orjinal gol sevinci & michael jackson tribute

Sunday, July 5, 2009

Michael Jackson'ın ölümünün ardından futbol sahalarında onu anmaya dair çok fazla hareket göremedik. Hafta içerisinde Barueri - Atletico Mineiro maçında Diego Tardelli, Mineiro'nun 3. golünü attıktan sonra gol sevincini "Moonwalk" yaparak kutlamıştı. Botafogo - Goias maçında da Botafogolu Victor Simoes attığı harika golü "Thriller" ile kutladı.
Haftanın, belki de sezonun en orjinal gol sevinci ise Houston Dynamo'nun Sierra Leoneli forveti Kei Kamara'ya ait. Kansas City deplasmanında takımını 1-0 öne geçiren Kamara, golün ardından şortundan çıkardığı beyaz eldiveni eline geçirdi ve resimdeki gol sevinci ile Jacko'yu andı iyi de yaptı.

Read more...

54 yıllık rekoru da kırdı

Michael Jackson'ın İngiltere'deki patlaması devam ediyor. Ölümünün ardından geçen ikinci haftada da İngiltere Single ve Albümler listesine damga vurmaya devam ediyor MJ. Single listesine geçen hafta 11 numaradan giren Man in the Mirror, ikinci haftasında 9 basamak birden yükselerek haftanın en çok satan ikinci single'ı oldu. Man in the Mirror'ın yanı sıra Billie Jean, Thriller, Smooth Criminal ve Beat It ilk 20'de yer alan diğer Jackson şarkıları. Jacko 5 şarkıyla birlikte ilk 20'de yer alarak aynı zamanda 1955 yılında Ruby Murray tarafından kırılan ilk 20 içerisinde en fazla şarkısı olan şarkıcı ünvanını da ölümünden sonra ele geçirdi.
Michael Jackson geçen hafta ele geçirdiği Albümler listesinin zirvesini bu hafta da bırakmadı. Yalnız, geçtiğimiz hafta "Number Ones" ile 1 Numara olan Jackson, bu hafta ise 19 basamak birden yükselen "The Essential" albümüyle zirvede yer aldı. Jackson'ın 5 albümü ilk 10, 8 albümü de ilk 40 içerisinde yer alıyor. Böylece İngiltere'de her hafta farklı bir rekora imza atmayı da sürdürüyor Jacko.
Postun sonunda Michael Jackson'ın salı günü yapılacak anma töreni için başvuran kişi sayısının 1 milyon 600 bini aştığını da söyleyelim.

Read more...

ve aykut kocaman göreve başladı

Aykut Kocaman’ın sportif direktörlük görevine başladığının açıklanmasıyla kafalarda oluşan en büyük soru işareti görev tanımı ve müdahil olacağı konulardı ve ilk sinyali Alex gibi bir fenomen ile vermesi bize ufak ta olsa bir fikir verdi.
Zico’nun başarısının hangi etkenlere bağlı olduğunu Aragones’le geçen bir sezon ortaya koydu. Newcastle United maçıyla başlayan değişim süreci kendi futbol anlayışını, takımın ve ülke futbolunun gerçekleriyle yoğurmasıyla devam etti. Doğru zamanda soğukkanlı ve doğru açıklamalar yaparak takım üstündeki baskıyı azaltması, kamuoyuna futbola birbaşka pencereden bakmayı öğretmesi onun hem Aykut Kocaman'dan hemde Daum’dan beklediğimiz özelliklerle ne denli donanmış olduğunun göstergesiydi.
Daum’un bu konuda neler yapacağını önceki sezonlardan iyi biliyoruz bunu gören yönetimin Aykut Kocaman hamlesini takdir ile karşılıyoruz fakat bu hamlenin başarısı sezonun başından sonuna kadar geçen takım olma anlayışına ve sorunlara nasıl müdahil olacağıyla ortaya çıkacak.
Buna gösterilecek en güzel örnek Galatasaray’ın geçtiğimiz sezon Hakan Şükür ‘abisini’ göndermesinin ardından kurduğu kadro kalitesine rağmen yaşadığı başarısızlıktır. Bu durum yerli-yabancı futbolcular arasında, saha dışındaki sorunlar ve takım olma anlayışındaki aksaklıklara doğru müdahaleleri yapamayan hocaların ve yönetimin başarısızlığıdır ki Galatasaray’ın ligi bitirdiği sıranın belkide en büyük sebeplerinden olduğunu söyleyebiliriz.
Şu an ki kadro kaliteleriyle 3 büyükleri sıralamak gerekirse Galatasaray ve Beşiktaş'ın listenin ilk iki sırasını alacağını görmek zor değil fakat saha dışı etkilerde Zico, Lucescu ve Fatih Terim örneklerinden yola çıkarak bakarsak Aykut Kocaman’ın sezon sonuna kadar geçecek şampiyonluk mücadelesine damgasını sezon sonunda vuracağını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Sonuç olarak fotoğraftaki ikilinin bu sezona farklı bir etki katacağını düşünüyoruz.
Belirtmeden geçemeyeceğim o hep içimizde bir yara olarak kalacak ve Aziz Yıldırım’a bu konudaki kırgınlığımız hep devam edicektir bu yüzden diyorum ki: hey hey hey O Zico é nosso rei

Read more...

belluschi dragão'da...

Çok değil 1.5 yıl önce River Plate'teki oyunuyla patlayacak, Avrupa'ya sağlam bir paraya gelecek deniliyordu Fernando Belluschi için. 2008'in Ocak ayında Olympiakos 8 milyon €'ya onu kadrosuna katınca herkes biraz şaşırmıştı. İtalya ya da İspanya'da vasat üstü bir takıma transfer olması beklenirken Arjantinli Atina'nın yolunu tutmuştu. Olympiakos'ta kendisinden beklenenleri pek de fazla karşılayamadı Fernando Belluschi. Geride kalana 18 ayda 52 maçta forma giyerken sadece 9 gol atıp 5 de asist yaptı.
Beklentileri karşılayamayınca Olympiakos da Belluchi'yi gözden çıkardı. Geçen hafta Lucho Gonzalez'i Marsilya'ya veren Porto bu hafta da bir aksilik olmazsa Lisandro Lopez'i Lyon'a satacak. İki Arjantinli'nin Ligue 1'e satılmasıyla birlikte zayıflayan kadroya Fernando Belluschi takviyesi yapılıyor. Olympiakos Avusturya kampından Atina'ya dönerken Arjantinli ise Madrid'e geçti. Yazılanlara göre Porto, Belluschi'nin bonservisinin yarısına 4 milyon 500 bin €'ya sahip olacak. Bonservisin diğer yarısının sahibi ise Belluschi'nin menajeri Pini Zahavi. Arjantinli Olympiakos'tan önce Porto ile anlaşmak üzereydi. Hatta Dragão'yu bile gezmişti. Luka Modric misali o da gezidiği stadyuma değil en fazla parayı veren takıma gitmek zorunda kaldı. 1 ½ yıl gecikmeli de olsa Porto'nun yolunu buldu en sonunda. Kim bilir Diego'nun Bremen'de yaptığı patlamanın bir benzerini Fernando Belluschi de Porto'da yapar.

Read more...

euroleague'de torbalar

Friday, July 3, 2009

Euroleague'de 8 Temmuz'daki kura çekimi öncesi torbalar belirlenmiş. Efes ile Fenerbahçe 4. torbaya düşmüşler. Geçen sezonki performansları ile 4. torbaya düşmeleri normal.
1 - Panathinaikos, Cska Mosca, Barcellona, Olympiakos
2 - Real Madrid, Tau Vitoria, Partizan Belgrado, Montepaschi Siena
3 - Armani Jeans Milano, Maccabi Tel Aviv, Unicaja Malaga, Cibona Zagabria
4 - Prokom Gdynia, Lottomatica Roma, Fenerbahce, Efes Pilsen Istanbul
5 - Zalgiris Kaunas, Lietuvos Rytas, Olimpia Lubiana, Khimki
6 - Oldenburg, Villeurbanne, Qualificata 1, Qualificata 2


Torbalar baktığımızda CSKA, Partizan, Efes Pilsen ya da Fenerbahçe ve Oldenburg'dan oluşan bir grup hiç de fena durmaz gibi görünüyor...

Read more...

o ne göbek safina?

Read more...

lula lula kupa...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Beşiktaşlı futbolcuları yanına alıp şampiyonluk ya da Türkiye Kupası ile böyle bir poz verse saygın basınımız onu yerden yere vurur, muhalefette konu hakkında gensoru verirdi muhtemelen.
Brezilya Devlet Başkanı Lula ise Corinthianslı futbolcuları yanına alıp Brezilya Kupası ile objektiflere bu şekilde poz verebiliyor, kimse de onun bu hareketini yadırgamıyor...

Fotoğraf: EVARISTO SA/AFP/Getty Images

Read more...

çakma cisse marsilya'da!

Futbolu bildiklerini sanıp üstüne ahkam kesen ama "futbol cahili" olan insanların iki sezondur yerin dibine sokmaya çalıştıkları bir futbolcuydu Edouard Cissé. Futbolda görünmeyen işler yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlamayan zihniyet, onun oyun içinde rakip atakları nasıl kestiğini, topları nasıl kaptığı en önemlisi de bunları yaparken köpek gibi saha içerisinde koşmanın gerekmediğini, pozisyon ve futbol zekasının yeterli olduğunu, bütün bunların da Cisse'nin oyununun bir parçası olduğunu anlamadılar. Gerçi onları da eleştirmemek lazım. Futbola bakış açıları köpek gibi koşacak, saha içerisinde göşteriş yapacak oyuncudan ibaretse yapacak birşey yok.
Sezon sonunda en üzüldüğüm olaydı Fransız'ın takımda ayrılması.
Didier Deschamps, Cisse'nin ne kadar işe yarayan bir futbolcu olduğunu Monaco günlerinden bildiğinden Marsilya'ya transfer etmiş. Diawara ile birlikte Cisse'nin de transferi Olympique Marsilya'nın sitesinden duyurulmuş. Umarız futbol cahili insanlar bu sezon 1-2 Marsilya maçı izler de anlarlar çakma Cisse'nin ne işe yaradığını, saha içerisinde ne yaptığını.
Bu arada çakması Marsilya'da da, aslı nerede top koşturacak Cisselerin. Unutanlar için hatırlatalım Panathinaikos'da. Hani 2 sezondur Marsilya'nın elden çıkartmak için orasını burasını yırttığı Djibril olanı...

Read more...

akdeniz oyunları bir bu işe mi yarar?

Onca yıldır seyrederim Akdeniz Oyunları'nın düzenlenme amacını bir türlü anlamam. Çoğu ülke özellikle takım sporlarında üçüncü hatta dördüncü takımları ile katılır oyunlara. Bireysel sporlarda da sporcuların pek istekli oldukları bir organizasyon değildir Akdeniz Oyunları.
Bu yıl Pescara'da düzenlenen organizasyon da geçen Akdeniz Oyunlarını aratmıyor! İddiasız kadrolardan oluşan takımlar, sıkıcı yarışmalar -3 kişinin koştuğu ve Elvan'ın neredeyse kendisiyle yarıştığı final yarışması gibi- bu Akdeniz Oyunları'nın da ana karakteri.
Bütün oyunlar için böyle konuşsak da yüzme yarışmalarında bizi mahçup edecek iki gelişme yaşandı. Önce İtalyan Federica Pellegrini 400 metre serbestte İngiliz Joanne Jackson'ın 16 Mart'ta 4:00.66 ile kırdığı dünya rekorunu 4:00.41'e taşıdı. Pellegrini'nin rekor kırması o kadar şaışırtıcı bir olay değil. Daha önce de 2 kere dünya rekoru kırmıştı İtalya yüzücü. Akdeniz Oyunlarını Roma'daki Dünya Yüzme Şampiyonası öncesi bir hazırlık yarışması olarak algılayarak iyi tempo yapmış İtalyan yüzücü.
Oyunlara dair en ilginç not ise Bojan Krkic misali İspanyol olan Aschwin Wildeboer Faber'in 100 metre sırtüstünde dünya rekorunu kırması. Annesi de babası da Hollandalı olan Faber'in ailesi 1978'de İspanya'ya yerleşiyorlar ve o gün bugündür İber Yarımadasında ikamet ediyorlar. Aschwin Wildeboer Faber ve abisi İspanya'da doğup büyürken babaları gibi yüzücü olmaya karar veriyorlar. Kardeş Faber bu konuda abisinden daha yetenekli olmasına karşın geçtiğimiz yıl Aralık ayında kısa kulvar da 100 metre sırtüstünde kırdığı dünya rekorunu bir kere koyarsak yerel rekorlar dışında fazla birşey yapmıyor tâki geçtiğimiz çarşamba gününü kadar.
Akdeniz Oyunları'nda 4x100 sırtüstü takımlar yarışında İspanya yarışın galibi olurken, Aschwin Wildeboer Faber de kendi 100 metresini 52.38 yüzerek Aaron Peirsol'un Pekin'de kırdığı dünya rekorunu 16 salise daha geliştirdi. Böyle Pescara'daki Akdeniz Oyunlarını da yüzme tarihi içerisinde bir yerde konuşlanmasını sağlarken Roma'da da sürpriz yapma potansiyeli olduğunu gösterdi.

Read more...

tour de france 2009'da etaplar

Wednesday, July 1, 2009

Read more...

irina mikitenko bochum idmaninda

Irina Mikitenko, Almanların uzun mesafedeki -özellikle de maratondaki- en önemli atletlerinden biri. Aslında Kazak olan Mikitenko, 16 yaşında babasıyla birlikte Almanya'ya iltica ediyor ve o günden sonra Almanya adına yarışmaya başlıyor.
Sydney 2000'de 5 bin metrede 5. olarak olimpiyat kariyerindeki en önemli başarıyı elde eden Mikitenko, Berlin Maratonu'nun ise en başarılı isimlerinden. Şimdi durup dururken Irina Mikitenko hakkında bilgi vermedik. Pazartesi günü Bochum yeni sezonu açtı. Futbolcular toplandı ve ilk antrenman yapıldı. Antrenmanın konuklarından biri de tahmin edebileceğiniz gibi Mikitenko.
Futbolcular ile 20 dakika birlikte koşan Mikitenko, tempolu koşuyla ilgili olarak da tüyo vermekten geri kalmamış. Sabah 20 km koştuktan sonra gelip antrenmanda futbolculara katıldığını da söylemek lazım Alman atletin.
Cristiano Ronaldo ile Usain Boltla başlayan futbolcu & atlet işbirliği bir akım şeklinde devam ederse şaşırmamak gerekiyor.

Read more...

bisiklet de spor mu?


Mustafa pası atmış, "Caner Tour de France preview yazar" diyerekten, ne zamandır klavyenin tuşlarını aşındırmaya çalışıyorum lakin son bir iki haftadır bünyede yaşanan "Fringevari" boyut değiştirmeler nedeniyle hayatın kulbunu tutmakta sıkıntılar yaşandı ve mecal kalmama deneyimini yaşadım. Neyse artık ufak ufak plase yapmakta yarar var. Tour öncesi çok fazla konu, haber, ilginçlik mevcut ve hepsine tek postta değinirsem sanırım o artık postluktan çıkacak. Ben de her postta başka bir konuyla Tour öncesi bazı şeylere değinmeye çalışacağım.

Öncelikle kaç aydır yazmamak için kendimi zor tuttuğum ancak yeter diyerek bulaşacağım bir konu var. O da bisiklet ya da Tour de France dendiğinde burun kıvıran, aşağılayan ve "niye bu kadar önemseniyor, ", bunların hepsi dopingli, dopingsiz bisikletçi yok diyen zihniyet. Anlıyorum her fikre saygım var. Kimse bisiklet sporunu, Tour'u, Giro'yu ya da diğerlerini sevmek zorunda değil. Evet doping yapılıyor, ancak doping yapılan tek spor bisikletmiş gibi ya da futbol sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi yorumlaradır birazcık serzenişim. Yererken, kötülerken argümanlarımızı mantık çerçevesine oturtursak, ya da arkasına hafiften yastık koyarsak daha nezih olacak ortam. Zaten benim de sevdiğim, üstüne karaladığım futbolun zalim pençelerine fazlasıyla teslim olmuş bir millet olarak, birazcık başka sporlardan da demlensek fena olmaz di mi? Ne biliyim, zaten yeterince kucak açtığımız güreş, boks ve halterden bahsetmiyorum. Ki onlarda bile kurduğumuz güzelim sistemi bozmaktan geri kalmadık. Hani Olimpiyatta zaten umursanmayan, kale alınmayan, spordan kabul edilmeyen futbolun (ki zaten biz oraya hiç gidemiyoruz futbolda) yanında diğer sporlarda neden başarısız olduğumuzu biraz daha net algılayabiliriz belki.

"Bisiklet diyince bu kadar önemli mi yahu, işte bir kaç adam saatlerce pedal çeviriyor, bunun nesi ilginç" der geçen bir düşünce alevleniyor Tour zamanı. Bak orada benim canım topumun peşinden 22 adam koşuyor, ben de bütün devlet ve sponsor parasının oraya akmasına bayılıyorum, Mehmet Topuz iki topa vuracak diye verilen milyon avroların ne önemi var, 30 küsür yıl sonra olimpiyata giden ilk Türk bisikletçi olan Bilal Akgül'e 10'da 1'ini versek ne olacak ki, kimin umrunda. Ya da Blatter, Platini gibi futbol kodamanları WADA'ya peşkeş çeke dursun, doping yapan, ilaç kullanan, uyuşturucu kullanan futbolcuların hiç biri yakalanmasın, senede bir kez doping testi yapılmasın umrumuzda değil. Rüşvet verecek, lobi yapacak gücü olmayan gariban bisikletçiler yarışma sırasında her gün, senede ise 100-110 kez doping testinden geçsin, yakalanınca 5-6 kişi de, manşet yapalım bisiklet tamamen mama sporu olsun. Hele ki o doping olaylarının iç yüzüne hiç bakmadan bok atalım bisiklete. Ne önemi var bu sporun tarihinin, geçmişinde yaşananların, futbolistlerin anlayamayacağı sahip olduğu kültürün, yaşamın her kesitinden içerdiklerinin. Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, İspanya, Lüksemburg, Almanya, ABD, Rusya, İsviçre, Britanya, Avusturya, Polonya vb. daki sporseverler, spor yetkilileri salak zaten. Onlar ne anlar spor kültüründen, bisikletin anlamsızlığını nasıl kavrasınlar ki? Gereksiz gereksiz turlar düzenliyorlar, kendi ülkelerinin tüm ayrıntılarını dünyaya izlettiriyorlar, anlattırıyorlar. Ne önemi var Bordeaux kentini tüm güzelliğiyle, çıplaklığıyla bisikletçilerin resitalinde gezmenin. Galatasaray Avrupa Kupası maçına gittiğinde Chaban Delmas'ı görsem, onu anlatsam yeter.

Ne desem boş biliyorum. Ters yazsam , düz yazsam, makas atsam hepsi boş yere. Kökten öyle bir anlayış, ya da öyle bir anlayışsızlık yerleşmiş ki toplumun algı damarlarına, ben buradan ne kadar yakarışta bulunsam bir şey olmayacak. Sadece şunu rica ediyorum, nolur "Tour de France da ne ki, bisiklet de spor mu" tarzı ortaya taş attım kaçıyorum tarzı şeyler yazmasınlar. Tek anladıkları ya da anladıklarını zannettikleri spor olan futbol hakkında karalasınlar, o kendilerine büyük gelecek dünyalardan uzak durmaları yeterli. Normalde bu kadar uğraşmam, bunları karalayacağıma bir iki birşey okurum daha iyi; fakat her Tour zamanı geldiğinde bu hayaletler yeniden hortluyor ve bende de çok zor atan o şalter sonunda dayanmıyor. Yani önlem yazısıdır bir nevi bu.

Read more...

alex & keirrison

Alex'in Brezilya turu devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde ilk göz ağrısı Coritiba'ya da uğramış Brezilyalı. Uğrarken yalnız değilmiş iki eski Coritibalı - iki yeni Barcelonalı da- varmış Alex'in yanında. İspanyol kulübüne satılması uğruna Vanderlei Luxemburgo'nun kovulduğu Keirrison ve geçen sezonu Bayer Leverkusen'de geçiren Henrique.
Alex sadece Coritiba'ya uğramakla kalmamış, kulüp ile ilgili çekilen bir belgesele de konuk olmuş aynı zamanda...

Read more...

wimbledon'da havuz keyfi

Resimdeki arkadaş dünya üzerindeki en şanslı tenisseverlerden biri olsa gerek. Hem Wimbledon'ın hemen dışında merkez kortta oynanan Serena Williams - Victoria Azarenka çeyrek final maçını seyret hem de havuz başında serinleme keyfini yaşa. Bir kenara not etmek gerek; Wimbledon'a gidilecek, havuz başında tenis izleme maçı keyfi yaşanacak...

Fotoğraf: CARL DE SOUZA/AFP/Getty Images

Read more...

blatter & gulati'nin yüzü gülmeli

Konfederasyon Kupası futbolseverlerin beklentileri pek fazla karşılayamasa da futbolun Birleşik Devletler'deki reytinginin yükselmesine tardım etti. Pazar günü oynanan final maçı, ESPN tarihinde dünya kupaları dışında en fazla seyredilen Birleşik Devletler Milli Takımı maçı oldu. 3 milyon 900 bin kişinin izlediği tahmin edilen maç Kablo TV yayınları arasında 2.9 reyting aldı. ABD - Brezilya maçının 2 milyon 900 bin hanede izlendiği öngörülüyor. Bu aynı zamanda Amerikan futbol tarihinde en fazla seyredilen üçüncü maç olma özelliğini de taşıyor.
Birleşik Devletler'in 2002 Dünya Kupası çeyrek finalinde Almanya'ya 1-0 yenildiği maç ve 1994 Dünya Kupası'nda Kolombiya'yı 2-1 yendikleri karşılaşma Amerikan televizyon tarihinde en fazla reyting alan iki futbol maçı.
ESPN'in bu verileri en fazla, futbolun Avrupa dışındaki kıtalarda da gelişimini çok isteyen Sepp Blatter ile ABD Futbol Federasyonu Başkanı Sunil Gulati'nin yüzünü güldürmüş olmalı.

Read more...

#11 mevlüt erdinç

Sochaux'da #26 giyiyordu, başkentte ise #11'e terfi etmiş. 10 milyon € sayılan bir transferden büyük beklentileri olacaktır Parislerin...

Read more...

roma 17 temmuz'a hazırlanıyor

Tuesday, June 30, 2009

Dünya Yüzme Şampiyonasının başlamasına şunun şurasında 2 hafta kaldı. Hazırlıklar son sürat devam ediyor. Bol bol rekorun kırıldığı,yeni şampiyonların çıktığı bir dğnya şampiyonası bizi bekliyor olacak gibi. Organizasyonun Roma'da yapılması bizim için sevindirici. En son şampiyona Melbourne'de yapıldığından saat farkından bazı yarışları kaçırmıştık. Roma'da ise en azından saat farkından dolayı kazık yemeyeceğiz.
Fotoğraflar: TIZIANA FABI/AFP/Getty Images

Read more...

kolombiya'da teknik direktör olmak

Kolombiya'da hem teknik direktör hem de futbolcu olmak zor iş. Andrés Escobar'ın 1994 Dünya Kupası sonrası öldürülmesi futbolun başka güzergahtan da geçtiğini gösteriyordu Güney Amerika ülkesi için. Santa Fe takımının teknik direktörü, daha doğrusu eski teknik direktörü Rubén Israel'in de başına gelenler de bir teknik direktörün yaşamak istemeyeceği olaylar sınıfına giriyor.
Mayıs ayı sonunda Santa Fe'nin başına geçen Israel, zaten son sıralarda yer alan takımı normal sezon bitiminde playofflara sokamıyor. Bununla birlikte takımla ilgili düzenlemeler yaparken stoper Francisco Najera'yı da takımdan kesiyor. Uruguaylı teknik adam yeni sezon için çalışmalar yapmaya başlamışken bir gün cep telefonu çalar. Taraftar olduğunu söyleyen biri Najera'yı tekrar oynatmaya başlaması gerektiğini yoksa Uruguaylı teknik adamın kendisi ve ailesi için işlerin iyi olmayacağını pek de nazik olmayan bir dille söyler.
Bulunduğu ülkenin Kolombiya olduğunu ve bu ülkede bu tür tehditlerin içinin boş olmadığını bilen Rubén Israel de eşyalarını topladığı gibi görevinden istifa edip, Uruguay'a döner.
Kulüp başkanı Armando Farfan da yaşanan olayları doğrularken, Uruguaylı teknik direktörü ikna etmek için uğraştıklarını fakat başarılı olamadıklarını söyledi. Olayların içerisinde olmayan kahramanlardan Francisco Najera da yaşananlardan sonra takımda kalamayacağını ve kendine yeni bir kulüp arayacağını açıkladı.
Bütün bu gelişmelere karşın Santa Fe yeni teknik direktörünü bulmakta zorlanmadı. Rubén Israel'in ardından göreve gelen Hernán Darío Gómez'in yerinde olsam birkaç kere düşünür ondan sonra görevi kabul ederdim.

Read more...

mls all-star 2009

Read more...

kicking & screening 2009

Amerikalılar'ın dünya üzerinde aşağılandığı tek konudur belki de futbol. Futbolun Avrupa ile Güney Amerika'dan geçtiği düşünen ve Birleşik Devletler'deki futbolun bir anlam ifade etmediğini düşünen sivri zekalı insanlar olsa da dünya üzerinde ortaokul ve lise düzeyinde en fazla futbol oynayan nüfusa sahip ülkedir Birleşik Devletler.
Son 4 dünyasına peşisıra katılıyorlar ve büyük bir aksilik olmazsa da 2010'da da Güney Afrika'da yer alacaklar. Futbolun elde ettiği başarılara paralel olarak bu spor dalına olan ilgi de artıyor. En son Konfederasyon Kupası'nın yarı final ve final maçlarında sağlam futbol oynayan, ne yapacağını bilen bir Birleşik Devletler Milli takımı izledik. Bu kadar olumlu verinin birleşmesi futbolla ilgili yatırımları ve faaliyetlerin sayısını da arttırıyor.
Futbola dair farklı etkinliklerden biri New York'da Temmuz ayı içerisinde düzenlencek. "Kicking & Screening 2009" adı verilen futbol festivalinde 14-18 Temmuz tarihleri arasında 5 adet "futbol temalı" film gösterilecek. Ana sponsorluğunu Financial Times'ın üstlendiği festival kapsamında 1998 Dünya Kupası şampiyonu Fransa’nın hikayesinin anlatıldığı “Les Yeux dans les Bleus”, NY Cosmos’un anlatıldığı “Once in a Lifetime: The Extraordinary Story of the New York Cosmos”, David Beckham’ın Birleşik Devletler’e gelişiyle bağlantılı olarak “Red Bulls-Los Angeles Galaxy”, İspanya’da futbol geleneğini anlatan “FC Barcelona Confidential”, 5 futbolcunun hikayesinin anlatıldığı “In the Hands of the Gods” filmleri gösterilecek. Filmlerin gösteriminden elde edilecek hasılat ise Afrika'daki AIDSli çocukların tedavisi için kullanılacak.
Festivalin yetkilisi Rachel Markus gelecek yıl çok daha fazla filmle futbolseverlerin karşısında olmayı umuyor. Festival ile ilgili ayrıntılara resmi İnternet sitesinden de ulaşmak mümkün.
Futbolun birinci ve "tek" spor olduğu, herkesin futbol hakkında konuşabildiği bizim ülkemizde şimdiye kadar tek bir futbol filmleri festivali yapamazken, Amerikalılar'ın bu girişimi dolayı takdir etmek gerekiyor herhalde...

Read more...

meşhed'den pretoria'ya bu hızla...

Monday, June 29, 2009

Geçtiğimiz ay okumuştuk Hristo Stoichkov'un İran ligi takımlarından Aboomoslem'e teknik direktör olduğunu. Fakat sadece haberi okumakla olmuyor iş. Stoichkov'u takip etmek gerekiyormuş. Etmezsek ancak bugün öğreniriz Güney Afrika'nın Chelseasi Mamelodi Sundowns ile 2 yıllığına anlaştığını.
Kasedi önce başa saralım. Bulgar teknik adam İran'a gitmekten son anda vazgeçmiş. Ülkede seçim sonrası yaşanan siyasi ortamdan gözü korkmuş. Halbuki olaylar Tahran'da oluyor. Stoichkov'un gideceği takım ise ülkenin ikinci büyük şehri Meşhed'de ikamet ediyor.
Her neyse o kararını vermiş ve İran'dan hem coğrafi hem de siyasi açıdan 180 derece farklı bir ülkede teknik direktörlük kariyeri deneyecek. İşinin kolay olduğunu söylemek pek mümkün değil. Mamelodi Sundowns'un sahibi milyarder işadamı Patrice Motsepe biraz sabırsız ve maymun iştahlı bir kulüp sahibi. Geçtiğimiz sezonu 3 teknik adamla geçirdi. Hristo Stoichkov'un ülkeye ve lige uyum için fazla süresi yok. Direkt damardan olaya müdahale edip, takımı zirveye ortak edecek. Yoksa yeni yılı görmez kapının önüne konur. Motsepe yapmasa bile taraftarlar Bulgar'ın peşine düşer tıpkı Henri Michel'in başına geldiği gibi.

Read more...

coupet parc des princes'te

İki sezon önce 9 yıllık Olympique Lyon kariyerini sona erdirdiğinde futbolu yurt dışında bırakacağını düşünüyordu Grégory Coupet. Doğru bir lig ve takım tercihi ile bu istediğini yapabilecekti belki de. Mesela Red Bull NY'un teklifini kabul edip MLS'e transfer olsaydı keyifli bir macera olabilirdi onun için. Fakat o, bunun yerine Atletico Madrid'de forma giymeye karar verdi.
Bir türlü Javier Aguirre'in tercihleri arasında yer alamadı ve bu yıl nasıl kötü bir kaleci olduğunu Galatasaray'da da izleme şansına sahip olacağımız Leo Franco'nun ardından ikinci tercih olup kaldı.
Sezon sonu geldiğinde Atletico Madrid'den ayrılacağı belli olmuştu. Onu da yanıp tutuşarak isteyen bir Paris Saint Germain vardı. Mikael Landreau Paris kalesinde sezon boyu vasat üstü performans sergilemesine karşın Dinamo Kiev maçında kendi kalesine yumrukladığı top ve belki de şampiyonluğu getirebilecek olan Marsilya maçındaki hataları onun biletini kesmişti. PSG, Landreau'yu Lille'e yollarken aynı gün Parc des Princes'de Coupet ile 2 yıllık sözleşme imzaladı.
36'lık Coupet büyük bir ihtimalle son profesyonel sözleşmesine imza atarken Gerland'da oynayacağı Olympique Lyon maçını -30 Ocak 2010- iple çekecek olsa gerek...

Read more...

liga I'in portekizlileri

Dünyadaki en yaygın futbolcu topluluğu Brezilyalılardır. Neredeyse hemen her ülkede, her ligde ve her takımda en az 1 Brezilyalı futbolcu bulmanız mümkün. Brezilyalılar'ın dünya üzerindeki bu hakimiyetlerinin bir benzeri de Portekizler'in Romanya'daki durumu.
Romen ProSport sitesi muhabirlerinden Catalin Parfene ilginç bir istatistik yakalamış. Bu sezon Liga I'de mücadele eden ve Avrupa kupalarına katılmaya hak kazanan tüm Romen takımlarında en az bir Portekizli futbolcu forma giyiyor.
Portekizli nüfusun en yoğun olduğu kulüp teknik direktörlüğü Portekizli Toni'nin yaptığı geçen sezonun şampiyonu CFR Cluj. Sezon boyunca toplam 7 Portekizli'nin forma giydiği Cluj'da sezon tamamlanırken kadroda yer alan Portekizli sayısı 5'ti.
Portekizliler'in Liga I'deki karnesi ise şöyle;
Unirea Urziceni (Şampiyon)
Bruno Fernandes: Ligde 19 maç
FC Timisoara (Lig İkincisi – Romanya Kupası Finalisti)
Milhazes: Ligde 13 maç, UEFA Kupası’nda 2 maç – sezon ortasında ayrıldı.
Taborda: 4 maç
Dinamo Bükreş (Lig Üçüncüsü)
Bruno Simao: 10 maç
CFR Cluj (Lig Dördüncüsü, Romanya Kupası şampiyonu)
Dani: Ligde 30 maç / 1 gol, ŞL’de 5 maç / 1 gol
Tony: Ligde 20 maç, ŞL’de 4 maç
Cadu: Ligde 18 maç / 1 gol, ŞL’de 6 maç
Nuno Claro: Ligde 11 maç, ŞL’de 1 maç
Andre Leao: 5 maç
Antonio Semedo: 4 maç – Sezon ortasında Steaua Bükreş’e transfer oldu.
Manuel Jose: 4 maç – Sezon ortasında ayrıldı.
FC Vaslui (Lig Beşincisi)
Hugo Luz: Ligde 25 maç / 1 gol, UEFA Kupası’nda 4 maç
Steaua Bükreş
(Lig Altıncısı)
Tiago Gomes: Ligde24 maç, ŞL’de 6 maç
Semedo: Ligde 24 maç / 3 gol, ŞL’de 6 maç

Tabi Portekizler'in başarılı olduğu takımlar olduğu gibi işlerin yolunda gitmediği takımlar da var. Kadrosunda teknik direktör de dahil olmak üzere 8 Portekizli bulunan FC Gloria Buzău sezon boyunca istediği sonuçları alamayınca ligi sadece 4 galibiyet son sırada tamamlayarak Liga II'ye düştü. Gerçi bir önceki sezonda da küme düşmekten 1 puan ile kurtulmuştu FC Gloria Buzău.
Romanya'da Portekizliler'in başarılı performansı arttıkça daha fazla sayıda takım İber Adası'nın batı ucundan futbolcuları kadrosuna katmaya, Portekizliler'in kolonisi büyütmeye devam edecek gibi görünüyor.

Read more...

süper asist

Yokohama Marinos'un kalecisi Iikura Hiroki, Hashimoto Hideo'ya bu asisti yaparken aklından neler geçiyordu acaba?

Read more...

saha aranıyor...

SpVgg Neckarelz, Almanya'da en alt lig olan 6. ligde mücadele eden bir futbol kulübü. 25 bin kişilik Mosbach kasabasının takımı SpVgg Neckarelz'in yöneticileri bugünlerde tarihlerinin belki de en önemli maçı için harıl harıl saha arayışındalar.
Maçlarını 4 bin 500 kişilik Elzstadion'da oynayan SpVgg Neckarelz, Ağustos ayının ilk haftasında Almanya Kupası ilk tur maçında Bayern Münih ile mücadele edecek. Maçın sonucu her ne kadar oynanmadan belirlense de SpVgg Neckarelz yöneticileri Bayern ile oynanacak maçtan önemli bir hasılat geliri elde etmek istiyorlar. Bunun için de Bundesliga ekiplerinden Stuttgart ya da Hoffenheim'ın stadyumunda Bayern maçını oynamak istiyorlar. Her iki stadyum da Mosbach2a makul uzaklıkta bulunuyor.
Herşey istenildiği gibi gider, çok sayıda taraftar maça gelirse kulübün ihtiyaçlarını uzun bir süre karşılayacak bir kaynak da sağlanmış olacak. Normalde bu tür kuralar için "zoru çekti" denilse de SpVgg Neckarelz için Bayern Münih ile eşleşmek gerçekten "şanslı bir kura" olacak gibi görünüyor.

Read more...

grygera da komşuya

Avrupa'da son 1 hafta içerisinde transferin en hareketli takımı Panathinaikos. En son Djibril Cisse'ye 4 yıllık imza attırmışlardı haftasonu. Bu hafta içerisinde de Zdenek Grygera'yı kadroya katmaları bekleniyor. Juventus için Ajax'tan parasız aldıkları bir adamı bonservis bedeli ile satmak akıllıca iş. Aynısını Olof Mellberg'i PAO'nın ezelisi Olympiakos'a satarken 2 hafta önce yapmışlardı.
Çek savunma oyuncusundan boşalan yeri bir başka Çek Tomáš Ujfaluši ya da Napoli'nin 22'lik stoperi Fabiano Santacroce ile doldurmayı planlıyorlar.
Yunanistan demişken Pire sahilerinden gelen haberler Olympiakos'un bonservisi elinde olan Michael Owen'a haftalık 50 bin £'den 3 yıllık sözleşme önerdiğini söylüyor. Glyfada sahilinde bir ev ve keyifli bir Atina macerası müzmin sakat İngiliz için hiç de fena bir seçenek değil...

Read more...

fc seoul'a katar yolları

Asya Şampiyonlar Ligi'nde son 16 maçlarının ardından çeyrek final kuraları da çekildi. 2 Koreli, 2 Japon ve 2 Özbek takımının birbiri ile eşleşmemesi ilginç bir tesadüf oldu. Şenol Güneş'in FC Seoul'u Katar'ın Umm Salal takımıyla eşleşti. Umm Salal diğer Katar ekiplerine göre daha az yabancı futbolcu ile mücadele ediyor. Kadrodaki 3 yabancıda ikisi Faslı, bir tanesi de Brezilyalı. Çeyrek final maçlarıyla ilgili yorumlar yapmak için çok erken. Çünkü çeyrek final maçları neredeyse 3 ay sonra, 23 ve 30 Eylül tarihleri arasında oynanacak. O zamana kadar kim öle kim kala derken postun sonunda diğer eşleşmeleri de verelim...
QF 1 Umm Salal (QAT) v FC Seoul (KOR)
QF 2 Kawasaki Frontale (JPN) v Nagoya Grampus (JPN)
QF 3 Pakhtakor (UZB) v Al Ittihad (KSA)
QF 4 Bunyodkor (UZB) v Pohang Steelers (KOR)

Read more...

fora luxemburgo

Lambuja'da Alper hadiseyi güzelce yazdı okumayanlar varsa öneririz Vanderlei Luxemburgo'nun Palmerias'tan kovulma olayını. Palmeiras taraftarı da mutlu bu ayrılıktan. Taraftarlar sevmiyordu Luxemburgo'yu. Onun gidişi sonrasında Palmeiraslılar arasında "Luxemburgo defol" yazılı t-shirtler bayağı popüler olmuş...

Read more...

once caldes kahvesi

Kolombiya'da Copa Mustang adı verilen ligde ilk bölüm -bir nevi açılış ligi- Once Caldas'in şampiyonluğu ile sona erdi. Kolombiya'da ilginç bir sistem var. Bunu daha önce de yazmıştık. Normal sezonu 8. sırada tamamlamıştı Once Caldas. Son hafta Quindío'nun evinde yenilmesi, Once Caldas'ın Medellin'i yenmesi onları playofflara taşıdı.
Playofflarda da La Equidad, Deportes Tolima ve Boyacá Chicó'yı geride bırakarak grup birincisi oldu ve finale yükselmeyi başardı. Diğer grubun birincisi de normal sezonu ikinci sırada tamamlayan Junior'du. Finalde Junior'u her iki mçata da yendi ve 2003'ten sonra ilk şampiyonluğunu kazandı Once Caldas. 2000'li yıllardaki iki şampiyonluğu bir kenara koyarsak Once Caldas'ın son şampiyonluğu 1950 yılında. Zaten o zaman da adı Once Caldas değil, Deportes Caldas'mış. 1959'da Deportes Caldas ile Once Deportivo'nun birleşmesiyle doğuyor Once Caldas. Kolombiya'nın ortasında yer alan kahve üreticiliği ile geçinen 410 bin nüfuslu Manizales şehrinin takımı. Tarihlerinde Copa Libertadores'te gruplardan çıktıkları ilk yılda şampiyonluğu kazandılar. Ki daha önce sadece iki kere katılmışlardı Güney Amerika'nın kulüpler düzeyindeki bu en önemli kupasına.

Read more...

new york'ta pazar öğlen...

Pazar öğlen, New York'ta bir restorandaki herkes Birleşik Devletler - Brezilya maçına dikkat kesilmiş durumda. 90 dakikanın sonunda son güzel Brezilyalılar oluyor, Amerikalılar ise tarih yazma şanslarını bir sonraki turnuvaya bırakıyorlar.
Fotoğraf: Hiroko Masuike/ NY Times

Read more...

2 günde 300 bin jacko

Sunday, June 28, 2009

Demiştik Jacko'nun albüm ve single satışlarında patlama olacak diye. İlk raporlar İngiltere'den geldi. Sadece iki günde 300 bin adet Michael Jackson single ve albümü satıldı. Bu rakam bir rekor anlamına geliyor aynı zamanda.
Toplama albümü "Number Ones", albümler listesinde 121. sıradan 1. numaraya yükseldi. Number Ones piyasa sürüldüğü 2003'te de İngiltere'de zirveye ulaşmayı başarmıştı. Ki Michael Jakcson'ın Ada'da 1 numarayı en son gören albümüydü Number Ones.
Sadece Number Ones değil, dört albümü daha ilk 20'ye girmeyi başardı MJ'nin. Thriller 7, King of Pop 14, Off The Wall 17, The Essential Michael Jackson da 20 numaradan ilk 40'a girdi. ilk 200'de ise 11 adet Michael Jackson & Jackson 5 albümü ikamet ediyor. Single listesinde de benzer bir durum söz konusu. Tam 20 yıl önce piyasaya sürülen Man in the Mirror listeye 11 numaradan merhaba dedi. Ki şarkı 20 yıl önce piyasaya sürüldüğünde İngilizler şarkıya pek fazla ilgi göstermemiş, Single listesinde 21 numaraya kadar yükselebilmişti. Man in the Mirror'ın yanı sıra Billie Jean 25, Smooth Criminal 28, Beat 30, Earth Song da 38'den ilk 40'a giriş yaptı. İlk 200'de ise tamtamına 43 -evet kırküç- adet Jacko şarkısı bulunuyor. Popun Kralı giderayak müzik endüstrisine son kıyağına da yapmıştır böylece...

Read more...

tour de france 2009

Cumartesi günü başlıyor Tour de France. Bu yıl turun içerisindeki etaplardan ikisinin yolu Barcelona'dan geçiyor. Caner'in haftaiçi bir preview yazısı ile olaya müdahil olacağını düşünüyorum...

Read more...

frank rijkaard - euro 2000

Saturday, June 27, 2009

Teknik adamlık kariyerine Hollanda Milli Takımında yardımcı antrenörlükle başlayan Frank Rijkaard, Guus Hiddink in koltuğu bırakmasıyla ilk tecrübesini yaşamaya başlıyordu.
Hollanda ve Belçika’da ortak olarak düzenlenecek olan Euro 2000 turnuvasına ev sahibi olmanın avantajıyla grup maçları yapmadan direk katılan Hollanda Rijkaard’ın patronluğunda 1,5 yıl boyunca yaptığı 11 hazırlık maçında tek bir galibiyet alamıyordu fakat bu maçların çoğunda berabere kalan takım üzerindeki baskıyı belki de bu şekilde bertaraf ediyordu.İçinde bulunduğu duruma Rijkaard’ın yorumu ise futbol adına söylenebilecek en politik söylemlerden biriyle geliyordu “Pavarottiyi duşta söylediği şarkılarla değerlendiremezsiniz.”
Teknik adamlık hayatına aşağıdaki oyuncu kadrosuyla başlamanın büyük bir şans olduğunu belirtmek gerekiyor her ne kadar milli takım hocalığı ile kulüp hocalığının farklı olduğunu söyleyebilsek de (bkz Aragones) kadro şansının Rijkaard’a ileri ki yıllarda yöneteceği kadrolar için çok önemli bir tecrübe basamağı olduğunu söyleyebiliriz. Kupada 98 Dünya kupası sahibi Fransa ile birlikte D grubunda yer alan takım, gruptan Fransa’yı da yenerek 9 puanla fire vermeden çıkmayı başarıyor ve herşey Rijkaard’ın istediği gibi gidiyordu.
İyi giden grup maçlarının ardından rakip, çeyrek finalde C grubunun ikincisi olan ve bu isimle son kez bir turnuvaya katılan Yugoslavya'ydı. Yukarıdaki efsane kadro kupada seyir keyfi en yüksek maçları çıkarıyordu ve onlara birini daha ekleyerek Yugoslavya’yı 6-1 gibi net bir skorla geçti.
Yarı finalde ise rakip İtalya’ydı takım önceki maçların özgüveniyle maça iyi başlıyor ve İtalya’ya zor anlar yaşatıyordu.İtalya maçın büyük bir bölümünü 10 kiş tamamlamasına rağmen Hollanda bir türlü sonuca ulaşamıyor üstüne 2 de penaltı kaçırıyordu.
0-0 beraberliğin ardından penaltılara geçiliyor ve penaltı kaçırma yarışına burada da devam eden Hollanda penaltılarla 3-1 yenilerek kupaya yarı finalde veda etti.
Bu dramatik sonun ardından Rijkaard kendisinden bekleneni yapıyor ve teknik direktörlük görevinden istifa ediyordu.

Read more...

kız dur, bi soluklan

Bu yüzücü milletinde kötü bir huy var; Bir kere rekor kırmaya başladıklarında bu alışkanlık yapıyor ve peşisıra rekorları yenilemeye devam ediyorlar Britta Steffen'in yaptığı gibi. Daha 2 gün önce kendisi hakkında bir post yazmıştık. Alman yüzücü, Libby Trickett'a ait 100 metre dünya rekorunu 3 salise geliştirip 52.85'e çekmişti. Almanya Şampiyonası kırdığı bu rekoru 48 saat içerisinde muzzam bir şekilde geliştirdi Steffen. Neredeyse 30 salise daha iyi bir derece yaptı ve 100 metre serbest dünya rekorunu 52.56'ya çekti. Roma'ya formda gittiğini yazmıştık 2 gün önce. Bugün kırdığı rekor ile adeta meydan okudu Britta.

Read more...

efsaneler

2000. posta ancak böyle bir "resim" yakışırdı...

Read more...

  © Free Blogger Templates Columnus by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP