rağmen, takımın en büyük yıldızı olan Pienaar iki yıl önce Dortmund'da oynarken, hafiften ırkçı bir büyüğümüzün verdiği, "Bu hiphopçu kılıklı genç kim lan, Tarlabaşıspor'dan mı transfer etmişler?" beyanatına hedef oluyorsa, o takım için pek umutlanmamak lazım.

NETİCE: Meksika ve Uruguay gruptan çıkar. Grup birincisini kendi aralarında yapacakları maç belirler. Lugano, Henry'ye kafa atar. Domenech elendikleri maçın gecesi Fransa televizyonunda canlı yayına çıkıp, "Şanssız goller yedik," şeklinde beyanat verir.

Rehavet

18 Mayıs 2010 Salı

dunya kupasi posterleri...

Büyük turnuvalarının en sevdiğim yanlarından biri o kupayla ilgili çıkan yayınların verdiği kupayla ilgili posterler. Euro 2008’de sağolsun When Saturday Comes’in harika posterini eski ofisimin duvarına asmıştım.
Bu yıl Dünya Kupası posteri için ise Avustralyalılar yetişti imdadıma. Avustralya’nın en büyük dergi grubu “acp magazines”in çıkarttığı Football+ adlı Dünya Kupası özel dergisi yayımlamış. Lucas Neill ve Harry Kewell’in kupaya ilişkin değerlendirmelerinin bulunduğu derginin Dünya Kupası posteri ise bir harika. İyi iş çıkarmışlar Avustralyalılar, bakalım kupaya yakınlarken böyle bir dergi görebilecek miyiz kendi ana dilimizde…

6 Mayıs 2010 Perşembe

gol başına 132 bin dolar

Dünya kupasının ev sahibi Güney Afrika, turnuvada başarılı bir performans göstermek istiyor. Şu ana kadar oynadığı hazırlık maçlarında kupaya ilişkin çok fazla umut vermese de Bafana Bafana’da futbolcular farklı yollardan motive edilmeye çalışılıyor. Güney Afrika Futbol Federasyonu, futbolcuları motive etmek için turnuvada atılan her gol için 132 bin dolar prim vereceğini açıkladı. Söz konusu takım Güney Afrika olunca bu primin kazanılması biraz zor gibi görünüyor. 1992’den beri 250 uluslararası maça çıkan Bafana Bafana, maç başına 1.1 gol ortalamasına sahip. Bu, gol açısından kısır durumu evlerinde düzenlenecek turnuvada çözebilirler mi bilinmez ama Dünya Kupası başlayana kadar Güney Afrikalı futbolcuların motivasyonunu sağlamaya yönelik çalışmalar devam edecek gibi görünüyor.

kim, nerede kamp yapacak?

Dünya Kupasına geri sayım devam ederken turnuvaya katılacak ülkelerin kamp programları belli olmaya başladı. Belli olan kamp programları içerisinde kalınacak mekanlar da bulunuyor. Yeri yurdu belli olan ülkelerin nerede kalacağını aşağıya ekledik...
Geçtiğimiz yıl Konfederasyon Kupası’nda sürpriz yaparak finale kadar yükselen Amerika Birleşik Devletleri kamp için Pretoria ile Johannesburg arasında yer alan Irene Country Logde’u seçti. Birleşik Devletler’in kamp yapacağı Irene Country logde’un en büyük avantajlarından biri Tambo Havaalanına 45 kilometre uzakta oluşu.
Dünya Kupası’nda Arjantin Milli Takımı kamp yapmak için Pretoria Üniversitesi’ni tercih etti. Turnuva boyunca antrenmanlarını da üniversite kampüsü içerisinde yer alan High Performance Centre’de yapmayı planlıyor Maradona’nın ekibi…
Turnuva boyunca sakatlık sorunlarıyla uğraşacak olan kupanın en büyük favorilerinden İspanya, Dünya Kupası boyunca Johannesburg’tan 120 kilometre uzaklıkta bulunan Potchefstroom üniversitesi’nde kamp yapacak.
Kupadaki Güney Amerika ekiplerinden Paraguay, Durban’dan 120 kilometre uzaklıkta bulunan KwaZulu Natal’daki Woodridge Country Estate’te hazırlınmayı planlıyor turnuvaya.
İki post aşağıda belirtmiştik Uruguay’ın dünya kupası kamp planlarını ve rahatsızlıklarını. Şimdilik Protea Oteli’nde kalacak gibi görünüyor Oscar Tabarez’in ekibi…

havuz isteriz havuz!

Dünya Kupasına neredeyse 30 gün kaldı. Kupada mücadele edecek takımların hazırlıkları hızlanıyor. Takımlar bir taraftan ön hazırlık kampı kadrolarını açıklarken bir taraftan da Güney Afrika’da kalacakları otelleri kesinleştirme çabası içerisinde. Hafta içerisinde Nijerya Futbol Federasyonu, takımım kupa boyunca kamp yapacağı oteli beğenmemiş ve yaptığı otel değişikliği nedeniyle de FIFA’dan 125 bin dolar para cezası yemişti.
Dünya Kupası’nda mücadele edecek takımlardan Uruguay, Cape Town’dan 800 kilometre uzaklıkta bulunana Kimberley’de kamp yapacak. Milli takım yetkilileri, takımın kamp yapacağı Protea Oteli’nin incelemişler ve otel yetkililerinden yüzme havuzunun iyileştirilmesi talebinde bulunmuşlar. Ayrıca otel yetkililerinin bu isteğe olumlu cevap vermemesi halinde de kalacakları oteli değiştireceklerine dair kibar bir mesaj da vermeyi ihmal etmemişler.
Uruguaylıların tek şikayeti otel havuzu değil. Takımın antrenman yapacağı GWK Stadyumu’nda saha zeminin iyi olmadığını, çimlere bakım yapılması gerektiğini de not düşmüşler Organizasyon Komitesi’ne...
Güney Afrikalı yetkililerin işi oldukça zor. 32 takımı birden memnun etmek gibi başarılması neredeyse imkansız bir görevi yerine getirmek zorundalar…

3 Mayıs 2010 Pazartesi

playing for the world

Amerika'nın en çok satan popüler kültür dergilerinden "Vanity Fair", haziran sayısını "Playing for the World" adıyla Dünya Kupası'na ayırmış. Derginin bu özel sayısı için, dünya kupasında mücadele edecek, Kaka, Samuel Eto'o, Muntari, Cristiano Ronaldo, Pato gibi yıldız isimler Vaanity Fair için özel pozlar verdi.