wta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2010 Cuma

tenis sporu bayanlarda neden bu kadar sıkıcı oldu ?

Son sezonlarda tenis sporu bayanlarda garip bir hal aldı. Geçen sezon Rolland Garros'u kimin kazandığını hatırlayanınız var mı? (Uzmanlar hariç tabi ki). Açıkçası hayatının büyük bir bölümünü Fransa'da geçirmiş ve Rolland Garros'u ne olursa olsun kaçırmayan bir sporsever olarak az önce hatırlamaya çalıştım ancak nafile. Gidip internetten bakmak zorunda kaldım.

Bayan tenisindeki önemli isimlere göz attığımızda Serena Williams, Venüs Williams, Ana İvanovic, Dinara Safina, Jelena Jankovic, Kim Clijsters, Justine Henin, Elena Dementieva, Maria Sharapova vs... (şimdi hepsini saymayalım) bu isimleri birbirinde ayıran çok önemli özellikleri var mı?
Şahsi fikrim (benim yapmış olduğum bir tespit), bayan tenisçiler arasında çok büyük bir fark yok. Kim Clijsters verdiği ara sonrasında geri dönüp Amerika Açık'ta şampiyonluğa ulaşırken, vatandaşı Justine Henin Avustralya Açık'ta final oynadı. Bu iki sporcu da bir yıldan fazla bir süre kortlardan uzak kaldılar. Bir sporcu bu kadar önemli bir ara verip ardından hemen bir Grand Slam turnuvasında başarılı oluyorsa o sporun hiçbir gelişme göstermediğini rahatlıkça söyleyebiliriz herhalde.

Son olarak hangi bayan tenis müsabakasında heyecanlı bir mücadele izlediniz ? Hangi raket sizi etkiledi (fiziğiyle değil) ? Hangi maç sonrasında televizyonu keyifli bir şekilde kapattınız ?
Açıkçası ben geçen sezon bayan maçlarına bir setten fazla dayanamadım.

Son olarak Avustralya Açık'ta sergilenen tenis kıyafetleri bu sporun bayanlarda sadece sex appeal ve gösteriş anlamına geldiğini, bu nedenle de yatırım yapan sponsorların sportif başarıdan ziyade güzel bir fizik peşinden koştuklarını ortaya koydu. Bayan raketler modellikten vazgeçip tenis oynasalar daha iyi olur...!

Not: Bu arada Rolland Garros 2009'u Svetlana Kuznetsova kazanmış ;)

4 Ocak 2010 Pazartesi

hoşgeldin henin

Justine Henin bu sabah 20 aylık aradan sonra ilk resmî tenis maçına çıktı ve Avustralya'nın şirinliğinden kuşku duyulmayan kenti Brisbane'de Nadia Petrova'yı iki sette (7-5, 7-5) devirerek kortlara aslanlar gibi döneceğini cümle âleme gösterdi. Yukarıdaki a la Yılmaz Özdil pankartta dendiği gibi, tam da zamanında döndü aslında. Ben de bu vesileyle, Henin iki yıl önce tenisi bıraktığında, bu bloğun şefi Mustafa Bey'in siparişi üzerine yazdığım ve Sporist dergisinde yayınlanmış olan yazımla selam edeyim dedim Henin'e. Mayıs 2008'de Berlin'deki maçta, o zamanlar henüz bir numaralara çıkmamış olan Safina karşısında eriyip gidişini çıplak gözle seyrederken, bunun Henin'in kariyerinin son maçı olacağını bilemezdik. Ne mutlu ki değilmiş de zaten... Buyrun o yazı:

BİR NUMARANIN ERKEN VEDASI
Sporist / Haziran 2008


Zirvedeyken bırakmak, tam da bu olsa gerek. 14 Mayıs 2008'de, tenis tarihinde bir ilk yaşandı ve hal-i hazırda dünya sıralamasının bir numarası olan 25 yaşındaki Justine Henin, yorgunluğunu gerekçe göstererek tenisi bıraktığını açıkladı. Henin, bunu geri dönüşü olmayan bir karar olduğunu da özellikle vurguladı.

Rakiplerine göre çok daha zayıf olan cüssesi ve kısa boyuna rağmen, kendi kuşağının en iyi tenisçisi olarak tarihe geçen Henin, kortlarda alçakgönüllülüğün, mücadelenin, çalışkanlığın, kendini sürekli geliştirmenin ve hepsinden önemlisi, en çok ona yakışan bir kırılganlığın simgesiydi. Zaten en sonunda da bu kırılganlığı daha fazla taşıyamayan Belçikalı tenisçi, çok erken bir yaşta spor hayatına nokta koydu.

Fransa Açık hayali
1992'de, Henin henüz 11 yaşındayken, annesi Francoise onu dünya tenisinin o zamanki ustaları olan Steffi Graf'la, Monica Seles’in oynayacağı Fransa Açık finaline götürür. İki usta tenisçinin mücadelesinden çok etkilenen Henin annesine, "Bir gün ben de bu kortta final oynayıp, kazanacağım," der. Aradan 11 yıl geçer ve 2003 yılında aynı kortta oynanan Fransa Açık finalinde iki Belçikalı kozlarını paylaşmaktadır. Kendisi gibi tenise erkenden veda eden vatandaşı Kim Clijsters'i 6-0 ve 6-4'lük setlerle yenen Henin, böylece annesine verdiği sözü tutmuş olur. Annesini henüz 13 yaşındayken kansere kurban veren Henin, hayallerine kavuştuğu maçın ardından, "Kazandığıma inanamıyorum. Küçük bir kızken buraya gelip idolüm olan tenisçileri izliyordum. Daha bu sabah antrenman yaparken, 11 yıl önce annemle oturduğumuz tribüne baktım. Bu benim için çok özel bir başarı," der. Henin’in inişler ve çıkışlarla, yaklaşık beş yıl sürecek olan hikâyesi işte böyle başlar.



İkinci baba Rodriguez
Henin'in hayallerine kavuşmasını ne erken ölen annesi, ne de ilk gençliği süresince küs olduğu babası görebilir ama, merkez kortun tribününde gururla onu seyreden biri vardır: Henüz 13 yaşındayken Henin'i kanatları altına alan ve ona hem antrönürlük, hem akıl hocalığı, hem de babalık yapan Carlos Rodriguez. Kendi akranlarına kıyasla birçok sıradışı yönü olan Henin'in en önemli özelliklerinden biri de kariyeri boyunca aynı antrenörle çalışmasıdır. Hocasıyla aralarındaki bağ öyle kuvvetlidir ki, Henin'in tenisi bıraktığını açıkladığı basın toplantısında gözyaşlarına hakim olamayan kişi Henin değil Rodriguez olur. Henin’i çocukluğundan itibaren bir şampiyon gibi yetiştiren Rodriguez, 2003’teki finalde de oradadır; tıpkı sonraki finallerde olacağı gibi.

Sakatlıklar, hastalıklar, sorunlar
Ancak, sakatlıklar, hastalıklar ve kişisel sorunlar, 2003 yılında Fransa Açık'ı kazanarak ilk Grand Slam şampiyonluğunu elde eden Henin'in peşini bırakmaz. Üst üste Amerika Açık ve Avustralya Açık'ı kazanarak 2004 yılına dünya sıralamasının zirvesinde giren tenisçi, önce bağışıklık sistemini harap eden bir virüsle, daha sonra da dizinden geçirdiği sakatlıklarla boğuşur. 2005 yılında, Mary Pierce'ı yenerek Fransa Açık'ı bir kez daha kazanan Henin, yılın geri kalanını ise yine sakatlıkla mücadele etmeye ayırır. Öyle ki, Belçikalı yıldız 2006 yılının başında Avustralya Açık'ta finale yükselmesine karşın; midesinden yaşadığı rahatsızlık yüzünden tenis tarihinde bir Grand Slam finalini yarıda bırakan ilk isim olur ve şampiyonluğu Fransız Amelie Mauresmo'ya kaptırır. Yılın geri kalanında biraz olsun toparlanarak, Wimbledon ve Amerika'da final oynayıp, Fransa Açık'ı da adet olduğu üzere kazanır.

Bir boşanma, bir barışma
Justine Henin'i, tenisi genç yaşta bırakmaya iten etkenleri, kariyerinin bu kritik aşamasında aramak gerekir belki de. Genç tenisçi, 2007'nin başında yaklaşık beş yıldır evli olduğu, çocukluk aşkı Pierre-Yves Hardenne'den boşanır ve Avustralya Açık'tan çekilerek dünya sıralamasındaki yerini Maria Sharapova'ya kaptırır. Adı artık Fransa Açık'la özdeşleşen Henin'in aynı yıl içinde Ana Ivanovic'i yenerek elde ettiği zafer ise birçok açıdan çok anlamlıdır. Turnuva öncesi, Henin'in erkek kardeşlerinden birinin ölümcül bir tarif kazası geçirmesi üzerine, Henin neredeyse 10 yıldır görüşmediği babası ve ailenin geri kalan üyeleriyle barışır ve final maçında tribünde yerlerini alan aile üyelerine herkesin önünde teşekkür etmeyi ihmal etmez. Kimbilir belki de bu barışmanın sağladığı motivasyonla yılın geri kalanında muhteşem bir performans sergileyen Belçikalı, Wimbledon yarı finali dışında hiç maç kaybetmeden sezonu sonlandırır.

Ve ateş söner
2008'e gelindiğinde, kariyeri boyunca 5 milyon doların üzerinde para ödülü kazanmış, dünya sıralamasının zirvesinde bulunan, herkesin gıptayla ve hayranlıkla izlediği bir tenisçi vardır karşımızda. Ancak işin iç yüzünün farklı olduğu, genç yaşında birçok sorunla boğuşmasına rağmen tenisi hiç aldatmayan küçük Belçikalı'nın içindeki ateşin söndüğü çok geçmeden anlaşılır. 2008'in Ocak ayında, Henin'in Avustralya Açık çeyrek finalinde, alışık olduğumuz kararlılığından, dayanıklılığından ve zekasından uzak bir oyunla Maria Sharapova'ya yenilmesi sonun habercisi gibidir. Yılın geri kalan kısmında eski formunu bir turlu tutturamayan Henin, Mayıs ayında Berlin'de düzenlenen WTA turnuvasında, daha önce set bile vermediği Dinara Safina'ya yenildikten sonra, "Bu yenilgi için sunabilecek hiçbir açıklamam yok," der ve devam eder: "Bir şeyler eksik ama bu fiziksel bir şey değil. Eskisinden daha az coşkuluyum. Geçtiğimiz yıl çok fazla cepten yedim."

Berlin'in şaşırtıcı Mayıs sıcağında, benim de çıplak gözle izleme şerefine nail olduğum bu yenilgi Henin'in kortlardaki son resmî maçı olur ve başta Williams kardeşler olmak üzere, kendisinden çok daha iri birçok tenisçiyi zekası, sağlamlığı ve müthiş backhand'iyle dize getiren Justine Henin, "Artık bir kadın olmak istiyorum," diyerek tenisi bıraktığını açıklar.

Henin’in son basın toplantısındaki şu sözleri, tenisçinin durumunu fazla söze gerek bırakmadan ortaya koyar zaten: “Mükemmeliyetçi bir insan olduğum için son aylarda bir mucizeyi gerçekleştirip, o eski coşkuma ve arzuma kavuşmak için büyük mücadele verdim. Ancak Berlin’den sonra bu çabaya son verdim. Yolun sonuna geldiğimi anlamıştım.”

Yarış atı değil insan
Kısa süren kariyerine 41 turnuva şampiyonluğu sığdıran küçük Belçikalı, 4 kez Fransa Açık'ı, iki kez Amerika Açık'ı, bir kez de Avustralya Açık'ı kazanarak tenis tarihine adını yazdırdı. 2004 Atina Olimpiyatları'nda da mutlu sona ulaşan Henin, özellikle kadın tenisçilerin sprocudan çok birer reklam yıldızı ve moda ikonu haline geldiği ve çocuk yaştaki sporcuların yoğun bir program dahilinde at gibi koşturulduğu bir dönemde; alçakgönüllü, dayanıklı, buluşçu, sade ve kırılgan bir tenisçi olarak her zaman sempatiyle hatırlanacak. Henin'e yalnızca o muhteşem backhand vuruşundan ve kortta sergilediği hayranlık uyandıran kararlılığından ötürü değil; sporcunun ne pahasına olursa olsun kazanmak zorunda olan bir tanrı-varlık olmadığını, zirvedeyken bırakarak gösterdiği için de bir teşekkür borçluyuz.

3 Kasım 2009 Salı

serena'nın haftası


Serena Williams için çok keyifli bir hafta geride kaldı. Doha'daki Sony Ericsson Şampiyonası'nda ablasını yenerek şampiyon oldu. Bu şampiyonluk aynı zamanda onun dünya sıralamasında ilk sıraya yükselmesini sağladı. Dinara Safina'yı geride bırakan Serena büyük olasıklıkla da yılı dünyanın 1 numarası olarak tamamlayacak.
Serena Williams için haftanın olumlu haberleri bununla sınırlı değil. Bu sezon turnuvalardan kazandığı toplam para ödülü 6 milyon 545 bin 586 dolara ulaştı. Bu, bir bayan tenisçinin bir sezonda kazandığı en yüksek para ödülü anlamına geliyor. Yani anlayacağımız Serena bu alanda rekorun sahibi oldu.
Son olarak haftanın keyifli geçmesini sağlayan bir diğer not Serena Williams'ın kendi otobiyografisini yayınlaması. Bir hafta bir insan için ancak bu kadar keyifli geçebilir. Postun başlığında "Serena'nın haftası" derken abartmadığımızı anlamışsınızdır.

17 Mayıs 2009 Pazar

12 ay sonra tekrar kortta

Maria Sharapova'yı en son geçtiğimiz yılın Nisan ayında Rogers Cup'ta Marta Domachowska karşısında izleme şansını yakalamıştık. O günden bu yana sakatlıklarla uğraşıyor Rus raket. 12 ay önce dünya sıralamasında ilk sırada yer alırken sakatlıklarla geçen bu bir yılın ardından Sharapova ancak 65. sırada kendine yer bulabiliyor.
Bu uzun sakatlık döneminin ardından ilk kez yarın Varşova Açık'ta kendini deneyecek Rus raket. İlk turda İtalyan Garbin Tathiana ile oynayacak. Bu kadar uzun bir aranın ardından formda dönmesi tabii ki imkansız. Yalnızca sakatlığın ondan neleri götürdüğünü ya da neleri eksilttiğini görme şansını yakalayabileceğiz. Fransa Açık'ta yer almayacak ama haziran ayı içerisinde bir çim kort turnuvasına katılacak olması Wimbledon'da yer alması ihtimalini güçlendiriyor.

12 Şubat 2009 Perşembe

çözüm bu mu?

Sen Fransa Açık'ı kazan, dünya sıralmasında 1 numara ol ondan sonra da "beter" ol. Ana İvanovic'in durumu bu. Kızla ilgili arama yaptığınızda çıkan resimler tenis maçlarından daha ziyade bikini ve dergi kapaklarını! içeriyor. Herhalde geçen yılın 2. yarısında Sırp raketin yaşadığı düşüşün en önemli nedeni budur. Asıl işine konsantre olamadı Ivanovic. Hani Lindsay Davenport, Steffi Graff hatta ekleyelim Martina Hingis'i görmüş bir jenarasyonun adamı olarak "kızım sen ne oldun da böyle havalandın" demiştim kendi kendime. Netekim de havasını söndürdüler. Zararın neresinden dönülse kârdır demiş olmalı ki Ivanovic, Sven Groeneveld ile yolları ayırıp Craig Kardon ile anlaşmış antrenör olarak. Kardon geçmişte Martina Navratilova, Lindsay Davenport, Mary Pierce ve Jennifer Capriati gibi tenisçilerle çalışmış bir isim. Ivanovic ile Kardon ortaklığı önümüzdeki haftaki Dubai Tennis Championshipsla birlikte başlayacak. Bakalım Kardon Sırp güzele neler kazandıracak kortta...

19 Ocak 2009 Pazartesi

avst. açık: kızlar kızlar gelem mi?

Turnuvanın açılış maçına dakikalar kala, Avustralya Açık tahminlerime kızlarla başlamak isterim. Girişi şurada yapmış, blogumuzun kurucusu ulu sporsever Taha ise konuya şuracıkta dahil olmuştu.

Öncelikle, bahisçilerin şampiyonluğuna 1'e 20 civarında para verdiği sürpriz şampiyonluk adayımı söyleyeyim. Danimarka Krallığı'ndaki çürümeyen az sayıda şeyden biri olan, genç kardeşimiz Carolina Wozniacki'den (resimdeki kızımız) söz ediyorum. Ben bu Carolina'nın yalnızca birkaç maçını seyrettim ayıptır söylemesi, gelin görün ki istikrarlı performansını ve Tarık Daşgün'ünkini andırmayan yükselişini uzun zamandır takip ediyorum. Şansı yaver giderse, Yunanistan'ın Avrupa şampiyonu, Güney Kore'nin dünya dördüncüsü olabildiği şu ölümlü dünyada bizim Carolina'nın şampiyon olması da kimseyi şaşırtmaz. Pek acar bir backhandi var ve maşallah tavşan gibi sekiyor kortun dört bir yanında, ihtiyar ablalarını fena yoracak. İddaa yorumcusu jargonuyla söyleyeyim: Geniş kuponlar için düşünülebilir. Şimdi WTA dünya sıralamasında listenin tepesini parselleyen kızlarımıza tek tek bakalım, ileri geri konuşalım haklarında: 1. Yelena Yankoviç: Kendi uydurduğu atasözleriyle tarihe geçmeyi uman bir büyüğümüzün deyişiyle, sonu 'oviç' olduktan sonra hepsi Yugoslavdır bize. İşte bu Yugoslav kızımız zerre Grand Slam kazanmadan listenin tepesine çıkarak önemli bir işi başardı zaten. Ayrıca güzel de kura çekti haspa, finale kadar belalısı olan Williams kardeşlerden biriyle karşılaşmayacak. Gel gör ki, geri çizginin iki metre gerisinden sağa solla salladığı toplarla maç kazanıp şampiyon olacaksa, file kavramıyla yegane rabıtası mini eteğinin altına giydiği çorap vasıtasıyla olacaksa Yankoviç başarısız olmaya devam etsin derim ben. Netice: En fazla yarı final görür. 2. Serena Wilyıms: Serena işin sırrını çözdü. Yıl boyunca Afgan tazısı gibi turnuvadan turnuvaya koşturmaktansa, birkaç sene önce bir ara verip, zevksizlik konusunda Uygur Kardeşler'i bile kıskandıracak dizaynlarıyla moda işine falan girip kafayı dağıttı ve yenilenerek geri döndü. Görünüş itibarıyla manda kasa Mersedesleri andıran bu bayan, kortta nasıl öyle oynaklaşıyor, sağdan sola nasıl seyirtiyor şaşıyorum. Gücü kuvveti de yerinde maşallah, tek sorunu istikrar. Canı isterse dağıtır. Netice: Son Grand Slam turnuvasının galibinden söz ediyoruz arkadaş, az biraz ilerleyeceği muhakkak. Yarı finalde ablasına takılır. (Eminim Venüs evde bulaşıkları yıkıyordur, bu da sağda solda sürtüyordur aşağıdaki fotoğrafın çekildiği yıllarda.)

3. Dinara Safina:Ağabeyi gibi sağı solu hiç belli olmayan Tatar kızının ilk WTA zaferini kendi gözlerimle gördüm, kendi ellerimle alkışladım. Ama hiçbir zaman güvenemem kendisine. âlemde kaç tenisçi var ki ilk setini 6-0 verdiği maçın kalan setlerini 6-1 ve 6-0 alarak maç kazansın. Rus tenisinin Hasan Şaş'a cevabı. Netice: Öyle bir tenisçi ki bu canı isterse şampiyon bile olabilir. Türk milli takımı gibi. 4. Elena Dementiyeva: Sevgili Elena, Yıllar yılı senin için, 'yok servisi çok kötü, yok istikrarsız, yok efendim saçları röfleliymiş, yok şöyle, yok böyle' dediler. Ama sen yılmadın, bunlara kulak asmadın, tıpkı Genç Semih gibi kendini küllerinden yarattın. Sıkıcı ve savunmacı oyun stiline rağmen, sen Olimpiyat şampiyonu olunca evimizde bir bayram havası oluştu, annem ve ağabeyimle birlikte evin salonunda delicesine halay çektik. Yaklaşan Avustralya Açık'ta da aynı sıkıcı ve bıktırıcı çapraz kort forehandlerinle çeyrek finale kadar çıkacağını ve sonra Venüs'e kaybedeceğini biliyor, tenis hayatında sana başarılar diliyoruz. Öptüm. Netice: Yukarıda var. 5. Ana İvanoviç: Erkek dergilerinin kapağında görünmeye başlamışsa bir kadın sporcu, ondan umudu keseceksin. Ana'nın bundan sonra varıp varabileceği yer, bundan bir beş sene sonra Sırp devlet televizyonunda pilates programı yapıp, ara sıra da birinci turunda, dünya sıralamasında 376. sırada yer alan Özbekistanlı bir tenisçiye kaybedeceği dandik turnuvalarda boy göstermektir. (Bir zamanlar Anastasia Myskina vardı kortlarda fırtına gibi esen, çıplak pozlarından sonra ne oldu bu ablamıza sorarım size İvanoviç hayranları.) Netice: Çeyrek finali görürse öpsün başına koysun. Biz de koyarız. Başımıza... 6. Venüs Wilyıms Venüs'ü severim arkadaş. Nasıl ki zamanında Dunga'yı, şimdilerde Xavi'yi ya da Larry Richard'ı ya da ne bileyim Justine Henin'i çok sevmişsem. Efendi gibi sporunu yapar. Kort dışında fazla görünmez, maymunluk yapmaz. Mücadelenin, hırsın, asla pes etmemenin sembolüdür. Ayrıca oynadığı tenis de gayet varyetelidir, öyle çizgi gerisinden orta yere top sallayıp rakibinin hata yapmasını bekleyen mıymıntılara benzemez. Yakın zamanda bir turnuvada Yankoviç'i hacamat edişini izledim ve kararımı verdim. Netice: Wozniacki sürprizi gerçekleşmeze, Venüs şampiyon olur. 7. Vera Zuvonareva Hem Nazım Hikmet'in şiirinden, hem Pink Floyd'un şarkısından, hem de okuduğum Rus romanlarından Vera ismine karşı bir sempatim vardır. Bu ablaya yönelik başka söyleyecek bir şeyim de yoktur. Hep ilk 10'da olacak ama hiçbir zaman Grand Slam kazanamayacak bir isimmiş gibi gelir bana. Tenis kortlarının AZ Alkmaar'ı. Netice: Çeyrek final diyelim. 8. Svetlana Kuznetsova Adı güzel Svetlana hâlâ 2004'te kazandığı Amerika Açık'ın kaymağını yiyor, Afyon kaymağıymış mübarek yala yala bitmedi dolaptaki pekmez misali. Daha ne kadar gider bilemem ama o cüssesiyle korta çıktığında bütün Melbourne zangırdayacakmış gibi gelir bana. Serena'yla ikisi karşılaşırsa, çevredeki apartmanlar boşaltılacakmış diyorlar. Netice: Çeyrek göremeden Radwanska'ya elenecek. 9. Mariya Şarapova Şarapçıoğulları'ndan Mariya da, Ana'yla aynı yolun yolcusu. Hatta daha ziyade vatandaşı Anna Kurnikova'yı hatırlatıyor. Teniste onun kadar başarısız değil ama bu sakatlık hikâyeleri böyle giderse; Mariya ileride tenisi bırakır ve onunla tek bağlantımız, Milliyet'in web sitesinde göreceğimiz "Ünlü tenisçi fena yakalandı" ya da "Eski sporcu AGD oldu" gibi başlıklardan ibaret olur gibime geliyor. O zaman da şimdi yaptığımız gibi seksi fotoğraflarına tıklar, torunlarımıza da, "Bir zamanlar tenis kortlarını orgazm çığlıklarıyla inleten Rus bir sporcu vardı, sonradan AGD olup Çin 2. ligine kadar düştü evladım," diye anlatırız. (Aşağıya koydum bi tane seksi fotoğraf, geleneği bozmayalım.) Netice: Sakat, katılmıyor.

10. Agniyezka Radvanska Ben olsam bu isimle diplomat falan olur, Polonya'yı Birleşmiş Milletler'de ya da Danone Kupası'nda falan temsil ederdim. Radvanska iyi tenisçidir. Suratı asıktır, işini iyi yapar, yenince kemik bulmuş köpek gibi sağa sola saldırmaz, yenilince efendi gibi 'kaderimiz buymuş' deyip kenara çekilir. Şimdilik umut vaat eden bir arkadaş konumunda. Ama sabık Real Madrid başkanı Calderon'un Guti için, "Adam 30 yaşına bastı, hâlâ umut vaat eden topçu diye geçiniyor," dediğini de hatırlatayım. Netice: Çeyrek final iyidir. NETİCE: Şu halde kıymetli tenisseverler, tahminlerimiz şu şekildir: Yarı Final: Jankovic - Wozniacki V.Williams - S.Williams Final: V.Williams - Wozniacki Şampiyonu da söylemeyeyim artık, bana kalsın. Geniş kuponlarda bulundurur, gerektiğinde bozdurup harcarsınız.

7 Kasım 2008 Cuma

wta katar'da...

WTA'de sezonun sonu Katar'da yapılıyor. Dünyanın en iyi 8 bayan raketinin bir araya geldiği turnuvanın açılışında en iyiler Katar'ın geleneksel kıyafetleri ile korta çıktılar!!!