30 Eylül 2009 Çarşamba
28 Eylül 2009 Pazartesi
Ah o direkler....
Yok yok merak etmeyin, Antalyaspor - Fenerbahçe maçını sadece direklerle özetlemeyeceğim..
Aslına bakılacak olursa Antalya deplasmanı bence Fenerbahçe'nin bu güne kadar oynadığı en zor deplasmandı..
Mehmet Özdilek'in Cristoph Daum'u yenmek için iyi bir takım hazırlayacağını biliyorduk..ama bu maçta inanılmaz bir Alex olacağını ise tahmin edemezdik...Alex herşeyi yaptı...son 40 metrede oyuna hakim olan isimdi...Hele Güiza'nın kaçırdığı golde attığı 50 metrelik pas derslerde gösterilecek nitelikteydi...
Alex çok iyi oynadı ama gizli kahraman Baroni'ydi...Emre'nin yokluğunda oynanan maçların kayıpsız tamamlanmasında en önemli etken bence Christian...Kademe anlayışı mükemmel, sadeliği ise belki yıldızlaşmasını önlüyor ancak takım için oldukça faydalı bir özellik...
Semih hasta olarak çıktığı maçta görevini yaptı...beni en çok endişelendiren Santos ve Gökhan'ın sakatlıkları...umarım çok ciddi bir şey yoktur.......
Güiza'yı görmezden gelemeyeceğim...gol kaçırıyor tamam kabul etmek gerekir...benim merak ettiğim şey Güiza'nın İspanya'da gol kralı olduğu dönemde maç başına ortalama kaç kilometre koştuğu...bunu bilen varsa lütfen yazsın....
Özetlemek gerekirse Fenerbahçe baskı altında olmasına rağmen kazandı ve liderliği ele geçirdi ...aa unutacaktım 45 yıllık rekorda egale edildi....
Etiketler:
fenerbahçe,
futbol
balon patladı mı(!) ?
Sezonun yedinci haftası ve Galatasaray bir hafta önce maç bitimine yakın attığı gollerle yaşamadığı puan kaybı tecrübesini Eskişehirspor karşısında yaşıyor. Futbol yönüyle gayet normal bir hadise olsa da Galatasaray seyircisi kendini bu sezon biraz peri masalında hissettiği için gizliden bir hayal kırıklığı yaşandığı da bir gerçek.
Farklı bir yerden girelim konuya. Spor üzerine profesyonel ya da amatör fikir beyan eden herkes, hepimiz aslında bir ucundan skor yazarıyız. Kınamıyorum, işin doğasının gereği bu böyle. Psikolojiniz sonuçtan etkileniyor, doğal olarak. Durduk yere nerden çıktı derseniz; maç çıkışı arabada “%100 Futbol” dinleyerek eve dönüyordum. Türkiye’nin açık ara en iyi futbol analisti Rıdvan Dilmen dedi ki (maddeler halinde);
- Nonda-Baros değişikliği yersizdi,
- Rijkaard’ın B planı yok,
- Hücum hattından 3 kişi çıkar, 3 kişi sok, burası Türkiye, bu iş bu kadar kolay değil…
Eyvallah, bu üç görüşe de sonsuz saygım var. Tartışabilirim ama yanlıştır diyemem. İşin can sıkan tarafı, pazartesi akşamı aynı programda Rıdvan Dilmen’in söyledikleri (O da madde madde):
- Keita ile Nonda’nın oyuna alınışları yerli yerindeydi,
- Rijkaard, ne değişiklik yaparsa yapsın M.Sarp-Topal ikilisini bozmuyor, takımın direncini düşürmemek için.
Memleketin 1 numarası bunu yaparsa, canı sıkılıyor insanın. B Planı uygulamamasını bir hafta önce öv, bir hafta sonra yer. Hücum hattı değişikliklerini bir hafta önce öv, bir hafta sonra yer. Ters köşe oldu sanki biraz. Tüm bunlardan sonra ekleyelim; memlekette TV’lerde futbol yorumlayan 5 tane daha Rıdvan Dilmen olsun, futbol kültürümüz kalkınır, o kadar da sever, sayarız kendisini. Bizimkisi sadece bir durum tespiti.
Uzatmadan maça dönelim. Soru cevap yapalım bu kez de:
Soru: Galatasaray döküldü mü?
Cevap: Hayır. Maç içinde etkili hücum ettiği dakikalar oldu. Misal, bir önceki sezonun Galatasaray’ının ortalamalarının yine çok üzerindeydi. Ancak tercih edilen hücum alternatifleri sonuç getirmedi. Enfes oynadı denemez ama döküldü demek insafsızlık olur.
Soru: Galatasaray balonu patladı mı?
Cevap: Bu sorunun cevabı, Abdulkadir Keita’nın ilk goldeki şovunda gizli. Hala Galatasaray bu ligin en tehlikeli takımı. Sınırsız hücum varyasyonu kullanabiliyor. Böyle düşünen yanılmak için çok beklemez.
Soru: Bundan sonra ne olacak?
Cevap: Değişen bir şey olmayacaktır. Dişli bazı rakipleri karşısında Galatasaray yine puan kaybedecektir. Ancak aslolan, futbol iştahını, kazanma hırsını kaybedeceğini düşünmüyorum.
Soru: Galatasaray 6’da 6’yı, hatta Avrupa Kupaları ile beraber sayısını unuttuğum başarılı seriyi tesadüfen yakalamış olabilir mi?
Cevap: Açıkçası bu soru da yine %100 Futbol’da, bu kez Güntekin Onay’ın yorumu üzerine yazımıza dahil oldu. Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarını tesadüfi gollerle kazandı, Kasımpaşa’da az daha kaybediyordu diye başlayan cümlelerle ima etti Onay ancak bunu da pek insafsız buluyorum. Bu bakış açısıyla her maça bir kulp takabiliriz. Galatasaray sayılan üç maçta da gayet iyi oynamıştı. Aynı anda rakipleri de iyi oynamışlardı. Ama futbol bu, yürüyerek sahada bekleyen tesadüfen de kazanamıyor. Bir de bu sezon yakalanan hücum istatistikleri tesadüf olamayacağının ispatı diye düşünüyorum.
Peki Rijkaard’ın hataları neydi?
- Sarp-Topal ikilisinde ısrar ediliyor ve ben de ısrar ediyorum ki bu tercih yanlıştır. Ayhan varsa oynar, yoksa alternatifi Barış olur. Sarp-Topal ikilisi pas servisinde kalite düşürmektedir. Aralara sızma konusunda, sızdıkları pozisyonlarda ise skor yaratma konusunda sıkıntı çekmektedirler.
- Futbolcu boyutlarının üzerinde boya sahip bir kaleci, bir de stoper arasında havadan sonuç beklemek pek gerçekçi değildi. Her zaman yapılan yer organizasyonları ise verimsiz ve başarısızdı.
- Galatasaray Elano ve Arda’dan bir arada faydalanabilmelidir. Puan kaybedilen bu maçta Elano’nun 1 dk bile yer almaması, sorun olabileceği konusunda insanı şüphelendirmektedir. Umarız yanılıyoruzdur. Ancak ben de Elano’nun yerinde olsam, bugüne kadar aldığım süreleri yeterli bulmazdım.
- PAO deplasmanında, 1-0 da öndeyken çaresizlik anında Uğur’u sol bek oynatmaya, eyvallah. Maç başlarken tehlikeli kanat oyuncularına karşı Uğur ile başlamak, anlaşılabilir. Skor beklerken, kanat bindirmelerine ihtiyaç duyarken Uğur’da ısrar, anlamsız. Gol ararken sol kanadını verimli kullanamadı Galatasaray.
Son olarak; Eskişehirspor’dan bahsetmeden olmaz. Bu takım Türkiye’nin bir tarihidir, değeridir, şehri, seyircisi, potansiyeli ile. Yöneticilerine tebrikler, doğru teknik adamla istikrar konusunda sabırlı ve akılcı davrandıkları için. Rıza hocaya tebrikler, iki sezondur işini dosdoğru yaptığı ve her zaman takımını diri ve kuvvetli tutabildiği için.
Çalımbay’ın ilk 11 tercihi gayet iddialı idi. İyi futbolcularım var, onları da oynatırım demiş, bu yol ile Galatasaray savunmasının hücum yolunu kesmeyi de ikincil olarak düşünmüştü. Kısmen etkili oldu. Orta alanda, elinde Ragıp varken, Doğa ile başlamak tartışılabilir bir seçim. Ancak Bülent Ertuğrul’un yıllardır istikrarla sürdürdüğü kariyerini de satırlarımıza alalım, tebrik edelim.
Eskişehirspor iyi başladığı sezonu bu seviyelerde sürdürecek, çok da sürpriz (Lehte ve aleyhte) sonuçlara imza atacaktır. Bu ofansif güç, bazı maçlarda defansif zafiyet olarak geri döner, kaçınılmaz.
by Nurullah Bakır
Etiketler:
galatasaray
25 Eylül 2009 Cuma
fifa u-20 notları...
FIFA organizasyonları açısından yoğun bir yıl. 20 Yaş altı Dünya Şampiyonası Mısır'da başladı. Turnuvanın bitiminde hiç ara vermeden 17 Yaş altı dünya şampiyonası Nijerya'da başlayacak. Afrika kıtasındaki iki turnuvanın ardından yılın sonunu Birleşik Arap Emirlikleri'nde getirecek FIFA. Abu Dabi FIFA Kulüpler Dünya Kupası, Dubai de Plaj Futbolu Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak.Mısır'daki turnuva dün akşamki açılış maçıyla başladı. Turnuvanın seyirci açısından belki de en kalabalık maçını izledik. Mısır çok fazla göz doldurmasa da Trinidad ve Tobago'yu 4 golle geçmeyi başardı. Turnuvaya dair en ilginç notlardan birinin Tahiti'nin de kupada yer alması. Okyanusya elemelerinden turnuvaya katılmaya hak kazanan Tahiti'nin başında 90'lı yıllarda Auxerre kalesini koruyan Lionel Charbonnier bulunuyor. Fransız teknik adam maçlarda 10 gol yemelerini bekleyenleri üzecekleri söylüyor. Ne kadar haklı çıkacağını bu akşamki İspanya maçı ile anlayacağız.FIFA'nın medya mensupları için yayınladığı bilgilerde turnuvaya katılan takım ve oyunculara dair ilginç istatistiklere rastlamak mümkün.44 farklı ligden 504 futbolcu turnuvada yer alıyor. Kupaya en fazla oyuncu veren Avrupa takımı 6 futbolcu ile Manchester City. İtalya'da top koşturan 35 futbolcu Mısır'daki kupada mücadele ediyor. İtalya'yı 33 ile İngiltere, 32 futbolcuyla İspanya takip ediyor. Turnuvanın en genç futbolcusu Ghislain Mvom. Kamerunlu oyuncu 23 Ekim 92 doğumlu. Hani istese gider 17 yaş altı dünya kupasında da forma giyebilir. Kamerun'da sadece 6 futbolcu kendi ülkesinde top koşturuyor. Bu tur turnuvaların gediklisi Fransa kupa da olmamasına karşın 6 futbolcu Fransız takımlarında futbol oynuyor. Turnuva öncesinde kadrosunda en fazla değişiklik yaşayan takım İspanya. Son bir haftada önce Bojan Krkic sonra da Joselu kadrodan çıkarıldı. Onların yerine Murcialı Enrique Garcia ile Juventuslu forvet Iago Falque kadroya dahil edildi.Son olarak 2 yıl önce Kanada'da mücadele eden Çek Cumhuriyeti'nden Ondrej Mazuch (6 maç/0 gol) ve Tomas Pekhart (7/0), Birleşik Devletler'den Bryan Arguez (0/0) ve Brian Perk (1/0), Kosta Rika'dan Esteban Alvarado (0/0)ve Uruguaylı Tabare Viudez'in (2/0) de Mısır'daki turnuvada yer aldığını belirtelim.
Etiketler:
dünya kupası,
ecnebi
21 Eylül 2009 Pazartesi
kantarın topuzu biraz kaçtı...
Ben anlamıyorum,
Bir takım olacak sezon başında beri bu güne kadar resmi maçlarda sadece 1 maçta mağlubiyet alacak, diğer maçlarının hepsini kazanacak, liginde kayıpsız lider olacak, liginin en iyi defansı olacak ve bu kadar eleştiriye maruz kalacak...
Ben anlamıyorum,
Bir takım olacak geçen sezon daha ilk yarıdan bütün umutlarını kaybetmiş olacak, deplasmanda değil galibiyet puan bile almakta zorlanacak, sahasında Kayseri'den 4 gol yiyecek ve birkaç değişiklikle yeni sezonda bu başarıyı yakalayacak ancak yine bu kadar eleştiriye maruz kalacak
Ben anlamıyorum,
Ben demekki futboldan anlamıyorum, sözde Fenerbahçe medyası ( ki taraflı medya konsepti basın anlayışıma karşıttır) senelerdir Fenerbahçe'nin deplasman fobisi var, Fenerbahçe her sezona yenilgi ile başlıyor, Fenerbahçe frikikten gol atamıyor, Fenerbahçe'de yedek oyuncular fiziksel açıdan hazır değiller şeklinde handikaplar uydurmaya devam edecek ve herkes bu yorumlardan etkilenecek...
Beyler, bayanlar,
Fenerbahçe ligde 6'da 6 yapmış, belki futbol açısında çok parlak bir oyun yok sahada ancak siz değilmiydiniz büyük takım kötü oynasa da kazanması lazım diye....yarın Fenerbahçe 4-5 atacak bu sefer Turkcell Süper lig çok zayıf geçen senelerde ki rekabet yok olacak...
Anlayacağınız hep bahane...
Fenerbahçe süper mi? Hayır süperden uzak, hatta vasat ancak kazanıyor...Fenerbahçe eleştirilemez mi ? Eleştirilir, hem de her konuda ancak adaletli davranılırsa....İBB maçından sonra X kanalda X ağabeyimiz " en dandik kaleci bile o golü yemezdi " dedi...madem golleri sıralayacağız...o zaman yerlere göklere sığdıramadığımız Galatasaray'ın Panathinaikos maçında attığı golleri de teraziye koyalım....
Fenerbahçe yorgun, Fenerbahçe kötü futbol oynuyor, Fenerbahçe gol yollarında eksik..ama Fenerbahçe aynı zamanda ligin en çok gol pozisyonuna giren takımı. Şimdi soruyorum bu pozisyonları Güiza, Alex ve diğerleri daha becerikli bir şekilde değerlendirmiş olsalardı bütün bu eleştiriler yapılacak mıydı? Yoksa tek düze, sözde Fenerbahçe basını başka bahaneler arayacak mıydı???
Etiketler:
fenerbahçe,
futbol,
yerel
18 Eylül 2009 Cuma
süper başlangıç
Bu bir grup mücadelesi ise, gruptaki rakiplerinden birini deplasmanda mağlup ederek turnuvaya başlamak, güzel iştir. Galatasaray’ın etkili oyunculardan kurulu hücum hattı, rakipleri baskı altında tutuyor ve kimi yerde hataya zorluyor. Beşiktaş maçından sonra, Panathinaikos maçında da görülen buydu.
Yine Beşiktaş maçına benzer, çok erken gelen gol, maçın kimyasını değiştirdi. İlk golde aslan payı, müthiş bir çalımla pozisyonu hazırlayan Milan Baros’a aitti. Ve hakkını yemeyelim, bir de Panathinaikos stoperinin goldeki olağanüstü katkısının.
Stoper sıkıntısı, Galatasarayda bolluk ya da yokluk çizgisinde yaşanıyor her seferinde. Biri sakat ya da hasta olursa, kalanlar da peşpeşe ortadan kayboluveriyorlar. Son hadise de bunun örneği; Gökhan yok, Servet hasta, Emre sakatlanıyor. Hakan Balta ne kadar sol bek olmak istiyorsa, kaderi onu iki misli stopere doğru itiyor.
Galatasaray teknik heyeti dün bazı kritik kararlar verdi, onları tartışalım:
1. Arda’nın maça yedek başlaması: Bosna ve Beşiktaş maçlarında gördüğümüz Arda’nın Atina deplasmanında kenarda oturması, futbol adına tartışılabilecek bir karardı. Ancak Arda’nın kafasında olduğunu düşündüğümüz, vücut diline yansıyan, sıkıntıları üzerinden atması, bir nebze olsaun rahatlaması için de doğru bir karar. Teknik kadronun kararını destekliyorum. Kaldı ki yerine oynayan adamlar Harry Kewell ve Elano idi.
2. Emre Güngör’ün sakatlığı sonrası Uğur Uçar tercihi: Sert geçeceği düşünülen bir maçta, henüz oyunun başlarında ve skor 1-0 gibi kritik bir halde iken, elinizdeki stoperler de yukarıda özetlediğimiz gibi tükenmişken, Hakan Balta’yı içeri çektiğinizde elinizde üç alternatif bulunuyordu; iki yedek sol bek (Alparslan ve Caner) ve bir yedek sağ bek (Uğur). Alparslan’ın yetersiz, Caner’in ise uyumsuz olabileceğini düşünerek kritik bir kararla Uğur’u tercih etti Rijkaard. Alışık olmadığı pozisyonda zaman zaman ofsayt uygulamalarını bozsa da, Uğur’un savunma katkısı beklendiği gibi oldu.
3. M.Sarp-M.Topal ikilisi: Bunu ben yazmaktan bıkmayacağım. Bu oyuncular, birbirlerine alternatiftir, partner değil. Ayhan’ın yokluğunda alternatifi Barış Özbek olmalıdır. Eğer Barış Özbek bu görev için hazır değil ise, samimiyetle bunun nedenleri araştırılmalıdır. Barış Özbek, yaşı, potansiyeli ile Galatasaray geleceği için önemli bir değer ve sanki bu sezon olması gerekenden az kullanılıyor. Rijkaard ve ekibinin forma dağıtma adaletinden şüphem yok, bu sebeple sorun her neyse çözümü için çaba sarfedilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir de kişisel performansını mercek altına almamız gereken Elano Blummer var, maçı ikisi de kısmetli iki gol ve bir şahane asist ile bitiren oyuncu. Elano, bugüne kadar ortaya koyduğu performans ile bana bir “temiz ve basit futbol” kralı izlenimi yaratıyor. Zaman zaman ekstra estetik işler yapsa da, uzmanlık alanı oyunu açmak. Hücumda en önemli, en zor bulunan meziyet. Çapraza attığı 30-40 metrelik topların hayranıyım. Ama bir küçük not; dün oyundan çıkarılışından hiç memnun olmadı. Açıkçası ben de memnun olmadım. Elano ve Arda’yı alternatif yapmaktan çok, birlikte oynama alışkanlığı edindirmeye ihtiyacı var Galatasaray’ın.
Ve skor 3-0 iken bir hayli bunaldı Galatasaray. Deplasmandasınız, 3-0 galipsiniz, ne yaparsanız yapın bunun bir rehaveti var. Rakip de kendi seyricisinin baskısında ve hücum etmek mecburiyetinde. Ve Ayhan gibi bu anlarda orta alanda nefes aldıracak paslarınızı yapabilen bir adamınızdan yoksunsunuz. Bir kez daha Leo Franco’yu test etme imkanı olmuştur bu maç ve test yine başarıyla geçmiştir. Ve etkin özelliği hücum etmek olan Galatasaray takımı, ne yaparsa yapsın zaman zaman bu baskıları yaşayacaktır. İşte orda kritik olan önliberolar, savunmacılar ve kalecinin katkısıdır.
Son not; Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarının 2’de 2 ile geçilmesi, sahası diğer takımlardan farklı, kendisi can derdindeki Kasımpaşa maçı için tehlike yaratmaktadır. Rakibin durumunun Galatasaray takımında ve teknik heyetinde rehavet yaratmaması lazım, aksi takdirde sezonun ilk mağlubiyetini almak çok sürpriz bir maça denk gelebilir.
by Nurullah Bakır
Yine Beşiktaş maçına benzer, çok erken gelen gol, maçın kimyasını değiştirdi. İlk golde aslan payı, müthiş bir çalımla pozisyonu hazırlayan Milan Baros’a aitti. Ve hakkını yemeyelim, bir de Panathinaikos stoperinin goldeki olağanüstü katkısının.
Stoper sıkıntısı, Galatasarayda bolluk ya da yokluk çizgisinde yaşanıyor her seferinde. Biri sakat ya da hasta olursa, kalanlar da peşpeşe ortadan kayboluveriyorlar. Son hadise de bunun örneği; Gökhan yok, Servet hasta, Emre sakatlanıyor. Hakan Balta ne kadar sol bek olmak istiyorsa, kaderi onu iki misli stopere doğru itiyor.
Galatasaray teknik heyeti dün bazı kritik kararlar verdi, onları tartışalım:
1. Arda’nın maça yedek başlaması: Bosna ve Beşiktaş maçlarında gördüğümüz Arda’nın Atina deplasmanında kenarda oturması, futbol adına tartışılabilecek bir karardı. Ancak Arda’nın kafasında olduğunu düşündüğümüz, vücut diline yansıyan, sıkıntıları üzerinden atması, bir nebze olsaun rahatlaması için de doğru bir karar. Teknik kadronun kararını destekliyorum. Kaldı ki yerine oynayan adamlar Harry Kewell ve Elano idi.
2. Emre Güngör’ün sakatlığı sonrası Uğur Uçar tercihi: Sert geçeceği düşünülen bir maçta, henüz oyunun başlarında ve skor 1-0 gibi kritik bir halde iken, elinizdeki stoperler de yukarıda özetlediğimiz gibi tükenmişken, Hakan Balta’yı içeri çektiğinizde elinizde üç alternatif bulunuyordu; iki yedek sol bek (Alparslan ve Caner) ve bir yedek sağ bek (Uğur). Alparslan’ın yetersiz, Caner’in ise uyumsuz olabileceğini düşünerek kritik bir kararla Uğur’u tercih etti Rijkaard. Alışık olmadığı pozisyonda zaman zaman ofsayt uygulamalarını bozsa da, Uğur’un savunma katkısı beklendiği gibi oldu.
3. M.Sarp-M.Topal ikilisi: Bunu ben yazmaktan bıkmayacağım. Bu oyuncular, birbirlerine alternatiftir, partner değil. Ayhan’ın yokluğunda alternatifi Barış Özbek olmalıdır. Eğer Barış Özbek bu görev için hazır değil ise, samimiyetle bunun nedenleri araştırılmalıdır. Barış Özbek, yaşı, potansiyeli ile Galatasaray geleceği için önemli bir değer ve sanki bu sezon olması gerekenden az kullanılıyor. Rijkaard ve ekibinin forma dağıtma adaletinden şüphem yok, bu sebeple sorun her neyse çözümü için çaba sarfedilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir de kişisel performansını mercek altına almamız gereken Elano Blummer var, maçı ikisi de kısmetli iki gol ve bir şahane asist ile bitiren oyuncu. Elano, bugüne kadar ortaya koyduğu performans ile bana bir “temiz ve basit futbol” kralı izlenimi yaratıyor. Zaman zaman ekstra estetik işler yapsa da, uzmanlık alanı oyunu açmak. Hücumda en önemli, en zor bulunan meziyet. Çapraza attığı 30-40 metrelik topların hayranıyım. Ama bir küçük not; dün oyundan çıkarılışından hiç memnun olmadı. Açıkçası ben de memnun olmadım. Elano ve Arda’yı alternatif yapmaktan çok, birlikte oynama alışkanlığı edindirmeye ihtiyacı var Galatasaray’ın.
Ve skor 3-0 iken bir hayli bunaldı Galatasaray. Deplasmandasınız, 3-0 galipsiniz, ne yaparsanız yapın bunun bir rehaveti var. Rakip de kendi seyricisinin baskısında ve hücum etmek mecburiyetinde. Ve Ayhan gibi bu anlarda orta alanda nefes aldıracak paslarınızı yapabilen bir adamınızdan yoksunsunuz. Bir kez daha Leo Franco’yu test etme imkanı olmuştur bu maç ve test yine başarıyla geçmiştir. Ve etkin özelliği hücum etmek olan Galatasaray takımı, ne yaparsa yapsın zaman zaman bu baskıları yaşayacaktır. İşte orda kritik olan önliberolar, savunmacılar ve kalecinin katkısıdır.
Son not; Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarının 2’de 2 ile geçilmesi, sahası diğer takımlardan farklı, kendisi can derdindeki Kasımpaşa maçı için tehlike yaratmaktadır. Rakibin durumunun Galatasaray takımında ve teknik heyetinde rehavet yaratmaması lazım, aksi takdirde sezonun ilk mağlubiyetini almak çok sürpriz bir maça denk gelebilir.
by Nurullah Bakır
Etiketler:
ecnebi,
futbol,
galatasaray,
pao,
uefa europa league,
yerel
16 Eylül 2009 Çarşamba
les arbitres - I
"Les Arbitres" Euro 2008'de görevli 12 hakemin turnuva boyunca maçlardan önce ve sonra, maçlar sırasında yaşadıklarını anlatan 77 dakikalık bir belgesel film.
Filmin premöyeri dün Paris'te yapıldı. Ülkemize gelir mi bilemiyorum ama fragmanlarından anladığımız kadarıyla bizim ilgimizi çekebilecek sahneler dolu bir film gibi görünüyor. Bu parlak fikri hayata geçiren Belçikalı yapımcılar Yves Hinant ile Eric Cardot'u da kutlamak gerekiyor...
Filmin premöyeri dün Paris'te yapıldı. Ülkemize gelir mi bilemiyorum ama fragmanlarından anladığımız kadarıyla bizim ilgimizi çekebilecek sahneler dolu bir film gibi görünüyor. Bu parlak fikri hayata geçiren Belçikalı yapımcılar Yves Hinant ile Eric Cardot'u da kutlamak gerekiyor...
15 Eylül 2009 Salı
13 Eylül 2009 Pazar
derbi analizi
İlk dört maçından galibiyetle ayrılan ve Avrupa ligi elemelerinde fırtına gibi esen Galatasaray için gerçek imtihanın Beşiktaş maçı olduğu söyleniyordu. Lige istediği gibi başlayamayan Beşiktaş’ın ise Galatasaray maçını fırsat bilip toparlanmaya geçmesi bekleniyordu. 90 dakika oynandı ve Galatasaray lehine 3-0 sonuçlandı. Bugün bir değişiklik yapalım, her iki takımı da oyuncu bazında değerlendirelim. Takım değerlendirmemizi de bunun içine dahil edelim. Öncelikle 11’ler ve dizilişler:
Galatasaray (4-2-3-1): Leo Franco; Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta; Mustafa Sarp, Mehmet Topal; Keita, Arda, Kewell; Baros
Beşiktaş (4-2-3-1): Rüştü; İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İsmail; Ekrem, Ernst; Serdar Özkan, Tabata, Yusuf; Nihat
Galip ve evsahibi olan taraftan, Galatasaray’dan başlayalım:
Leo Franco: Bugüne kadar oynadığı en iyi maçtı. Kritik müdahaleler yaptı. Maçı gol yemeden bitirmiş olmasında Beşiktaşlı oyuncularından ciddi katkısı olduğunu kabul etmekle beraber, kesinlikle güven verdi.
Emre Aşık-Servet: Uyum ve kademe konusunda birbirini tanıyan ve tamamlayan bir ikili, belli standardın altına yine inmediler. Koşarak gelen oyuncu karşısında tarihi zaafı bulunan Servet, bir pozisyonda Serdar Özkan karşısında yine çok zor duruma düştü, not düşelim. Fakat Galatasaray kenar yönetiminin bu oyunculara uzun pas yapmayı yasakladığını, hata yapma pahasına topu oyuna yerden sokmaları konusunda net ve kesin talimat verdiğini düşünüyorum. Elbette hoş bir talimat ancak Beşiktaş önünde en az 3 pozisyonda bu şekilde kaptırılan toplar sorun yarattı. İş ki Panathinaikos önünde tekrarı yaşanmasın.
Sabri Sarıoğlu: Bence Galatasaray’ın en iyisiydi. Çok konsantreydi. Yusuf, karşılıklı oynaması hem kolay, hem de çok zor bir adam. Yavaş olduğu için kolay, aşırı teknik olduğu için zor. İşini iyi yaptı, hücum katkıları çok olumluydu.
Hakan Balta: Görev adamı, yine işini yaptı. Galatasaray böyle bir oyuncuya sahip olduğu için şanslı. Profesyonel, beyefendi, çalışkan ve iyi topçu.
Mustafa Sarp-Mehmet Topal: Bu iki oyuncuyu birlikte kullanmanın doğru bir fikir olmadığını geçen yazımda da belirtmiştim, fikrimde ısrarcıyım. Galatasaray arzu ettiği tempoyu yakalayamadıysa, Mustafa ve Mehmet’in top dağıtımı konusundaki eksiklerinin de bunda payı var. Ayhan’ın boşluğu dolmuyor. Bence Mehmet ve Mustafa birbirlerine alternatif olmalı ve partnerleri de Ayhan’ın yokluğunda Barış olmalıydı. Savunma tarafındaki performanslarına ise söyleyecek sözüm yok elbet.
Keita: Tribünler pek seviyor, teknik şovlarını. Şimdilik bu şovlar tribünü coşturmaya yarıyor, sonuca katkı zayıf. Ama süper teknik ve süratli bir oyuncu, varlığı rakip savunmalar için bir eşleşme kabusu. Birebirde İsmail Köybaşı da perişan oldu.
Kewell: Pek keyifli bir gününde değildi ama işini de hep olduğu gibi vasatın üstünde yaptı. Mesele, hücum hattındaki topçular, eskiden olduğu kadar fazla hazır pas almadılar orta alan ve savunmadan. O yine de sonuca etki edecek katkısını yaptı, tereddütsüz.
Arda Turan: Bosna deplasmanındaki oyununu aynen sürdürdü. Ya Estonya maçında sarfedilen efor, ya da bizim bilmediğimiz gerekçelerle, Arda kötü oynuyor. Hareketsiz, bekleyerek oynuyor. Gerçekten kötüydü. Kredibilitesi mevcut, sorun yok. Ama toparlanması lazım.
Milan Baros: Golcü, kariyerli topçu, geçen yılın gol kralı; eyvallah, ama adam belki Galatasaray’ın en çok çalışan futbolcusu konumunda. Doğru yerde, doğru zamanda bulunarak yine iki golünü attı.
Genel değerlendirme: Galatasaray sezonun en kötü topunu oynadı ve bu Yunanistan deplasmanı öncesi iyi değil. Durarak oynadı Galatasaray, ki bu oyun sistemine tamamen aykırı. Bunun sebebi, erken gelen golün rehaveti ile milli takım dönüşü yorgunluğun sonucu denebilir mi? Mümkündür, ancak karakteristikleşen Galatasaray futbolu, dinamizm üzerine kurulu.
Ve Galatasaray’ın attığı olağanüstü güzellikteki üçüncü gol. Rakiplerin, iyi ya da kötü gününde Galatasaray’a karşı oynadıklarında karşılaşacakları riskleri gösteren gol. Sabri-Elano-Kewell üçlüsünün paslaşması ve ardından Baros’un bitiren vuruşu. Galatasaray en kötü anında bu ve buna benzer skorları yaratabilecek bir takım, en önemli artısı da bu.
Beşiktaş
Rüştü: Tecrübesine yakışmayacak hatalar yaptı ve skora doğrudan etki etti. Çok kötüydü.
Sivok – Ferrari: Uyumlu bir stoper ikilisi. Her ikisi de özellikli oyuncular. Galatasaray’dan yenen üç gol, bu ikilinin kolektif uyum sıkıntısından kaynaklanmıyor, münferit hatalar ve rakip yaratıcılığı sonucuydu.
İbrahim Kaş: Ne Denizli, ne Terim; bu oyuncuda ne buluyorlar, ben anlamıyorum. Ekrem’i bek oynatıp Fink’i 11 başlatmak ya da Holosko’yla maça başlamak, kötü fikir mi? Ama Mustafa hoca yapmıştır, söyleyecek bir şey yok. İnşallah birgün ondaki cevheri biz Türk futbolseverler de anlayabileceğiz.
İsmail Köybaşı: Genç bir oyuncunun en zor döneminden geçiyor. Maliyetli bir transfer, herkes ona bakıyor, bir şeyler yapması için. Yukarıda da yazdık, ligde eşleşilmesi en sakıncalı adamla oynadı, zorlandı. Hücum katkısı sıfıra yakındı. Doğru bir yatırım, biraz zamana ihtiyacı var sadece. Israr edilmesini doğru buluyorum.
Ekrem – Ernst: Ekrem’in alışık olmadığı bu bölgede oynatılmasının sebebi, Arda’ya neredeyse adam markajı uygulamasıydı. Kötü bir Arda’ya karşı oynayınca, verilen vazifeyi yerine getirmiş oldu. Ama takım oyununa katkı yapamadı. Ekrem, Mustafa Denizli elinde, Beşiktaş’ta iyi bir bek oldu. Bence yerinden kıpırdatmamak lazım. Ernst ise Cisse ile beraber oynadığı zamanlardaki kadar verimli değil. Takımın genel formsuzluk hali, ona da yansımış halde.
Serdar Özkan: Onu oynatmak da, oynatmamak da risk. Öyle işler yapıyor ki, Servet’in karşısında yaptıkları gibi, ağzınız açık kalıyor. Sonra öyle goller kaçırıyor ki, takımın kaderi ile oynuyor. Holosko’ya tercih etti onu Mustafa hoca, ilk 11’ini seçerken. Akılda kalan ise sadece kaçırdığı goller.
Tabata: Bu ülkede futbolla ilgilenen ne kadar insan varsa, hepsinin gözü onun üzerindeydi. Risk almadı, sorumluluk almadı. Kötü de oynamıyordu ama oyundan çıktı. Oyundan alınış kararının doğru olmadığını düşünüyorum. Baskıyı ancak oynayarak atacaktır üzerinden.
Yusuf: Mustafa Denizli’nin anlaşılması en güç kararlarından biri daha. Yusuf ile maça başlamak, hadi başladınız, sol açık oynatmak. Yusuf’un rolü son dakikalarda topu tutmak ya da kilitlenen oyunlarda yaratıcılığından faydalanmak olmalı diye düşünüyorum. Zehir gibi adamları kenarda tutup, ilk 11 başlatmak değil.
Nihat: Tek santrafor olarak bu sistemde yapabileceği bir şey yok. Hele mevcut haliyle bu neredeyse imkansız. Bobo ve Nobre’ye tercih edilmesinin tek sebebi, adının Nihat olmasıdır. Ve sezonun flaş transferi olması.
Genel değerlendirme: Beşiktaş’ın kadro kimyası ile Mustafa hocanın oynatmaya çalıştığı sistem arasında uyum sorunu var. Açalım; “10,5 numara” numara muhabbeti çok uzadı biliyorsunuz ve sonunda Tabata kadroya dahil oldu. Tabata ile oynadığınızda, tek forvet oynama mecburiyetiniz var. Yani Nihat, Bobo, Nobre’den ikisi kenarda kalmalı. Bu bir takım kimyası sorunudur ve idare etmesi güçtür. Şaşılacak olan, Tabata’yı aldırmadan önce, bu kadar üst düzey forveti olan Mustafa Denizli’nin çift forvetli 4-4-2’yi hiç denememiş olmasıdır. Yaratıcılık yükünü basbaya kanatlarda oynayan Holosko ve Tello’ya yükleyerek bu denenebilirdi. Denenmeden Tabata yatırımına gidildi, ki oynatmaya mecbursunuz. Görüyoruz ki hoca bu mecburiyeti Nihat için de hissediyor; Holosko, Bobo ve Nobre’ye kulübe yolları gözüktü. Değil Denizli, Alex Ferguson olsa bu kadar yıldızı kulübeye oturtup bu kadroyu psikolojik olarak hazır tutamaz. Bu haliyle Beşiktaş’ın müthiş bir takım kimyası sorunu vardır ve çözümü de zor görünmektedir. Hoca ya da yönetim, bu sorunun sebebi de yanlış transfer politikasıdır.
by Nurullah Bakır
Galatasaray (4-2-3-1): Leo Franco; Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta; Mustafa Sarp, Mehmet Topal; Keita, Arda, Kewell; Baros
Beşiktaş (4-2-3-1): Rüştü; İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İsmail; Ekrem, Ernst; Serdar Özkan, Tabata, Yusuf; Nihat
Galip ve evsahibi olan taraftan, Galatasaray’dan başlayalım:
Leo Franco: Bugüne kadar oynadığı en iyi maçtı. Kritik müdahaleler yaptı. Maçı gol yemeden bitirmiş olmasında Beşiktaşlı oyuncularından ciddi katkısı olduğunu kabul etmekle beraber, kesinlikle güven verdi.
Emre Aşık-Servet: Uyum ve kademe konusunda birbirini tanıyan ve tamamlayan bir ikili, belli standardın altına yine inmediler. Koşarak gelen oyuncu karşısında tarihi zaafı bulunan Servet, bir pozisyonda Serdar Özkan karşısında yine çok zor duruma düştü, not düşelim. Fakat Galatasaray kenar yönetiminin bu oyunculara uzun pas yapmayı yasakladığını, hata yapma pahasına topu oyuna yerden sokmaları konusunda net ve kesin talimat verdiğini düşünüyorum. Elbette hoş bir talimat ancak Beşiktaş önünde en az 3 pozisyonda bu şekilde kaptırılan toplar sorun yarattı. İş ki Panathinaikos önünde tekrarı yaşanmasın.
Sabri Sarıoğlu: Bence Galatasaray’ın en iyisiydi. Çok konsantreydi. Yusuf, karşılıklı oynaması hem kolay, hem de çok zor bir adam. Yavaş olduğu için kolay, aşırı teknik olduğu için zor. İşini iyi yaptı, hücum katkıları çok olumluydu.
Hakan Balta: Görev adamı, yine işini yaptı. Galatasaray böyle bir oyuncuya sahip olduğu için şanslı. Profesyonel, beyefendi, çalışkan ve iyi topçu.
Mustafa Sarp-Mehmet Topal: Bu iki oyuncuyu birlikte kullanmanın doğru bir fikir olmadığını geçen yazımda da belirtmiştim, fikrimde ısrarcıyım. Galatasaray arzu ettiği tempoyu yakalayamadıysa, Mustafa ve Mehmet’in top dağıtımı konusundaki eksiklerinin de bunda payı var. Ayhan’ın boşluğu dolmuyor. Bence Mehmet ve Mustafa birbirlerine alternatif olmalı ve partnerleri de Ayhan’ın yokluğunda Barış olmalıydı. Savunma tarafındaki performanslarına ise söyleyecek sözüm yok elbet.
Keita: Tribünler pek seviyor, teknik şovlarını. Şimdilik bu şovlar tribünü coşturmaya yarıyor, sonuca katkı zayıf. Ama süper teknik ve süratli bir oyuncu, varlığı rakip savunmalar için bir eşleşme kabusu. Birebirde İsmail Köybaşı da perişan oldu.
Kewell: Pek keyifli bir gününde değildi ama işini de hep olduğu gibi vasatın üstünde yaptı. Mesele, hücum hattındaki topçular, eskiden olduğu kadar fazla hazır pas almadılar orta alan ve savunmadan. O yine de sonuca etki edecek katkısını yaptı, tereddütsüz.
Arda Turan: Bosna deplasmanındaki oyununu aynen sürdürdü. Ya Estonya maçında sarfedilen efor, ya da bizim bilmediğimiz gerekçelerle, Arda kötü oynuyor. Hareketsiz, bekleyerek oynuyor. Gerçekten kötüydü. Kredibilitesi mevcut, sorun yok. Ama toparlanması lazım.
Milan Baros: Golcü, kariyerli topçu, geçen yılın gol kralı; eyvallah, ama adam belki Galatasaray’ın en çok çalışan futbolcusu konumunda. Doğru yerde, doğru zamanda bulunarak yine iki golünü attı.
Genel değerlendirme: Galatasaray sezonun en kötü topunu oynadı ve bu Yunanistan deplasmanı öncesi iyi değil. Durarak oynadı Galatasaray, ki bu oyun sistemine tamamen aykırı. Bunun sebebi, erken gelen golün rehaveti ile milli takım dönüşü yorgunluğun sonucu denebilir mi? Mümkündür, ancak karakteristikleşen Galatasaray futbolu, dinamizm üzerine kurulu.
Ve Galatasaray’ın attığı olağanüstü güzellikteki üçüncü gol. Rakiplerin, iyi ya da kötü gününde Galatasaray’a karşı oynadıklarında karşılaşacakları riskleri gösteren gol. Sabri-Elano-Kewell üçlüsünün paslaşması ve ardından Baros’un bitiren vuruşu. Galatasaray en kötü anında bu ve buna benzer skorları yaratabilecek bir takım, en önemli artısı da bu.
Beşiktaş
Rüştü: Tecrübesine yakışmayacak hatalar yaptı ve skora doğrudan etki etti. Çok kötüydü.
Sivok – Ferrari: Uyumlu bir stoper ikilisi. Her ikisi de özellikli oyuncular. Galatasaray’dan yenen üç gol, bu ikilinin kolektif uyum sıkıntısından kaynaklanmıyor, münferit hatalar ve rakip yaratıcılığı sonucuydu.
İbrahim Kaş: Ne Denizli, ne Terim; bu oyuncuda ne buluyorlar, ben anlamıyorum. Ekrem’i bek oynatıp Fink’i 11 başlatmak ya da Holosko’yla maça başlamak, kötü fikir mi? Ama Mustafa hoca yapmıştır, söyleyecek bir şey yok. İnşallah birgün ondaki cevheri biz Türk futbolseverler de anlayabileceğiz.
İsmail Köybaşı: Genç bir oyuncunun en zor döneminden geçiyor. Maliyetli bir transfer, herkes ona bakıyor, bir şeyler yapması için. Yukarıda da yazdık, ligde eşleşilmesi en sakıncalı adamla oynadı, zorlandı. Hücum katkısı sıfıra yakındı. Doğru bir yatırım, biraz zamana ihtiyacı var sadece. Israr edilmesini doğru buluyorum.
Ekrem – Ernst: Ekrem’in alışık olmadığı bu bölgede oynatılmasının sebebi, Arda’ya neredeyse adam markajı uygulamasıydı. Kötü bir Arda’ya karşı oynayınca, verilen vazifeyi yerine getirmiş oldu. Ama takım oyununa katkı yapamadı. Ekrem, Mustafa Denizli elinde, Beşiktaş’ta iyi bir bek oldu. Bence yerinden kıpırdatmamak lazım. Ernst ise Cisse ile beraber oynadığı zamanlardaki kadar verimli değil. Takımın genel formsuzluk hali, ona da yansımış halde.
Serdar Özkan: Onu oynatmak da, oynatmamak da risk. Öyle işler yapıyor ki, Servet’in karşısında yaptıkları gibi, ağzınız açık kalıyor. Sonra öyle goller kaçırıyor ki, takımın kaderi ile oynuyor. Holosko’ya tercih etti onu Mustafa hoca, ilk 11’ini seçerken. Akılda kalan ise sadece kaçırdığı goller.
Tabata: Bu ülkede futbolla ilgilenen ne kadar insan varsa, hepsinin gözü onun üzerindeydi. Risk almadı, sorumluluk almadı. Kötü de oynamıyordu ama oyundan çıktı. Oyundan alınış kararının doğru olmadığını düşünüyorum. Baskıyı ancak oynayarak atacaktır üzerinden.
Yusuf: Mustafa Denizli’nin anlaşılması en güç kararlarından biri daha. Yusuf ile maça başlamak, hadi başladınız, sol açık oynatmak. Yusuf’un rolü son dakikalarda topu tutmak ya da kilitlenen oyunlarda yaratıcılığından faydalanmak olmalı diye düşünüyorum. Zehir gibi adamları kenarda tutup, ilk 11 başlatmak değil.
Nihat: Tek santrafor olarak bu sistemde yapabileceği bir şey yok. Hele mevcut haliyle bu neredeyse imkansız. Bobo ve Nobre’ye tercih edilmesinin tek sebebi, adının Nihat olmasıdır. Ve sezonun flaş transferi olması.
Genel değerlendirme: Beşiktaş’ın kadro kimyası ile Mustafa hocanın oynatmaya çalıştığı sistem arasında uyum sorunu var. Açalım; “10,5 numara” numara muhabbeti çok uzadı biliyorsunuz ve sonunda Tabata kadroya dahil oldu. Tabata ile oynadığınızda, tek forvet oynama mecburiyetiniz var. Yani Nihat, Bobo, Nobre’den ikisi kenarda kalmalı. Bu bir takım kimyası sorunudur ve idare etmesi güçtür. Şaşılacak olan, Tabata’yı aldırmadan önce, bu kadar üst düzey forveti olan Mustafa Denizli’nin çift forvetli 4-4-2’yi hiç denememiş olmasıdır. Yaratıcılık yükünü basbaya kanatlarda oynayan Holosko ve Tello’ya yükleyerek bu denenebilirdi. Denenmeden Tabata yatırımına gidildi, ki oynatmaya mecbursunuz. Görüyoruz ki hoca bu mecburiyeti Nihat için de hissediyor; Holosko, Bobo ve Nobre’ye kulübe yolları gözüktü. Değil Denizli, Alex Ferguson olsa bu kadar yıldızı kulübeye oturtup bu kadroyu psikolojik olarak hazır tutamaz. Bu haliyle Beşiktaş’ın müthiş bir takım kimyası sorunu vardır ve çözümü de zor görünmektedir. Hoca ya da yönetim, bu sorunun sebebi de yanlış transfer politikasıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



