rehavet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rehavet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2010 Pazar

ne olur benim için bak yeşil yeşil


Geç kalktım, Güney Kore-Yunanistan maçından bi bok anlamadım, Charisteas'la Karagounis'i kadroda görünce, kendimden umudu kesmemem gerektiğini, hepimiz için bir umut olabileceğini, Burak Kut'un bile "yeniden bir çıkış" yakaladığı bu dünyada yeise kapılmanın doğru olmadığını fark ettim. Akşama doğru ağarmış sakalıyla Maradona'yı kulubede hoplayıp zıplarken görünce Marx'ı görmüş gibi oldum, sevindim. Gece sevmediğim ülkeler oynarken, zamanında toprağında 3 yıl geçirmiş olduğumu tuttum ama yalan yok, Green'e de üzüldüm. İlker Yasin bezginliğiyle üç kere tekrarladım kendi kendime: "Yapma yeşil, yapma yeşil, yapma yeşil..."

Aha da günün maçları:

Yunanistan'ın yaş ortalaması dış borcuyla doğru orantılı artıyor
Günün açılış maçında Yunanistan, yaş ortalaması 78'e yaklaşan kadrosuyla Güney Kore karşısına çıktı. Seitaridis, Charisteas, Karagounis gibi futbolcuların öldüğünü ya da huzurevinde yaşadığını düşünen birçok futbolsever, Rehhagel'in ilk 11'ini görünce rahat bir nefes alırken, Güney Kore takımı da 2002 model retro bir performans sergiledi. Maçın daha başlarında Yunanistan'ı kendi silahıyla, yani duran toplarla vurarak, komşudaki iktisadi buhrana yeni bir boyut kazandıran Koreliler, ikinci yarıda gözüne projektör tutulmuş tavşan gibi sahada gezinen Yunanistan'ı, Ji Sung Park'ın golüyle bir kez daha cezalandırarak ilk maçtan muzaffer çıkan taraf oldu. Charisteas'ı, Seitaridis'i falan görünce, gözlerim ak başlı Nikopolidis'i de aramadı değil yalnız. Yunanistan bu turnuvada Yunan trajedisi olacak. Entel fitbol yazarlarımız maç yazılarını Sofokles'e bağlayarak bitirecek.

Ercan Taner, "Messi vurdu, Enyeamaaaaaaa..." diye bağıraydı

Dünya Kupası böyle bir şey. Tek maçlık yıldızlar yaratıyor, küçük takımların adı bilinmedik adamları birdenbire dünya yüzeyindeki cümle futbolseverin gönül köşküne kurulveriyor, adları akıldan çıkmıyor. Örnek mi: 86'da Negrete, 90'da Omam Bıyık, 94'de keli güzel Letchkov, 98'de Davor Suker, 2002'de bir başka keli güzel Hasan Şaş, 2006 yılında ise kritik golleri ve Tardellimsi gol sevinçleriyle Fabio Grosso. Böyle giderse Nijerya'nın 24 yaşındaki kalecisi Vincent Enyeama da onlardan biri olacak herhalde. Enyeama kardeşimiz Arjantin maçında bir yan top dışında hiç hata yapmadığı gibi Messi'nin her seferinde daha ince gördüğü, her seferinde daha pis yere gönderdiği üç plasesini birden kurtararak aklımızı aldı. Yalnız Arjantin eski zamanların Brezilyası gibi bu turnuvada. Hücum tıkırında, Messi hallaç pamuğu gibi atıyor da (Ömer Üründül "Messi'yi izlemek bir zevk," demiş, sonra da küfrediyorsunuz Ömer Abim'e. Ne deseydi?); savunmanın iki at kuyruklusu Gutierrez ve De Michelis, Güney Amerikalı birer Yasin Çakmak gibi bas bas bağırıyorlar: "Her an hata yapıp takımı yakabiliriz lan. Saatli bombayız biz, çok fenayız..."

"Yeşil" İngiltere
Gidip görmedik ama filmlerden, kitaplardan biliriz, İngiltere yeşil memlekettir hakkaten; kalecileri de öyledir. Kaleci yetiştiremiyoruz diye vahvahlanmak yerine, İngiltere'nin hâli pür melâline bakıp ibret alsak daha iyi olmaz mı sevgili Erfurtulular. Gordon Banks'i, Peter Shilton'ı yetiştirmiş, futbolun beşiği olmakla şişinen memleket doğru dürüst bir kalecisi olmadığı için aldığı maçı geri veriyor, "ulan keşke Almunia'yı İngiliz yapsaydık, adını da Türkler'in Aurelio'ya yaptığı gibi Jonathan koysaydık" diye kederleniyor. Ha üzüldük mü bu duruma? Elbette hayır. İngiltere'ye bir gıcıksam, Capello'ya iki gıcığım arkadaş. Tencere-kapak gibi uydular birbirlerine, "benden nefret et" diye bağırıyorlar. Kahpe kader, ABD'yi bile destekletti bize bu gece...

PAZAR KEHANETLERİ:

Cezayir - Slovenya
Ahmet Çakar'ın deyimiyle "sıkıntılı" bir maç olur. Vuvuzelası bol olursa, kahvaltının üstüne fon müziği yerine geçer anca. Slovenya'nın forması değişik yalnız. Böyle kalp grafisi gibi, iktisat göstergesi gibi, kaldırıma işeyen adamın bıraktığı iz gibi deseni var...

Gana - Sırbistan
Afrika takımlarını tutuyorum da Sırbistan da turnuvadaki "karanlık at"ım. Bol gol olur, güzel maç olur. Hem Pantelic'i özledik lan fahri Hertha taraftarları olarak.

Almanya - Avustralya

Ballack sakatlanınca Schweini'ye sordular, "Kaptan kim olsun?" diye. "Van Bommel" diye cevap verdi. Almanya'nın kaptanı arıza adam olmalı, pis olmalı, çakıldaklı olmalı, bela olmalı. Yeni kaptan Lahm akıllı oğlandır da, gece Taksim'de omuz atsan arkasına bakmadan kaçar. Oysa bir Kahn, bir Effenberg olsaydı, o omzu eline verirdi. Velhasıl, Almanya yine de kazanır ama ittire kaktıra...

Rehavet

12 Haziran 2010 Cumartesi

dünya kupası tahminleri: b grubu

Maradona'ya rağmen, Maradona'dan ötürü

B Grubu'nun favorisi Arjantin ve benim sloganım da belli: "Maradona'ya rağmen, Maradona'dan ötürü!"

Bizim bücür, 1986'nın yari finalinde İngiliz savunmacıları bamya gibi ipe dizip "o gol"ü attığında kısa pantolon giyiyordum, televizyonlar siyah-beyaz, ceketler vatkalı, sokaklar çocuk cıvıltılıydı ve bizim mahallenin gazoz kapağı borsasında Alman fantası kapağı 250 Sen-sun'a kapış kapış gidiyordu. 1990'da Almanlar, Almanlıkları'nı yapıp bücürün takımını finalin 87. dakikasında gelen golle devirdiğinde yalnızca ben değil Maradona da biraz yaşlanmış, eski zamanların futboluna bir şeyler olmuş, dernek tabelası altında kumarhane işleten tanıdığımız henüz terk-i diyar eylememiş, final maçını birlikte izlerken penaltı golünü atan Brehme'ye en sunturlu küfrü eden o olmuştu. 1994'de Maradona'nın her şeye rağmen turnuvada yer alacağını öğrendiğimde sevinmiş, Yunanistan maçında attığı golden sonra kameraya yaptığı o tuhaf hareketlerin ve şişmiş suratın ilaçlarla alâkalı olabileceğini çözememiştim. Maradona'nın diskalifiye edildiği o turnuva da zaten son zamanların en sıkıntılı, en yürek kırıcı turnuvası oldu.

Ama ben aradan geçen 16 yılda Maradona'yı hiç aldatmadım, aldatmaya da niyetim yok. İster Messi'yi libero oynatsın, ister Samuel'den gizli forvet yaratmaya çalışsın, hatta isterse Milito'yu kaleye geçirsin. Uluslararası bir turnuvada Maradona varsa, benim safım bellidir. Bu gerçek yine değişmeyecek ve Maradona, Arjantin'e oynatacağı topla, kendisiyle dalga geçenlere okkalı bir tokat aşk edecek, Lionel Messi, "yeni Maradona" olarak yıldızlaşırken, Maradona da söz verdiği üzere turnuvadan sonra Buenos Aires sokaklarında anadan üryan tur atacak. Netice itibarıyla, Arjantin bu gruptan üç galibiyetle çıkar.

Nerede o eski Nijerya?



Grubun diğer takımlarından Nijerya, kokmaz bulaşmaz hoca tercihiyle beni şaşırttı. Yedek kulübesinden çok Göteborg Endüstri Meslek Lisesi'nin öğretmenler odasına yakışan Lagerback Hoca kusura bakmasın ama ben onun 10 senelik İsveç macerasından bir şey öğrenemediğim gibi, Nijerya macerasından da hiç umutlu değilim. Zaten takımın yıldızı Mikel'in de sakatlanmasıyla birlikte umutlar iyice azaldı. Oysa 98'deki Nijerya neydi öyle. Yekini'li, Amunike'li, Amokachi'li, Okocha'lı kadroyla ortalığın tozunu atmışlar, uluslararası turnuvaların Trabzonspor'u olan İspanya'yı fena halde hacamat etmişlerdi. Bu sefer hiç umudum yok Nijerya'dan, sırf Kanu'yu son kez görmek için izleyeceğim onların maçlarını, o da tabii Lagerback oynatırsa. Taklacı Obafemi'yle ise hiç aram yok. Hakkında gerçek yaşının 37 civarında olduğuna dair dedikodular çıkarılan Martins'in gerçek yeri yeşil sahalar değil, jimnastik salonlarıdır kanımca. Gitsin orada perendenin dibine vursun...

Sebebimsin Yunanistan



Yunanistan milli takımını düşününce arabesk şarkılar geliyor aklıma. Sebebimsin Yunanistan, kaderimsin, kederimsin, feryadımsın Yunanistan. Niye varsın Yunanistan. Nasıl oluyor da katılıyorsun bu turnuvalara. Katılmakla da kalmıyor, allem edip kullem edip birkaç puan topluyorsun. Aklım almıyor Yunanistan, gönlüm hiç almıyor. Oysa severim Yunan kültürünü, müziğini, ucundan da olsa Egelilik var serde. Ama senin yaptığın ne futbola sığar Yunanistan, ne de insanlığa. Yine geleceksin Güney Afrika'ya, başında sinekten yağ çıkaran Kral Otto'yla. Yine allem edip kullem edip, 4 puan toplayacak ve gruptan çıkacaksın, yazık edeceksin Nijerya'yla Güney Kore'ye. Hatta ikinci tur da Meksika çıkarsa, sen onu da elersin Yunanistan. Sebebimsin Yunanistan, derdimsin, elemimsin... Nasıl oluyor da grubun Arjantin'den sonraki favorisi oluyorsun Yunanistan?

Güney Kore: Uluslararası Gaziantepspor

Güney Kore de uluslararası turnuvaların Gaziantepspor'u değil midir sevgili okur? Her turnuvaya gelirler, ara sıra parlak sonuçları da olur, inerler çıkarlar ama tıpkı Antepspor gibi orta sıralardan hiç şaşmazlar, ne kokar ne bulaşırlar. 2002'de Hiddink faktörüyle, FIFA etkisi birleşince sağlam bir rüzgâr estirmişlerdi kendi memleketlerinde ama bu kez umudum yok Kore'ye dair. Tıpkı Gaziantepspor gibi ortalama bir performans bekliyorum onlardan: Bir galibiyet, bir beraberlik, bir yenilgi ve grup üçüncülüğü. Turnuva sonunda kaptandan demeç: "Gerçek yerimiz bu değil!"

NETİCE: Arjantin üç galibiyetle grup birincisi olur, Yunanistan da arkasından ikinciliği alır. Nijerya ilk maçta Arjantin'den fark yerse, turnuvanın ilk hoca değişikliğini de görebiliriz.

REHAVET

11 Haziran 2010 Cuma

dünya kupası tahminleri: a grubu

Kıymetli okur, ayıptır söylemesi 2006 Dünya Kupası'ndan önce Türk futbol medyasının bloglar-öncesi döneminin en kıyak sitelerinden biri olan Verkaç'a bir tahmin yazısı yazmış ve İtalya'nın gruplarda hacamat olacağını, Fransa'nın ise ikinci turdan ötesini göremeyeceğini öne sürmüştüm. O turnuva öncesi yaptığım tahminler ceza sahasına yeni girmiş Arif Erdem gibi çökmüş olsa da, bu yenilerini yapmaya engel değil. O zaman buyrun grup grup ilerleyelim, hem eğlenelim, hem biraz spekülasyon yapalım. Önce ilk maçların Cuma akşamı oynanacağı A Grubu.

Nereye Domenech nereye?



En azından kâğıt üstünde grubun favorisi görünen Fransa'dan başlayalım. 2002 yılında bir dizi tesadüf sonucu İstanbul Esenler Otogarı'ndaki izbe bir yazıhanede Fransa-Senegal maçını izlerken, El Hadji Diouf'un asistiyle Diop'un Fransızlar'ı deviren golü geldiğinde uzun yolların yolcuları olarak hep beraber alkışlamış, bizim aracın muavininin, golü atan "Arap'ın üreme organlarını yemeye yönelik" dileğini tebessümle karşılaşmıştık. Bu kez o izbe yazıhanede Fransa-Uruguay maçı seyredilir mi bilmiyorum ama Uruguay, açılış maçında Fransa'ya bir şok daha yaşatacak ve Meksika'nın galibiyet golü yalnızca Esenler Otogarı'nda değil dünyanın dört bir yanındaki Irish Pub'larda merasimle kutlanacak. Sonraki maçlarında bir çelme de Meksika'dan yiyecek olan Fransa'nın gruptaki son maçında Güney Afrika'yı yenmesi ise hiçbir anlam taşımayacak. Bakınız koca bir paragraf yazdım Fransa hakkında ama Raymond Domenech'e değinmedim. Yıllar içinde, görünüş itibarıyla tır şoförlüğünden azgelişmiş Fransız entelektüelliğine terfi eden Raymond Hoca için Dünya Kupası'ndan sonra düşlediğim kariyer, Avrupa'nın gözden düşmüş hocaları için rehabilitasyon merkezine dönüşen Ankaragücü'nde Ümit Özat'ın yardımclığı.

Gençlerbirliği Meksika



Meksika biliyorsunuz Dünya Kupaları'na Gençlerbirliği kontenjanından katılıyor. Blanco'nun (79) kadroda olmasına bakmayın, Gençlerbirliği'ne benzetmem yaştan ötürü değil her turnuvaya iyi başlayıp, oynadıkları futbolla taraflı tarafsız herkesi etkiledikten sonra son düzlükte beygirlere geçilmelerinden ötürü. Bu kez de farklı olmayacak ve bir zamanlar Mahmutpaşa'nın en dip köşelerinde bile bulamayacağınız zevksizlikte kaleci formalarıyla bir neslin dimağını zehirlemiş olan Campos'un ülkesi, gümbür gümbür ikinci tura çıkıp, sonra da muhtemelen Arjantin'e yenilerek turnuvaya veda edecek.

İrlanda'nın intikamını Lugano alacak



Sizi bilmem ama ben Uruguay'ı, bir Arjantinli olmasına rağmen bu ülkeden de sık sık söz eden Jorge Luis Borges'in öykülerinden, 2002'de Rodriguez'in Danimarka'ya attığı şahane golden ve bir de sürekli Güney Amerika elemelerini beşinci bitirip Avustralya'ya play-off oynamalarından hatırlarım. Uruguay neyse ki bu kez play-off için uzaklara gitmeden, Kosta Rika'yı eleyerek turnuvaya katılmayı başardı. Biz onları Lugano'dan tanıyoruz ama Diego Forlan gibi, gittiği her yerde leblebi gibi gol atan sıkı bir golcüleri ve çoğu Avrupa'da istihdam edilmiş sıkı futbolcuları var. Uruguay bu gruptan çıkar çıkmasına da gerisini getirebilir mi orası kuşkulu. Özel bir tahminim de var: Fransa-Uruguay maçında Lugano, Henry'den gururlu İrlandalılar'ın öcünü şöyle okkalı, oturaklı bir kafayla alıp, turnuvanın ilk kırmızı kartını görecekmiş gibi geliyor bana.

Evsahibi dert sahibi



Evsahibini özellikle sona bıraktım. Tamam başlarında, İlker Yağcıoğlu'ndan uzun saçlı, fuleli (Metin Tekin futbolu bırakalı beri şöyle gönlümüzce "fuleli" sıfatını kullanamaz olduk sevgili okur, farkında mısın?) bir Maicon, Kemalettin Şentürk'ten ise sol eğilimli bir Gattuso yaratmayı başarmış olan Parreira var. Tamam seyirci desteğini arkalarına alacaklar, durmaksızın öten vuvuzelaların rakip oyuncularda neden olacağı geçici duyma bozukluğunu bir avantaj olarak değerlendirecekler. Ama her şeye rağmen, takımın en büyük yıldızı olan Pienaar iki yıl önce Dortmund'da oynarken, hafiften ırkçı bir büyüğümüzün verdiği, "Bu hiphopçu kılıklı genç kim lan, Tarlabaşıspor'dan mı transfer etmişler?" beyanatına hedef oluyorsa, o takım için pek umutlanmamak lazım.

NETİCE: Meksika ve Uruguay gruptan çıkar. Grup birincisini kendi aralarında yapacakları maç belirler. Lugano, Henry'ye kafa atar. Domenech elendikleri maçın gecesi Fransa televizyonunda canlı yayına çıkıp, "Şanssız goller yedik," şeklinde beyanat verir.

Rehavet