tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2012 Pazartesi

Rakipsiz Nadal


Telegraph, toprak kortun dört önemli turnuvasında Rafael Nadal'ın kariyer performansını değerlendirmiş. İspanyol raketin sadece 10 mağlubiyeti bulunuyor.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Wimbledon'da Bu Yılki Para Ödülleri


Wimbledon'da bu yıl ilk turlarda elenen tenisçiler geçen senelere göre daha fazla para kazanacak...

17 Haziran 2011 Cuma

cokoviç & beyonce

L'Uomo Vogue dergisinin Temmuz/Ağustos sayısı çift kapakla çıkacak. Kapaklardan bir tanesi Beyonce Knowles, diğeri ise Novak Cokoviç. 40 yıl düşünsem Cokoviç ile Beyonce'un ortak bir payda da buluşacağı aklıma gelmezdi...

13 Haziran 2011 Pazartesi

eğlenmeyi biliyorlar

Londra'nın kararsız daha doğrusu İngiltere'nin kararsız havası tenis turnuvalarını da etkiliyor. WTA Birmingham'da final yağmur nedeniyle oynanamadı ve bugüne kaldı. Bir başka turnuva, Londra'daki ATP Queens'te de aynı süreç yaşandı. Tenisçiler korta geldi fakat yağmur onların maçı oynamasına engel oldu. Dinmeyecek olan yağmurun dinmesini beklerken Andy Murray ile Jo-Wilfried Tsonga masa tenisi oynayarak vakit geçirmeye çalıştı.

2 Haziran 2011 Perşembe

görünmez ya da görülebilir kaza!

Roger Federer'in Gael Monfils'i 3-0 yendiği çeyrek final maçının ardından kort çıkışında imza almak için kalemler uzatılır ve...


1 Haziran 2011 Çarşamba

troicki & top toplayan çocuk

Bu yılki Roland Garros'un hikâyesi olan maçlarından biri sınıfındaydı Andy Murray - Victor Troicki maçı. Murray bir önceki turda sakatlanmıştı ve ne kadar verimli olacağı da soru işaretiydi. Hatta dördüncü tur maçına çıkıp çıkmayacağına da karşılaşma günü karar verecekti. Murray - Troicki maçının kendisi, saha dışındaki gelişmeler yanında oyunun gidişatı açısından da ilginçti. 
İkinci gün oynanan beşinci sette 3-2 iken durum top toplayıcı çocuğun korta girmesi ve Troicki'nin gereğinden fazla abarttığı tepkisi Murray'in geri dönüşü kadar akılda kalıcıydı...

3 Ekim 2010 Pazar

benim değişmeyen "1 NUMARA"m

Bu yılki Amerika Açık'tan sonra dünya tenis klasmanında üçüncü sıraya inen Roger Federer isterse 4-5-6. sıralara, daha da aşağılara insin, benim gözümde ve kalbimde 1 numaradaki yerini hep koruyacak! Çünkü o, diğer tenisçilerden çok daha farklı bir stile ve kaliteye sahip. Hatta onun oynadığı tenisin rakiplerinin (1. ve 2. sıradaki Nadal ve Djokovic de dahil) oynadığı tenise göre farklı bir modda ya da fazda olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla bu yılın Eylül ayınının (uğursuz) 13. günü çok rahat kazanacağı Amerika Açık yarı fnal maçında 5.sette iki kere kullandığı maç sayısını değerlendiremeyip ardından gelen oyunları Djokovic'e verip maçı kaybetmesi final oynama şansını ve zevkini kendisinden daha hızlı ama sevimsiz Nadal'la kendisinden bir gömlek altta tenis oynayan Djokovic'e bırakması benim için bir şey değiştirmiyor. Tıpkı geçen sezon aynı turnuvanın finalinde önde götürdüğü maçı Arjantinli Del Potro'ya vermesi gibi...

O maçları psikolojik gevşeklik sebebiyle ve kendinden emin olması nedeniyle kaybetti diye düşünüyorum. İnsanın, rakibine kıyasla çok daha iyi olduğunu bile bile oynarken bazen bu rahatlıkla gevşememesi, konsantrasyonunu yitirmemesi mümkün mü? Şimdi, bu satırları okuyanlar "iyi de, büyük sporcuların, gerçek şampiyonların bu tür mazeretleri olabilir mi?" diye sorduğunu duyar gibiyim:
2004'ün ikinci ayının ikinci günü ilk kez elde ettiği "1 NUMARA" unvanından sonra kazandığı Grand Şlam'ler size bir daha hatırlatılınca :
Avustralya : 4 kez (2004/06/07/10)
Fransa : 1 kez (2009)
Wimbledon : 6 kez (2003/04/05/06/07/09)
Amerika : 5 kez (2004/05/06/07/08)
Muhtemelen siz de, bu kadar sayıda şampiyonluğu olan bir insanın öylesi bir lükse ya da bu hataya hakkı var dersiniz.
Kaldı ki, Roger Federer'i benim gözümde (finalleri kaybetse de kazansa da) hiç değişmeyen 1 NUMARA yapan şeyler yukarıdaki numaralarla (rakamlarla) ifade edilen başarılarından ziyade çok daha farklı şeyler.
Mesela değişmeyen mütevazılığı... Ki, sanırım öyle mütevazı olmasaydı, Pete Sampras gibi bir şampiyon kendisine ait tüm zamanların en fazla grand şlam kazanan tenisçisi olma unvanını teslim edeceği maçı canlı izlemek üzere kıtalar arası uçup onu onurlandırmazdı. En azından içinden gelerek yapamazdı bunu.

Başka nelerini seviyorum Federer'in?
 
Mesela rakipleri su içinde kalmış tişörtlerle kendi sahalarında oradan oraya koştururlarken o 5 setlik bir maçı sadece koltuk altları terleyecek kadar az koşmuş gibi tamamlayabiliyor... Yani iyi kaleciyle mükemmel kaleci arasındaki fark gibi Federer ile diğer tenisçilerin farkı. İyi kaleciler çizgi üzerinde durur kaleye gelen toplara bir o yana bir bu yana uçarak hamle yaparlar... Mondragon gibi mesela... Ama mükemmel kaleciler zaten pozisyonların çoğunda topun geldiği yerde oldukları için deliler gibi oradan oraya uçmazlar... Taffarel gibi mesela... Mükemmel kaleci doğru pozisyon alma başarısı için önündeki defansı yönlendirmekten yararlanır; Federer gibi mükemmel bir tenisçi de doğru pozisyon almak için rakibine gönderdiği toplardan, yani oyunu yönlendirme özelliğinden yararlanır...
Oyun stiline gelince
Mesela 'backhand'leri...
Şu anda kendisini 3. sıraya iten Nadal ve Djokoviç'in backhand'leri (bu yazının ciddiyetine zeval geleceğinden endişelenmesem "karı gibidir"diyeceğim, vazgeçtim!) çift el 'backhand'ken Federer son derece etkili olan 'backhand' vuruşlarını tek elle yapar.
Mesela servisleri...
Nadal her (ama her) servis öncesi bir eliyle poposunu eller, (sanırım uğur yapıyor) donu k..na kaçmış da rahatsız ediyormuş gibi donunu çekiştirir, siz de bunu bilmem kaç kez izlersiniz... Djokovic ve benzeri bir dolu tenisçi ise her servis öncesi (güya konsantre olmak adına) topu yere, seyirciye gına getirecek kadar, vurdurur öyle atar servisini... Belki de rakibin sinirini bozmak içindir bu şekilde uzun süre yerde top sektirip servis atışını ondan sonra kullanmak... Son Amerika Açık finalinde Nadal'la oynarken üşenmedim saydım, çoğunlukla servis öncesi 15-16 kez (yuh yani!) yerde sektiriyordu topu Djokovic. Ama Federer'in servislerinde beklemekten sıkıldığınız olmamıştır, olmaz. 3 ya da 4 kez sektirir ve kullanır. Abartmaz... Hiçbir şeyi abartmadığı gibi...
Mesela vuruşları...
Nadal, Djokovic ve bir çok tenisçi her vuruş öncesinde veya sırasında acı acı ya da acıyla bağırır, garip garip sesler çıkartırlar; tıpkı kadın tenisçilerin %99'unda gördüğümüz daha doğrusu duyduğumuz gibi. Öyle ki, iki kort yan yana ve aynı anda iki maça sahne olsa; diyelim ki, birinde Nadal ile Djokovic, diğerinde de Williams (abla veya kardeş Williams fark etmez) ile Wazniacki oynuyor olsunlar, siz de iki kortun arasında bir yerde tribünde oturuyor olsanız, kulaklarınızı birkaç saniyeliğine kapatsanız sanki dünyanın kadınlarda ve erkeklerde "top" yapmış tenisçileri bir araya gelmişler sado mazoşistçe grup seks yapıyorlar sanırsınız. Ama Federer'den ne saatte 120 km. hızı geçen servisleri sırasında ne de köşesine giden zor bir topu çıkartırken öyle isterik sesler duy(a)mazsınız. Çünkü, o hiçbir zaman işin şovunda değil, hep sporundadır.
58 milyon US dolar'la bu sporda tüm zamanlarda en fazla serveti yapmış bir adam görüntüsü vermez asla. Djokovic'e kaybettiği son yarı final maçından sonra ne düşündüğünü, neler hissettiğini soran medya mensuplarına "bu yenilgi beni ateşleyecek, daha çok çalışacağım" diyecek kadar ilk gün heyecanıyla oynuyor tenisi...
Amatör bir tenisçinin gözüyle yazmaya çalıştığım (uzatıp sıkmayacağımdan emin olsam, daha da yazardım - mesela kurmuş olduğu vakıf ve başkaca hayırseverliklerini de anlatabilirdim) bu Federer yazısını profeyonel ve ünlü bir başka tenisçinin kendisi için söylediği ve bence onun muhteşemliğini çok basit ve güzel özetlediği sözlerle bitirmek istiyorum:
Bakın Jimmy Connors Roger Federer için ne diyor?
"Teniste ya toprak kort oyuncususunuzdur ya çim kort ya da sert zemin oyuncusu... Ya da Roger Federersinizdir!"

31 Ağustos 2010 Salı

fedex bu korkulur...


Roger Federer'in bu sabah oynadığı ilk tur maçında Arjantinli Brian Dabul'ı da kontrpiyede bırakan muazzam vuruşu...

24 Ağustos 2010 Salı

sponsorluklara 600 milyon dolar

Teniste 2010 yılında sponsorluk gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 3 artacak. Bu yıl düzenlenen amatör ve profesyonel tenis turnuvalarına sponsorların harcadığı paranın 600 milyon dolar olması bekleniyor.
IEG Sponsorship Report'un Baş Editörü William Chipps, finansal şirketler ve otomobil sektörü ekonomik kriz nedeniyle tenis organizasyonlarından çekiliyor. Bu sektörlerin yerini ise bira ve alkollü içki üreticileri alıyor.
Hatta 2010'un en önemli sponsorluk anlaşması da, Meksikalı bira üreticisi Corona Extra'nın ATP Tour ile yaptığı 5.5 yılı kapsayan ve 70 milyon değerindeki sözleşme...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

kuznetsova ile wozniacki futbol oynarsa...


Montreal'de yağmur bir türlü durmayınca tenisçiler de kortta farklı uğraşlar içerisine giriyor. Svetlana Kuznetsova ile Caroline Wozniacki'nin iyi futbol oynadıklarını bu vesile ile anladık. Videosu da yukarıda zaten...

13 Ağustos 2010 Cuma

sharapova antrenmanda...

Maria Sharapova, US Open Series'in Cincinnati ayağında, kortta antrenma yaparken meraklı bir çift gçz de onu kameraya çekmiş...

7 Ağustos 2010 Cumartesi

37 yıl sonra ilk kez!

Bu haftabaşı itibariyle ATP Tour tarihinde bir ilk yaşanacak. Eylül 1973'ten beri düzenli olarak açıklanan erkekler dünya sıralamasının ilk 10'unda ilk kez bir Amerikalı tenisçi yer almayacak. Bu yıl, şimdiye kadar üç Grand Slam tenis turnuvası geride kalırken, Amerikalı raketlerden hiçbiri yarı final yüzü göremedi.
Amerikalı raketlerin formsuzluk ve sakatlıklarla geçirdikleri bu dönem tenis tarihine de bir ilk olarak geçti. Dünya sıralamasının açıklandığı eylül 1973'ün ilk haftasında ilk on içerisinde üç Amerikalı sporcu bulunuyordu. Dünya sıralamasının dört numarası Stan Smith'ti. Arther Ashe yedinci, Jimmy Conners ile onuncu sırada yer alıyordu.
Amerikalıların ilk onun içerisine girebilmesi için Andy Roddick'in sakatlıklarla etkilenen formunu yeniden bulması ya da son dönemde iyi bir çıkış yakalayan ve onbir maç üstüste kazanan Sam Querrey'in büyük işler yapması gerekiyor. 

18 Temmuz 2010 Pazar

us open series tanıtımları - roger federer....

bir cumartesi iki düğün

Wesley Sneijder için harika bir yıl geçiriyor diyebiliriz. Inter ile bir sezonda kazanabileceği tüm kupaları kazandı. Ardından çok iyi bir dünya kupası geçirdi. Hollanda Milli Takımı şampiyon olamasa da dünya kupasında final oynadı ve bir sezonda oynanabilecek tüm finallerde boy gösterdi Inter'in Hollandalısı.
Herhalde bu kadar unutulmaz bir yılı daha da unutulmaz kılmak için almışlardı evlenme kararını Wesley Sneijder ve "Hayat arkadaşı" televizyon spikeri, manken Yolanthe Cabau. Siena yakınlarındaki San Giusto e Clemente in Castelnuovo Berardenga Kilise'sinde evlendiler dün öğlen saatlerinde. Düğün töreni oldukça kalabalıkmış. Fotoğraflardan yansıyanlardan anladığımız Chivu ve Patrick Kluivert'ın da düğünün davetlileri arasında olduğu.

Cumartesi gününün spor dünyasınından dünya evine giren tek ismi Wesley Sneijder değildi. Radek Stepanek ve Nicole Vaidisova'da tenis dünyasının evlenen çiftler kervanına katıldılar. Vaidisova 2007'de dünya sıralamasında 7. basamağa kadar yükselmişti. Bu yılın başında profesyonel tenisi bıraktığını açıkladı. Bu kararında Stepanekle evlilik kararı almasının etkiliği olduğu iddia edildi. Çift bu yılın başında aldıkları evlilik kararını dün yürürlüğü koydu ve Prag Kalesi'ndeki Saint Vitus Katedrali'nde evlendiler...

16 Temmuz 2010 Cuma

us open series tanıtımları - rafael nadal....

US Open Series, Temmuz ayı sonu itibariyle başlıyor. Altı hafta sürecek ve on turnuvayı kapsayan organizasyonun toplam ödülü 40 milyon dolar. ESPN'in resmi yayıncı olduğu US Open Series ile ilgili tanıtım videoları da dönmeye başladı. Biz de her gün bloga birer "eglenceli" video ekleyeceğiz bir aksaklık olmazsa. Açılışı Rafael Nadal ile yapalım dedik...

15 Temmuz 2010 Perşembe

peter lundgren'in ikinci isviçreli seferi...

Peter Lundgren'i ilk kez Marcelo Rios'un antrenörlüğü ile duymuştuk en azından ben duymuştum. İsveçli daha sonra Roger Federer ile çalıştı ve İsviçreli'nin ilk Grand Slam şampiyonluğunda da antrenörüydü. Federer ilk Wimbledon şampiyonluğunun ardından, 2003'ün sonunda Lundgren ile yollarını ayırmıştı. 
Peter Lundgren, Federer'in ardından Marat Safin, Marcos Baghdatis ve Grigor Dimitrov ile çalışsa da Federer dönemindeki kadar ses getiremedi İsveçli antrenör.
Roger Federer ile yolların ayrılmasının üzerinden yedi yıl geçmişken Lundgren yeni bir İsviçreli'yle sefere çıkıyor. Bugüne kadar antrenörsüz çalışan Stanislas Wawrinka, Aftonbladet'in haberine göre Peter Lundgren'le anlaştı. İsveçli antrenör Wawrinka'yı daha agresif bir tenisçi yapmayı hedeflediğini söylemiş. Lundgren, Federer dönemi sonrası yakalayamadığı istikrarı bir başka İsviçreli raketle yakalayabilecek mi acaba?  

6 Mayıs 2010 Perşembe

polenler polenler polenler...

Novak Djokovic için kötü bir yıl. 2010’da kazandığı Dubai turnuvasını saymazsak istediği gibi gitmiyor işler Sırp raket için. Indian Wells’te dördüncü turda iki sette Ivan Ljubicic’e kaybeden Djoko, Sony Ericsson Open’da da ikinci turda Oliver Ruchus’a yenilerek büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı.
Dünyanın iki numarasının şanssızlığı Monte Carlo’da da devam etti. Fernando Verdasco’ya 6-2’lik iki setle yenilen Novak Djokovic’in aldığı bu mağlubiyet kariyerinin en kötü yenilgilerinden biriydi. Sırp tenisçinin 2010’daki şanssızlığı Roma Masters’ta da kendini gösterdi. İtalya’da çeyrek finale kadar yükselen Djokovic, Monte Carlo’da olduğu gibi Roma’da da Fernando Verdasco’ya yenilerek bu yılki bir turnuvaya daha final göremeyerek veda etti.
Novak Djokovic geçirdiği bu kötü dönem hakkında ilginç açıklamalarda bulunmuş. Birkaç aydır zor bir dönem geçirdiğini söyleyen Sırp raket, bahar döneminde polenlere karşı güçlü bir alerji sorunu yaşadığını belirtti. Daha önce hiç bu kadar kötü hissetmediğini, tıbbi desteğin işe yaramadığını söyleyen Djoko’nun işi alerjisinin geçmesine kalmış görünüyor. Polenlerden kurtulduğunda daha başarılı bir performans bekliyor Sırp raket...