1 Kasım 2010 Pazartesi

orhan pamuk da fenerbahçeliymiş...

Eskiden, yani daha çok futbol yazısı yazdığım zamanlarda sıkça alıntı yaptığım yazarların başında Eduardo Galeano gelirdi. Özellikle de onun kısa kısa, nefis öykülerle dolu "Gölgede ve Güneşte Futbol" kitabını çok severdim.
Bugünlerde okumakta olduğum "Manzaradan Parçalar - Hayat, Sokaklar, Edebiyat" adlı kitap ise bizden bir yazarın, Orhan Pamuk'un son kitabı. Çocukluk yıllarından bu yaşına (58) kadar kendisinde iz bırakan olayları, mekanları ve anıları son derece samimi bir dille anlatmış Pamuk. Romanlarındaki gibi öyle uzun uzadıya betimlemelere yer veren, bir sayfayı bulan cümleler de olmadığı için gerçekten bir çırpıda okunan sıcak bir kitap.
Elime aldığımda, "Acaba Orhan Pamuk'un futbolla arası nasıl? Onu da bu vesileyle öğrenebilecek miyim?" diye aklımdan geçirdim. Sanırım son Nobel edebiyat ödülü sahibi Mario Vargas Llosa'nın geçenlerde basına yansıyan ve futbolla ilgili ilginç açıklamaları bende bu merakı tetikledi.
Nitekim yanılmamışım; Orhan Pamuk'un kitabında bir bölüm Alman Der Spiegel dergisinin kendisiyle yaptığı ve sadece futbol üzerine görüşlerinin yer aldığı röportaja ayrılmış. Büyük keyifle okudum. İlginç bulduğum hatta benzer duyguları paylaştığım bazı bölümleri buraya aktarmak istiyorum:
- Niye Fenerbahçe? (Alman dergisi damardan girmiş!)
- Bu işler din gibidir, sorulmaz. Fenerbahçe'nin 1959'daki takımını tıpkı Masumiyet Müzesi'nin kahramanlarından biri gibi, ezberden sayabilirim. Tabii ki Fenerbahçeli olmam, babamla, onunla özdeşleşmemle ilgili. Numaralı tribünde, şeref tribünün yanında bir yerde kalın enselilerle birlikte maç seyrederdik. Bu tribünün zengin seyircileri, işçilerini aptal bulan, küfreden kapitalistler gibi futbolculara durmadan yukarıdan küfrederlerdi. (demek ki pek bir şey değişmemiş 50'li yıllardan bu yana... Küfürlerin artık çalışılmış ve koro halinde söylenmesini saymazsanız tabii)
Benim futbol zevkim, futbolcuları aşağılamanın, öteki takımı "alçak düşman" gibi görmenin zevklerine değil, futbolculara tapınmaya, hayranlık duymaya dayanır. Benim futbol kahramanım, sakat olduğu halde, topallayarak son anda oyuna giren ve seksen dokuzuncu dakikada gol atarak takımı, milleti, herkesi kurtaran oyuncudur. (Benim de, ah! Benim de...)
- Futbol hakkında edebi bir şeyler yazmayı düşündünüz mü?
- Stadyum tabii ki, dramın cereyan ettiği bir sahnedir. Bir gol bütün bir kupayı, bir yılı temsil edebilir. Ama futbol görseldir, edebiyat ise sözel. Ayrıca futbola gazeteci yaklaşımını, yani şike, mafya gibi konuları da çok sevmiyorum. Futbolu, ne kadar yolsuzluğa battığını merak edecek kadar ciddiye almıyorum. Futbolun benim için bir çocukluk masalı olarak kalmasını isterim.(Ben de isterdim...) Belki buna inanmak da artık zor olduğu için futbola ilgimi kaybettim. (Ben denedim ama kaybedemedim!)
- Günümüz Türk futbolu ülkenin hali hakkında size ne söylüyor?
- Eski Portekiz diktatörü Salazar'ın "Ülkeyi futbolla yönetiyorum" dediği söylenir. Onun için futbol halkının afyonu, halkı susturup sakinleştirmenin bir aracıydı. Bizde de böyle olsa çok şikayet etmezdim. Çünkü futbol bizde halkı sakinleştirmek için değil, azdırmak için, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve otoriter düşünceyi yaymak için kullanılıyor. Ayrıca futbolda milliyetçiliği galibiyetlerin değil, kaybedilen maçların körüklediğini düşünüyorum.
- Futboldan ne öğrenilebilir?
- Çok şey. Her ülkenin, insanının yeri, kültürü, insanlarının dili, dini, rengi ne olursa olsun, bizim gibi olduklarını, onların da birer Fenerbahçeleri olduğunu ve onlara saygı duymayı öğrenebiliriz. ama öğreniyor muyuz, şüpheliyim. Futbol ayrıca oyuncuları tek tek zayıf olmasına rağmen kafayı kullanırlarsa bir takımın güçlü olabileceğini de öğretir ya da bunun tam tersinin de doğru olduğunu öğrenebiliriz futboldan.
- Alber Camus "ahlak ve başkalarına saygı hakkında öğrendiklerimi futbola borçluyum" demiş bir kere.
- Bu 1930'ların Cezayir'i için doğru olabilir, ama günümüzde futboldan ahlak dersi almak saflık olur.
- Futboldan nasıl uzaklaştınız?
- Bana futbolu sevdiren ailem, babam, ağabeyim, herkes dağılmıştı.Yurt dışından döndüğümde yalnız bir romancı olmuştum. Futbol herkesle birlikte -din gibi- tadına varılacak bir şey. Yalnız bir romancının değil tesellisi, eğlencesi bile olamaz futbol. (kusura bakmasın üstat ama, işte burada halt etmiş!)