27 Ocak 2009 Salı

ayılanlar, bayılanlar & sakatlananlar

Tuhaf bir Avustralya Açık geçiyor. Maçlarda mücadeleden çok hava sıcaklığının tenisçileri nasıl etkilediğini görüyoruz. Buna bir de sakatlıklar eklenince sürprizler beklediğimiz bir turnuva oldukça sıradanlaştı. Gael Monfils'in elinden sakatlanması, Novak Djokovic'in sıcaktan etkilenmesi -ki organizasyon komitesinin maç takvimini belirlerken yaptıkları yanlışların da bu durumun oluşmasında etkili olduğunu düşünüyorum (gece 3'te biten Baghdatis maçının ardından öğlen 3'e konulan Djokovic maçı gibi)- Erkeklerde iki Fransız Simon ve Tsongo'nun ekstra performansı ile Nadal'ı devre dışı bırakmaları tekdüze bir finalden kurtarır bizi. Andy Roddick'in Roger Federer karşısında çok da fazla şansı olduğunu düşünmüyorum. Hele ki bugünkü del Potro maçını seyrettikten sonra. İsviçreli turnuvanın başındaki durgunluğunu 2 vites arttırarak geride bırakmış görünüyor.
Bayanlarda kimin finalist olacağını söylemek pek de mümkün değil. Safina'nın finale çıkmaması en büyük dileğim. Önüne düşen, içeride olan bir topun çizgi hakemi tarafından yanlış karar verirerek dışarıda ilan edilmesine kayıtsız kalarak "spor etiği" açısından sınıfta kalmıştır bu Tatar kızı. Jelena Dokic biraz daha dikkatli olabilse ve ilk servislerini daha etkili atsa kendisini son dörttr görmemiz mümkün olacaktı. Avustralya Açık'ın çekirgesi Safina'nın da yarı finalde Vera Zvonareva'ya karşı hüsrana uğraması sevindirecektir bizi. Gerçi Zvonareva da Marion Bartoli'nin sıcaktan etkilenmesiyle oldukça kolay bir maç kazandı. Ana tablonun diğer tarafında Elena Dementieva herkesi ezip geçecek gibi. Oradan Serena ile Dementieva yarı finali oynar gibi geliyor ama Dokic'ten sonra turnuvanın iki numaralı sürprizi Carla Suarez Navarro'nun geçen yılki Roland Garros çeyrek finalinden daha büyük bir başarıya ulaşması pekala mümkündür.
Çeyrek final neticelerini yarın ayrı bir postla değerlendirir, ne kadar yanıldık ne kadar doğru yazdık görürüz.

rekora 83 dakika

Manchester United bu akşam West Bromwich Albion deplasmanında liderliğini korumayı hedefliyor. Kaleci Edwin Van Der Saar için ise WBA maçının önemi bir başka. Bu akşam 83 dakika boyunca kalesinde gol görmemesi halinde Hollandalı kaleci Premier League tarihinin en uzun süreli gol yemeyen kalecisi unvanına sahip olacak. Hâlihazırda en son 8 Kasım'da Emirates'te oynanan Arsenal maçında kalesinde gol gören Hollandalı, 2 Stoke City, Aston Villa, Manchester City, Sunderland, Tottenham, Middlesborough,Wigan Athletic ve Bolton Wanderers maçlarını gol yemeden tamamladı. Premier League'de en fazla gol yemeyen kaleci rekoru yukarıda ki tabloda da görüldüğü üzere Petr Cech'e ait. Cech, 12 Aralık 2004 ile 5 Mart 2005 tarihleri arasında tam 1025 dakika boyunca gol yemeyerek Peter Schmeichel'ın rekorunu kırmayı başarmıştı.

25 Ocak 2009 Pazar

2010'a 500 kala...

Bu gece yarısı itibariyle Güney Afrika'da yapılcak olan 2010 Dünya Kupası'na geri sayımda 500 gün kalacak. Hafta içerisinde AFP'den Alexander Joe'nun çektiği bu fotoğraf beni oldukça düşündürmüştü. Bu çocuklar ve yaşadıkları gecekondu 2010 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Nelspruit'taki Mbombela Stadyumu'nun hemen iki adım ötesinde bulunuyor. Kupa boyunca bu gecekondular ve orada yaşayanlar kamufle edilebilir ya kupa sonrasında. Muhtemelen kupa öncesindeki görüntüler aynen devam edecektir...

lawrence frank ile 5 yıl

Neredeyse 1 haftadır mail box'ın da duran fakat bir türlü okumaya fırsat bulamadığım makaleyi tam gününde okumuşum. Byron Scott'ın New Jersey Nets'ten kovulmasının üzerinden 5 yıl geçmiş. Bir diğer deyişle 26 Ocak 2004'te Lawrence Frank, NBA'in en genç coachu -o zaman 33 yaşındaydı kendileri- Nets'in başına geçmişti. Onunla geçen 5 sezonun tamamında New Jersey playoff'a kaldı. Üstelik bunu her zaman iç-dış dengesi eksik olan takımlarla başardı. Kidd-Carter-Jefferson'dan oluşan güçlü bir guard ve forvet hattına karşılık her daim zayıf bir pota altı ile mücadele etti Frank'in takımı. Buna karşın istikrarlı sonuçlar elde etti, playoff yapılamaz dendiği dönemlerde playoff'a kalmayı başarı Nets. Çok da geniş olmayan bir rotasyonun hakkını vermesinin semeresini Doğu Konferansı'nda görev yapan en uzun süreli coach olarak gördü Lawrence Frank. Eddie Jordan'ın görevine son verilmesiyle birlikte NY Times'ın da sağolsun üşenmeden yaptığı grafikte de görüldüğü gibi en istikrarlı coach olarak görevine devam ediyor Frank. Bu sezona takımı taşıyan 3'lüden 2'si gönderilmiş ve genç bir kadroyla başladı Nets. Hedef 2010 ölü sezonu olduğu için kimsenin beklentileri yüksek değildi. Mızmız Carter ve Devin Harris'in üzerine kurulmuş bir takımdan çok fazla birşey beklememek gerkiyordu. Fakat Lawrence Frank'in takımı yine herkesi yanıltmayı başardı. Geçen haftaya kadar Doğu'nun ilk 8'indeydi, alacağı 1 galibiyetle yine 8'in içinde yer alabilecek durumdalar. Kendilerinden daha geniş ve yetenekli kadroların hallerini görünce Lawrence Frank'e şapka çıkarmak gerek...

melbourne'ün fransızları

Avustralya Açık Fransız raketler, daha doğrusu erkek raketler için fena geçmiyor. Son 16'ya üç tane Fransız kaldı. Gerçi bahtsızlık mı demek gerek bilemiyorum ama hepsinin de ana tablonun üst tarafında olması finalde kadar birbirleriyle eşleşmeleri anlamına geliyor en iyi ihtimalle. Ki çeyrek finale kalmak için Gael Monfils ile Gilles Simon birbirleriyle oynayacaklar. Bu ikiliden kazananı, çeyrek finalde bir sürpriz olmazsa Rafael Nadal bekleyecek. Geçen yılın finalisti Jo-Wilffried Tsongo ise James Blake'i eleyerek sezonun en formda ise Andy Murray'e -tabi bir sürprize kurban gitmezse İskoç- rakip olacak. Grand Slamlar tarihine bakıldığında Fransız raketler kupa kaldırmaya yıllardır hasret olduğu orata çıkıyor. Melbourne'de en son kazanan Fransız Jean Borotra bu başarıyı elde ettiğinde takvim yaprağı 1928 yılını gösteriyormuş. O yıl bir başka Fransız Henri Cochet'e de Amerika Açık'a kazanmış. Ki o tarihten bu yana Amerika Açık'ı kazanan bir Fransız yok. Wimbledon'da ise şampiyon olan son Fransız Yvan Petro. 1946'da Avustralyalı Geoff Brown'u yenen Petro'nun ardından final gören Fransız da olmamış. Bir Fransız raketin kazandığı en son Grand Slam Roland Garros. Yannick Noah 1983'te evindeki turnuvayı kazanarak tarihe geçmeyi de başarmış 37 yıl sonra Grand Slam kazanan ilk Fransız olarak.

tenis seyircisi!

Rod Laver Arena'da Baghdatis ile Djokovic arasında oynanan 4. tur maçından... Fotoğraflar: GREG WOOD/AFP/Getty Images

pazar günü & avustralya açık mesaisi

Kendi kendime "yılda 1 kere seyretme şansımız var geride kalan 50 haftadaki pazar günlerinde acısını çıkartırsın" diyerek hava ağırmadan kalktık ve Eurosport'un başına kurulduk ki iyiki de kurulmuşuz. Avustralya Açık grand slamler içerisinde Roland Garros ile birlikte tuttuğum iki turnuvadan biridir. Her daim sürprize açıktır, favorilere güle güle diyebilecek isimler çıkartır bu turnuva. Bu yıl da değişen birşey yok. Gerçi biz Andy Murray'in 70 yıllık bahtsızlığı kırması bekliyoruz lâkin bir sürpriz şampiyona da itirazımız olmaz. Bu yıl da bizi sürprizlerin beklediğine inanıyorum en azından bugün oynanan maçlar sürprizler olur dedirtti.
Günün en sevindirici gelişmesi küllerinden doğmaya çalışan Jelena Dokic'in çeyrek finale yükselmesiydi. Merak edenler için Flying Dutchman'in geçen haftaki postunu öneririz Dokic hakkındaki. 2003'te dünyanın en iyi 4 bayan tenisçisinden biri olan Avustralyalı/Sırp raketin 3 yılda yaşadığı çöküşle dünya sıralamasında 600'lü sıraladığını hatırlatmak gerek bu turnuvada elde ettiği başarının önemi için.
Evet Jelena, Alisa Kleybanova'yı geçti ve 5 yıl sonra ilk kez bir grand slam'de son 8 kalmayı başardı. Bu, aynı zamanda onu sıralamada ilk 100'e de taşıdı. Sezon sonuna kadar ilk 15'e girmeyi hedeflediğini söyledi kendisi maç sonunda. Bu performansını sürdürebilirse beklediğine daha çabuk ulaşabilir. Kleybanova için çok da üzülmedim, henüz 19 yaşında ve muhtemelen onun adını daha sık telaffuz edeceğiz ilerleyen yıllarda.
Pazar gününün mucizelerinden biri Jelena Dokic ise bir diğeri de Dinara Safina'ydı. Alize Cornet karşısından 3. sette 5-3 yenik durumdayken 40-15 geriye düşmesine karşın iki kere maç puanını çevirmeyi başardı genç Tatar. Ardından da arka arkaya 4 set birden kazanmayı bildi. Cornet maç sonunda büyük bir şok yaşıyordu ki haklıydı yaşadığı şokta. Eline gelen maçı nasıl olduğunu anlamadan kaybetmişti.
Erkeklerde, bayanlardaki kadar olmasa da bir sağlam geri dönüşü de Roger Federer yaptı. Çek Tomas Berdych karşısında 2-0 geri düştü, üstelik oyundan da kopmak üzereydi ama boşu boşuna 13 Grand Slam kazanmamış bu adam dedirtti İsviçreli ve çeyrek finale çıktı zorda olsa.
Melbournelüler için keyifli bir pazar günü geride kaldı hatta pazartesi gününü yaşamaktalar. Şu sıralar Melbourne'de saatler gece 1'i gösteriyor. Lâkin Rod Laver Arena'da Djokovic ile Baghdatis arasındaki maç devam ediyor. Bu maçı izleyip de sabah işe gidecek Melbournelüler'i de takdir etmek gerek. Gerçi böyle eğlenceli bir gecenin ardından da yeni haftaya başlamak ayrı bir keyif olsa gerek.
Fotoğraf: Lucas Dawson/Getty Images

inönü misali

İnönü'ye maç seyretmeye yolu düşenlerin sıkça rastladığı bir tablodur Yeni Açık'tan Kapalı'ya geçmek için tellerini tırmananlar ve onların geçmesini engellemek için paçalara yapışan özel güvenlik. Netice de tırmananların yüzde 90'ı Kapalı'ya geçmeyi başarır. Vasco da Gama'nın evi São Januário'da da İnönü'deki tablonun bir benzeri söz konusu. Açık'taki Vascolular Kapalı tarafa geçmek için tellere tırmanıyolar. Gerçi orada polisin umrunda değil bu olanlar. "Geçmek isteyen geçsin hiç uğraşamam" misali izlemekle yetiniyor stadyumdaki görevli polisler. São Januário kapalısında maç izlemek izlemek için 10 real daha fazla, 30 real (yaklaşık 13 dolar) ödemek gerekiyor. 4 dolar için değer mi demek gerek ama 4 dolar orta sınıf bir Brezilyalı için oldukça yüksek bir meblağ hele de bir eyalet şampiyonası maçı için...

price gitti, pargo da pire yolcusu

Yaz aylarında bol bol boy gösteriyordu basketbol sitelerinin manşetlerinde Rus kulüpleri. NBA takımlarının vermekte çekindikleri sözleşmeleri NBA'in veteran Avrupalılarına teklif ederken. Gerçi o zamanlar kim bilerbilirdi ki global bir ekonomik kriz herkesi vuracak, petrol fiyatları da dip yapacak. Hâl böyle olunca yapılan gösterişli transferlerin paralarını ödemede sorun yaşanmaya başladı. Avrupa'nın en pahalı ligine sahip olan Rusya basketbolunda sezon başındaki tablo tersine döndü. Oyuncular takımlarından ayrılıyor ya da aytılmayı düşünüyor. Tabi bu durumun bir nedeni de Rus hükümetinin basketbola ayırdığı sponsorluk paralarında kesintiye gitmesi. Krizden en fazla etkilenen kulüp Dinamo Moskova. Rus ekibinde Rytas'tan alınan Amerikalı guard Hollis Price'ın geçen hafta takımla olan ilişkiis sona erdi. Price'ın AJ Milano ile anlaştığı konuşuluyor. Bostjan Nachbar'ın da NBA'e geri dönmek istediği belirtiliyor. Takımın yazın yaptığı en sükse transfer Jannero Pargo'nun da dün oynanan ve 20 sayı 11 assist ile tamamladığı Samara maçının ardından kulüpten ayrılması bekleniyor. Peşinde en az 3 NBA, 2 de Euroleague takımının olduğu söyleniyor. Fakat Avrupa basketbolundan memnun kalmış ve NBA'de gittiği takımda geleceğinin ne olacağından emin olmasa gerek Olympiakos ile anlaştığını, resmi açıklamanın da bugün yapılacağı dedikoduları dolaşıyor etrafta. Olympiakos top 16 arifesinde sakatlığı nedeniyle 8 hafta oynayamayacak olan Josh Childress'ın yerini de sağlam bir isimle doldurmuşl olacak eğer dedikodular doğruysa.