Wolverhampton Wanderers'da Mick McCarthy'nin görevine son verilmesinin ardından yardımcısı Terry Connor dümene geçmişti. Connor 10 maç geride kalırken aldığı iki beraberlikle Premier League tarihinin en başarısız teknik adamı oldu...
23 Nisan 2012 Pazartesi
En Başarısız Teknik Adam
Etiketler:
futbol,
premier league
Everton Maçının Sihirli Rakamları
Guardian, 4-4'lük United-Everton maçının Kırmızı Şimşekler açısından ilginç istatistiklerini derlemiş...
Etiketler:
futbol,
premier league
Dört City'li Üç Tottenham'lı
İngiltere Profesyonel Futbolcular Birliği sezonun 11'ini açıkladı. Forvette "Yılın Futbolcusu" ödülünün sahibi Robin van Persie'nin olduğu 11'de Manchester City'den dört, Tottenham'dan ise üç futbolcu yer alıyor...
Etiketler:
futbol,
premier league
En Kötü Premier League Sezonu
Manchester United 20 yıllık Premier League tarihinin evinde en fazla gol yediği sezonunu geride bırakacak. Bunda dün oynanan 4-4'lük Everton ve 31 Aralık'taki 2-3'lük Blackburn Rovers maçlarının payı büyük...
Etiketler:
futbol,
premier league
Barcelona'yı Alt Etmenin 5 Yolu...
![]() |
Etiketler:
futbol,
şampiyonlar ligi
18 Eylül 2011 Pazar
boş tribün kuklaları - kadınlarımız
Bu sabah gazeteleri açtım ve Futbol Federasyonunun yeni bir kararını okudum; şaştım kaldım.
Futbol maçlarında çıkan olaylar neticesinde taşkınlık yapan seyircinin kulübünü cezalandırmak amacıyla o kulübe birkaç maç seyircisiz oynama cezası veriyorlardı ya, işte o kararı değiştirmiş federasyon ve haberi şu başlıkla vermiş gazeteler:
Bundan sonra seyircisiz oynamak yok"
İlkin, "oh be! Nihayet" dedim çünkü zaten çok saçma bir ceza biçimi olarak gelirdi bu bana. Seyircisiz, sessiz, tatsız tuzsuz bir maçı ne ekranda seyretmenin keyfi vardı ne de eminim öyle bir sahaya çıkıp oynamanın. Üstelik siz bir kulübe ceza verirken onun daha sonraki maçlarını seyircisizliğe mahkum ederek aslında hiç günahı olmayan rakiplerini de cezalandırmış oluyorsunuz. Son örnekten gidelim isterseniz: Geçen haftaki Fenerbahçe-Orduspor maçından yani...
Düşünsenize, Orduspor yıllar sonra yeniden Süperlig'e çıkmış ve yeni sezonda ilk maçını Fenerbahçe ile oynayacak. İstanbul'da bu maçı gidip statta izlemek isteyecek kim bilir kaç tane Ordulu vatandaş/futbolsever vardır... Hatta bazıları Ordudan bile atlar gelirdi eminim. Ama onlara da yasak(tı) o maça girmek. Onların günahı ne ise?
Veya kombine bilet almış, bütün bir sezonun maç biletlerinin parasını ödemiş ve hayatında sahaya (en sinirli/mutsuz gününde bile) çekirdek kabuğu dahi atmamış, kimseye ana-avrat küfretmemiş (inanmak zor ama, vallahi var hâlâ onlardan) medeni taraftarların suçu/günahı ne ki, parasını ödettiğin maçları dahi izlemekten men ediyorsun onları!
İşte bu gibi sebeplerden "oh be! Nihayet" demiş, bu saçma ceza yöntemi değişiyor diye sevinmiştim, bu sabah yukarıda bahsettiğim haber başlığını görünce...
Oysa, devamını okuyunca tekrar nutkum tutuldu. Bundan sonra bu tür cezalı maçlara sadece kadınlar ve 12 yaşından küçük çocuklar (o da yanlarında anne veya ablaları varsa) alınacakmış!
Hatta benin haberi okuduğum gazete bu karara şu yorumla destek de vermiş:
Seyircisiz maça en güzel çözüm!
E bravo!!
Kaç kadın bu habere sevinmiştir bilmem ama ben kadın olsam bu haber karşısında sinirden tırnaklarımı yerdim! Seyircisiz maçlara kadınlar gidebilir de ne demek?
Bence şunlardan biri demek:
1) Seyircisiz maç = Kadın seyircili maç. Yani, kadın = Boş küme/tribün
2) Kadın = etkisiz eleman
3) Kadın aptal, kadın nasıl olsa futboldan anlamaz; o halde gidebilir maça...
4) Futbol erkek oyunudur, kadın izlese de olur, izlemese de... E gitsin o zaman.
5) (En fecisi de bu) Zaten maçlarda kadın-erkek tıklım tıkış, yan yana, kıç kıça oturmaları pek doğru değildi bir sezonda birkaç tane bu tür cezalı maç oynatırız; kadınlarımız gider rahat rahat(!) seyrederler maçı.
Saçma bir uygulamayı değiştirmek hatta kaldırmak yerine böyle daha saçma sapan bir değişikliğe gitmek hangi akla hizmettir anlayamadım.
Bir ülkenin en popüler spor dalının en üst karar mercii böyle cinsiyet ayrımı içeren bir karar verir mi?
Demek ki verebilirmiş.
Ben kadınların yerinde olsam, asıl bu kararı protesto eder, maçlara gitmezdim.
Ne dediniz?
"Kadınlarımız son yıllarda kendilerini hiçe sayan daha başka ve daha vahim uygulamaları bile sineye çekmekten gocunmuyorlar da, bunu mu kafaya takacaklar!" mı dediniz?
Eyvah eyvah..!
Futbol maçlarında çıkan olaylar neticesinde taşkınlık yapan seyircinin kulübünü cezalandırmak amacıyla o kulübe birkaç maç seyircisiz oynama cezası veriyorlardı ya, işte o kararı değiştirmiş federasyon ve haberi şu başlıkla vermiş gazeteler:
Bundan sonra seyircisiz oynamak yok"
İlkin, "oh be! Nihayet" dedim çünkü zaten çok saçma bir ceza biçimi olarak gelirdi bu bana. Seyircisiz, sessiz, tatsız tuzsuz bir maçı ne ekranda seyretmenin keyfi vardı ne de eminim öyle bir sahaya çıkıp oynamanın. Üstelik siz bir kulübe ceza verirken onun daha sonraki maçlarını seyircisizliğe mahkum ederek aslında hiç günahı olmayan rakiplerini de cezalandırmış oluyorsunuz. Son örnekten gidelim isterseniz: Geçen haftaki Fenerbahçe-Orduspor maçından yani...
Düşünsenize, Orduspor yıllar sonra yeniden Süperlig'e çıkmış ve yeni sezonda ilk maçını Fenerbahçe ile oynayacak. İstanbul'da bu maçı gidip statta izlemek isteyecek kim bilir kaç tane Ordulu vatandaş/futbolsever vardır... Hatta bazıları Ordudan bile atlar gelirdi eminim. Ama onlara da yasak(tı) o maça girmek. Onların günahı ne ise?
Veya kombine bilet almış, bütün bir sezonun maç biletlerinin parasını ödemiş ve hayatında sahaya (en sinirli/mutsuz gününde bile) çekirdek kabuğu dahi atmamış, kimseye ana-avrat küfretmemiş (inanmak zor ama, vallahi var hâlâ onlardan) medeni taraftarların suçu/günahı ne ki, parasını ödettiğin maçları dahi izlemekten men ediyorsun onları!
İşte bu gibi sebeplerden "oh be! Nihayet" demiş, bu saçma ceza yöntemi değişiyor diye sevinmiştim, bu sabah yukarıda bahsettiğim haber başlığını görünce...
Oysa, devamını okuyunca tekrar nutkum tutuldu. Bundan sonra bu tür cezalı maçlara sadece kadınlar ve 12 yaşından küçük çocuklar (o da yanlarında anne veya ablaları varsa) alınacakmış!
Hatta benin haberi okuduğum gazete bu karara şu yorumla destek de vermiş:
Seyircisiz maça en güzel çözüm!
E bravo!!
Kaç kadın bu habere sevinmiştir bilmem ama ben kadın olsam bu haber karşısında sinirden tırnaklarımı yerdim! Seyircisiz maçlara kadınlar gidebilir de ne demek?
Bence şunlardan biri demek:
1) Seyircisiz maç = Kadın seyircili maç. Yani, kadın = Boş küme/tribün
2) Kadın = etkisiz eleman
3) Kadın aptal, kadın nasıl olsa futboldan anlamaz; o halde gidebilir maça...
4) Futbol erkek oyunudur, kadın izlese de olur, izlemese de... E gitsin o zaman.
5) (En fecisi de bu) Zaten maçlarda kadın-erkek tıklım tıkış, yan yana, kıç kıça oturmaları pek doğru değildi bir sezonda birkaç tane bu tür cezalı maç oynatırız; kadınlarımız gider rahat rahat(!) seyrederler maçı.
Saçma bir uygulamayı değiştirmek hatta kaldırmak yerine böyle daha saçma sapan bir değişikliğe gitmek hangi akla hizmettir anlayamadım.
Bir ülkenin en popüler spor dalının en üst karar mercii böyle cinsiyet ayrımı içeren bir karar verir mi?
Demek ki verebilirmiş.
Ben kadınların yerinde olsam, asıl bu kararı protesto eder, maçlara gitmezdim.
Ne dediniz?
"Kadınlarımız son yıllarda kendilerini hiçe sayan daha başka ve daha vahim uygulamaları bile sineye çekmekten gocunmuyorlar da, bunu mu kafaya takacaklar!" mı dediniz?
Eyvah eyvah..!
26 Ağustos 2011 Cuma
michael jordan hakkında bilinmeyen 23 şey
14 Ağustos 2011 Pazar
dünya atletizm şampiyonası & eurosport
amerika açık'a 15 gün kala...
arda'ya açık mektup
Ardacım,
birkaç sezon önce başlayan sana dair "gidecek-gitmeyecek" papatya falı, son aylarda "gidiyor-gitmiyor"a dönüştürülmüştü.
Ve nihayet gittin.
Daha 24 yaşındasın ve gidişinden bahsederken "nihayet" demek bile senin yurt dışı transferinle ilgili insanı yoran spekülasyonların bir özeti sanki.
Yeteneklerini sayacak değilim, benden iyi biliyor onları senin her hareketini takip eden sevenlerin. Seni sevmeyen olmadığını da sanmıyorum ya, neyse. Benim gözümde/gönlümde sen, maç sonrası yorumların ve çıktığın programlardaki esprilerin, konuşmaların ve giderken verdiğin olgun demeçlerinle daha çok yer ettin.
Futbolunun güzelliğini, çalımlarını, 'adrese teslim' yüzdesi yüksek ortalarını, rakip üç kişiyle birden sana korner direğinin dibinde pres yaptığında senin ayağındaki topu zeka ve yetenekle adeta kamufle ederek onlardan nasıl kurtarıp ceza sahasına süzüldüğün o enstantaneleri de özlemeyeceğim çünkü jübile yapmış, futbolu bırakmış değilsin ki. Bu küreselleşmiş ve iç içe geçmiş iletişim ağları çağında zaten hafta boyu futbolunu izlemeye devam edeceğim nasıl olsa... Hem de abuk sabuk baskılardan uzak, sana doğduğun büyüdüğün ülkedeki ağabeylerinden, amcalarından daha çok saygı ve sabır gösterilen bir ülkede artan bir performansla oynayacağına inanarak bekleyeceğim, akşamları La Liga yayınlarını...
Futbol harici özelliklerine gelince: Ben seni zeki, hatta akıllı, espritüel yani kendiyle barışık, doğal, dolayısıyla samimi, yakışıklı değil ama sempatik bir genç ve çok yetenekli bir futbolcu olarak hep güzel hatırlıyor olacağım.
Özürlü ve yardıma muhtaç çocuklara zaman ayıran, sevecen ve mütevazı bir genç olarak da aynı zamanda...
Sana şimdiye kadar seni malzeme yapan medya ne yakıştırırsa yakıştırsın ben futbolcu olarak hayatıma değen güzel bir insanı kendime yakıştırdığım gibi hatırlamalıyım; o yüzden de mankenlerle veya sevgililerinle yaşadıklarınızla ilgilenmedim ki, gidince o olaylarla hatırlayayım seni. Ha pardon, bir gün hâlâ sevgilin olan kişiyle sinema kapattığınızı (muhtemelen sizi her yerde/ortamda bunalttıkları için) okuduğumda gazetelerde, o olayla ilgilenmiştim; "yıllarca bunu neden akıl etmedim ki, artık sinemalar ufak, kapatmak kolay, sevdiğim insana mesela doğum gününde ne de güzel bir jest yapmış olur(d)um" diye düşünüp kıskanmıştım seni, itiraf edeyim.
Giderken aldığın/aldırdığın transfer parasıyla da ilgilenmedim ben... Çünkü hem o konuyla nasıl olsa birileri ilgilenir (nitekim, bak Galatasaray'ı çok seven(!) amigo Ercan ağabey'in Hürriyet'teki uzun köşesinde bunu yazmış bugün. Sana başarılar dileyip ardından para konusunda kazık yendiğini/yedirdiğini ima etmiş. Madrid'de seni Sergen'den sonra en yetenekli oyuncu bulan dünya yıldızı Mesut Özdil'le buluşmaya giderken büyük bir gazetecinin önünde dur, Ercan Bey'in yazısını sor; kendi alan(lar)ında dünyada yer etmiş bir kişilik olduğu için bilirler mutlaka) hem de transfer paraları, bonservis bedelleri vesaire bunlar futbolun endüstriyel boyutları ve ben seni futbolun duygusal yanını sahaya yansıtabilen sevimli tarzınla çok daha fazla sevdim.
Yolun açık olsun Arda'cım, yüzündeki o gülücükler eksik olmasın oralarda; yani gerçekten güle güle git...
Yalnız bu yazıyı noktalamadan önce küçük bir ricam var senden:
Yeni takımınla Madrid'de sahaya çıkmaya başladığında, maç öncesi seremonilerde falan, kameralar seni gösterdiğinde ekran başındaki ben ve benim gibilere el sallar mısın lütfen... Bak o zaman, atacağın bir gol sonrasında falan yeni formanı öpersen de içim burkulmaz belki...
birkaç sezon önce başlayan sana dair "gidecek-gitmeyecek" papatya falı, son aylarda "gidiyor-gitmiyor"a dönüştürülmüştü.
Ve nihayet gittin.
Daha 24 yaşındasın ve gidişinden bahsederken "nihayet" demek bile senin yurt dışı transferinle ilgili insanı yoran spekülasyonların bir özeti sanki.
Yeteneklerini sayacak değilim, benden iyi biliyor onları senin her hareketini takip eden sevenlerin. Seni sevmeyen olmadığını da sanmıyorum ya, neyse. Benim gözümde/gönlümde sen, maç sonrası yorumların ve çıktığın programlardaki esprilerin, konuşmaların ve giderken verdiğin olgun demeçlerinle daha çok yer ettin.
Futbolunun güzelliğini, çalımlarını, 'adrese teslim' yüzdesi yüksek ortalarını, rakip üç kişiyle birden sana korner direğinin dibinde pres yaptığında senin ayağındaki topu zeka ve yetenekle adeta kamufle ederek onlardan nasıl kurtarıp ceza sahasına süzüldüğün o enstantaneleri de özlemeyeceğim çünkü jübile yapmış, futbolu bırakmış değilsin ki. Bu küreselleşmiş ve iç içe geçmiş iletişim ağları çağında zaten hafta boyu futbolunu izlemeye devam edeceğim nasıl olsa... Hem de abuk sabuk baskılardan uzak, sana doğduğun büyüdüğün ülkedeki ağabeylerinden, amcalarından daha çok saygı ve sabır gösterilen bir ülkede artan bir performansla oynayacağına inanarak bekleyeceğim, akşamları La Liga yayınlarını...
Futbol harici özelliklerine gelince: Ben seni zeki, hatta akıllı, espritüel yani kendiyle barışık, doğal, dolayısıyla samimi, yakışıklı değil ama sempatik bir genç ve çok yetenekli bir futbolcu olarak hep güzel hatırlıyor olacağım.
Özürlü ve yardıma muhtaç çocuklara zaman ayıran, sevecen ve mütevazı bir genç olarak da aynı zamanda...
Sana şimdiye kadar seni malzeme yapan medya ne yakıştırırsa yakıştırsın ben futbolcu olarak hayatıma değen güzel bir insanı kendime yakıştırdığım gibi hatırlamalıyım; o yüzden de mankenlerle veya sevgililerinle yaşadıklarınızla ilgilenmedim ki, gidince o olaylarla hatırlayayım seni. Ha pardon, bir gün hâlâ sevgilin olan kişiyle sinema kapattığınızı (muhtemelen sizi her yerde/ortamda bunalttıkları için) okuduğumda gazetelerde, o olayla ilgilenmiştim; "yıllarca bunu neden akıl etmedim ki, artık sinemalar ufak, kapatmak kolay, sevdiğim insana mesela doğum gününde ne de güzel bir jest yapmış olur(d)um" diye düşünüp kıskanmıştım seni, itiraf edeyim.
Giderken aldığın/aldırdığın transfer parasıyla da ilgilenmedim ben... Çünkü hem o konuyla nasıl olsa birileri ilgilenir (nitekim, bak Galatasaray'ı çok seven(!) amigo Ercan ağabey'in Hürriyet'teki uzun köşesinde bunu yazmış bugün. Sana başarılar dileyip ardından para konusunda kazık yendiğini/yedirdiğini ima etmiş. Madrid'de seni Sergen'den sonra en yetenekli oyuncu bulan dünya yıldızı Mesut Özdil'le buluşmaya giderken büyük bir gazetecinin önünde dur, Ercan Bey'in yazısını sor; kendi alan(lar)ında dünyada yer etmiş bir kişilik olduğu için bilirler mutlaka) hem de transfer paraları, bonservis bedelleri vesaire bunlar futbolun endüstriyel boyutları ve ben seni futbolun duygusal yanını sahaya yansıtabilen sevimli tarzınla çok daha fazla sevdim.
Yolun açık olsun Arda'cım, yüzündeki o gülücükler eksik olmasın oralarda; yani gerçekten güle güle git...
Yalnız bu yazıyı noktalamadan önce küçük bir ricam var senden:
Yeni takımınla Madrid'de sahaya çıkmaya başladığında, maç öncesi seremonilerde falan, kameralar seni gösterdiğinde ekran başındaki ben ve benim gibilere el sallar mısın lütfen... Bak o zaman, atacağın bir gol sonrasında falan yeni formanı öpersen de içim burkulmaz belki...
Etiketler:
galatasaray,
portre,
yerel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







