27 Ekim 2009 Salı

#10 emekli

Michael Jordan ile Larry Birdle birlikte NBA'den hoşlanmamı, sevmemi sağlayanlardan bir tanesiydi Miami Heat ile New York Knicks arasındaki o muhteşem playoff serileri.
1998 ile 2000 arasında arka arkaya 3 sezon boyunca muazzam 3 playoff serisi izletmişti Knicks ve Heat. O Miami takımının Alonzo Morning ile birlikte en önemli ismiydi Tim Hardaway.
NBA'de yeni sezon bu gece başlarken ayın 28'inde sezonu açacak olan Miami aynı gün Tim Hardaway'in #10 numaralı formasını da emekli edecek. Tesadüf müdür bilinmez ama Hardaway'in formasının emekli edilmesi yine bir New York maçına denk geldi.
Heat organizasyonunda organizasyonda forma giymiş bir oyuncunun forması ikinci kez emekli ediliyor. Daha önce Alonzo Mornming'in #33 numaralı forması American Airlines Arena'nın tavanına asılmıştı. 


2009 mls playoffları


MLS'de sezonun sona ermesi 3 hafta kalan normal sezon sona erdi ve playoff eşleşmeleri de belli oldu. David Beckham döndüğünde barı konferansının son basamağında yer alan LA Galaxy, İngiliz futbolcunun oynadığı son 11 maçta aldığı 6 galibiyet 2 beraberlik ile 5 yıl sonra playofflara adım atmakla kalmadı, batı konferansını da lider olarak tamamladı. Batı Konferansında ilk sırada yer alan Galaxy şehrin diğer takımı Chivas ile eşleşti. Playofflarda Super Clasico eşleşmesini izlemek zevkli olacak. Galaxy seyirci avantajına sahip olsa da Chivas'ın konferans finaline kalma şansı daha yüksek gibi.
Batı Konferansında bir diğer eşleşme Dynamo ile Sounders arasında. Seattle sezona seri galibiyetlerle girmiş, daha sonra yaşadığı düşüş sonrası son iki ayda oynadıkları 6 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik elde ederek playofflara formda giriyorlar. Houston ise sezonun sonunu rölantiye almıştı. Playofflarda işleri koaly değil.
Doğu Konferansındaki eşleşmelerde net birşey söylemek imkansız. Dört takımında şansı eşit.
Gönül ister son dörtte Seattle, Galaxy, Salt Lake ve New England yer alsın...

luisao ile 2013'e


Güne Benfica ile başladık onlarla devam edelim. Luisao Avrupa futbolunun en saygıdeğer stoperlerinin başında gelir benim için. Teknik direktör olsam takımıma alacağım 3 adamdan biridir kendisi. Benfica'daki 7. sezonu Luisao'nun. 
Son 4 sezondur her transfer döneminde Luisao'nun adı bir takıma satılacağı yönünde dedikodulara karışır. Önceki yaz Bordeaux ile anılan Brezilyalı'nın adı bu yaz da Fiorentina'nın gündemindeydi. Hatta "Ha gitti ha gidiyor" derken Luisao yine Lizbon'da kaldı, Benfica'nın kaptanı olarak kariyerine devam ediyor.
Dün akşam Benfica'dan yapıla açıklama ile Luisao'nın sözleşmesinin 2 yıl daha uzatıldığını öğrendik. 2011 yılında bitecek anlaşmanın yeni tarihi 2013.
Her sezon satmaya çalıştığınız bir futbolcu ile sözleşme yenilemek için görüşmelere başlamak ve ardından da sözleşmesini uzatmak  ne tür bir anlayıştır çözemedim. Başkan Luís Filipe Vieira işler harika gittiğinden Rui Costa'nın "isteğini" kıramamış olmalı...

11 & 3.75


Benfica son 20 yıldaki en başarılı sezon başlangıçlarından birine imza attı belki de en başarılısına. Takım sadece Estádio da Luz'da, son 4 gün içerisinde oynadığı iki maçta 11 gol attı. Önce Everton'ı 5'lediler ardından Nacional'i yarım düzine gol ile geçtiler.
Barcelona ile birlikte ofansif anlamda en formda ekip Benfica. Ligde oynanan 8 maçta 30 gol attılar. -Gerçi bu gollerden 14'ü 2 maçta atıldı- Maç başına 3.75 gol ortalaması ile oynuyorlar. Teknik direktör Jorge Jesus'un Paraguay & Arjantin ikilisinden oluşan hücum hattı çok verimli çalışıyor. Cardozo sezona muazzam başladı. Maç içerisindeki gereksiz agresifliğinden sıyrılmış gibi duruyor. Oyun konsantrasyonu da Benfica'ya geldiğininden bu yana en üst düzeyde. 11 golle ligin gol kralı. Portolu Falcao ile birlikte bu sezon gol krallığı için çekişecek Paraguaylı. 4 sezondur yedek kulübesinde bekleyen Saviola da süreklilik kazanmaya başladı. Onun form düzeyini yükseltmesi Jesus'un işini daha da kolaylaştıracak. Cardozo & Saviola ikilisi takımın gollerinin yarısına imza attı. Ki Barcelona'dan kiralanan harika çocuk Keirrison'un da bu kadroda yer aldığını hatırlatmakta fayda var.
Sporting'in erken koptuğu yarışta Braga - Porto -Benfica üçlüsünün kendi aralarında oynayacakları maçlar şampiyonu belirleyecek gibi duruyor. Benfica'nın bu yükselişi sürer, Porto da 1-2 hafta tökezlerse Lizbonlular alır başlarını gider. Braga sezona ne kadar iyi başlasa da haftalar ilerledikçe Leixões'in geçtiğimiz sezon yaşadığı düşüşe benzer bir düşüşü onların da yaşaması muhtemeldir.
İber Yarımadasının batısındaki futbolseverlerden Estádio da Luz'u dolduranlar keyifli bir sezon geçirecekler gibi...

26 Ekim 2009 Pazartesi

nba başlıyor


Dünyanın en önemli spor organizasyonlarından birisi olarak gösterilen amerikan ulusal basketbol ligi NBA start alıyor...
Doğu ve batı olmak üzere 2 ayrı konferansta mücadele eden 30 takım nba tarihinin 64. şampiyonu olabilmek için mücadele edecekler. 82 karşılaşmalık normal sezonda bazen bir haftada 4 maç birden oynayan takımlar yaz aylarında transferlerini gerçekleştirerek kadrolarını güçlendirdiler...
Yaz döneminin en çok dikkat çeken transferlerinin başında Phoenix'ten takas yoluyla Cleveland Cavaliers'e geçen dev pivot Shaquille O'neal oldu. O'neal "kral" lakaplı Lebron James'le birlikte 5. şampiyonluğunu kazanmayı hedefliyor. Transfer döneminde Houston Rockets'ten Los Angeles Lakers'a geçen Ron Artest ile New Jersey'den Orlando Magic'e dahil olan Vince Carter'da dikkat çeken isimler arasında yer aldılar...
NBA'de son 10 yılda yaşanan şampiyonluklarda Los Angeles Lakers ile San Antonio Spurs'un hegemonyası dikkat çekiyor. Los Angeles'ın 1999'dan beri 4, San Antonio'nun ise 3 şampiyonluğu bulunuyor...
64. sezonun favorileri arasında ise 4 takım göze çarpıyor. geçen sezonun şampiyonu Los Angeles Lakers kadrosunu daha da güçlendirdi ve şampiyonluk adaylarının başını çekiyor. Outsider pozisyonunda ise San Antonio Spurs, Cleveland Cavaliers ve Boston Celtics bulunuyor...
NBA'de bu sezon 3 milli oyuncu mücadele edecek. Geçen sezon Orlando Magic'le final oynayan Hidayet Türkoğlu bu sezondan itibaren Türk basketbolseverlerinde çoğunlukta bulunduğu Toronto Raptors'ta forma giyecek. Utah Jazz ile sözleşmesini uzatan Mehmet Okur ile Barcelona macerasından sonra geri dönen Ersan İlyasova'da NBA parkelerinde mücadelede edecek Türk basketbolcular arasında yer alıyor...

amerika ingiltere'ye mi taşınıyor ?


Spor artık endüstriyelleşti... Bunu artık inkar etmenin gereği yok açıkçası... Endüstriyel sporu en iyi kavrayan ülke ise kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri..
ABD'nin beyzbol, futbol ve buz hokey liglerinde bulunan takımlar neredeyse 15 yıldır Asya pazarını domine etmek için Çin, Hong Kong, Kamboçya, Japonya gibi ülkelerde turneler düzenliyorlar...
Ancak birkaç yıldır ibre küçük kardeş İngiltere'ye döndü.. Örnek olarak son Utah Jazz - Chicago Bulls ve New England Patriots - Tampa Buccaneeers maçlarını gösterebiliriz...
NBA'in iki yabana atılmayacak takımı Londra'da yeni yapılan O2 Arena'nın açılışını gerçekleştirdiler... Haydi bu takımların NBA Europe Live turnesi kapsamındaydı...
Ama dün Londra'da bulunan Wembley stadı 3 kez bir NFL normal sezon karşılaşmasına ev sahipliği yaptı... New England Tampa Bay'i ezdi skor anekdotik ama uygulama ilginç...
NFL yöneticileri maçların gelecek sezonlarda daha sıklıkla İngiltere'de oynanacağını söylediler...
ABD küçük kardeşi İngiltere'ye destek mi veriyor ? Yoksa İngiltere'de bizim daha keşfedemediğimiz bir pazar mı var ?
Sizce ?

azteka'da los clásicos


Derbiler için seçilmiş özel bir haftasonunu geride bıraktık. Genel değerlendirmedehem taraftar hem de futbol açısından benim en için en keyiflisi Chivas ile Club America arasında olanıydı. Azteca tamamen doluydu. Bir önceki randevuda Chiva 1-0 kazanmıştı. America evindeki maçta Seviilla'daki 2 sezonun ardından Meksika'ya geri dönüş yapan  Kolombiyalı Mosquera'nın dakikalar 3'ü gösterirken attığı gol maçın da skorunu belirledi. Chivas'ın kötü giden sezonu değiştirmek için en önemli maçtı. Fakat kayıp sezonunun sonuda kötü olacak Guadalajaralılar için.
Club America ise yavaş başladıkları sezonda hem grupda hem de genel sıralamada Toluca ile Morelia'ya yetişti...

tekerrür


Maç öncesi planlanan, konuşulan, düşünülen ne varsa Fenerbahçe lehine, Galatasaray aleyhine; hepsi gerçek oldu. 10 senedir yaşananlar da, bir kere daha tekerrür etmiş oldu.

Bu maçların taktiği yok, taktik analizi de. Sezon başından beri neredeyse uzun top kullanma yasağı getiren Rijkaard’ın topçuları, Alex ilk golünü atana kadar savunmadan, kaleden kısa pasla çıkmak ne demek, hatırlamadılar bile. Franco dahil ayağına gelen sallıyordu topu rakip yarı alana. Senelerdir ilk 15 dakikada yenen gollerin bu sabahda 10 yıldır kazanılamıyor oluşunun sebebi olduğu unutulmuştu bile. 10 dakika olsun top yapalım, tempoyu düşürelim diyen olmadı.

Nihayetinde 11.dakikada, bu tuhaf top kayıpları ve kaybedilen savunmacı pozisyonları arasında boş kalan Vederson’un ortası, ilginç biçimde orada olan ve topun üstünden atlayan Roberto Carlos, ardından gelen Alex golü. Maçın rutine bindiğinin işareti oldu zaten.

Panik halinde yapılan paslaşmalar sırasında kaptırılan toplar (Leo Franco, Servet, Hakan başta olmak üzere tüm Galatasaray futbolcularından), karşılığında verilen pozisyonlar, penaltı ve ikinci gol.

Dört hücumcu ile sahaya çıkan Galatasaray’ın attığı ilk şut, 36.dakikadaydı. Çünkü kaliteli pas, bilinçli oyun kurmak, Galatasaray’ın ilk devre becerebildiği bir şey değildi. Tüm bunlara maç öncesi çıkan yine gereksiz tartışma/kavga, 10 yıldır kazanamıyor olmanın verdiği stres ve erken yenen gol de eklenince, kilitlendi Galatasaray. Su içmek, yemek yemek kadar basit yapabildiği şeyleri de yapamaz oldu.

Buna karşılık Christoph Daum’un ve Fenerbahçe takımının doğrularını da yazalım. Herkesin beklediğinden farklı, mücadele yönü fazla olan bir 11 ile sahaya çıkarttı takımını. Galatasaray’ın en büyük eksiğini, önemli silahları ile vurmuş oldu. Misal, Fenerbahçe orta alan kanatlarında oynayan Mehmet Topuz ve Vederson’u savunmanın kenarlarında da rahatlıkla oynatabilirdiniz ama Galatasaray’da Keita ve Arda ile bu mümkün değildi.

Güiza, Semih, Andre Santos’u kenarda oturtup, taktik disiplinine uygun adamları sahaya göndermek, önemli bir teknik adam becerisi ve ötesinde cesaret işi. Bu rekabeti, bu ligi tanıyor olmanın avantajını kullanmış oldu Daum.

Rijkaard’ın yaptığı hata neydi derseniz, Rijkaard’a bağlayarak verilebilecek bir cevabım yok. Linderoth ile sezona başlamak bir tercih ve Rijkaard’ın tercihi olduğunu sanmıyorum. Mustafa Sarp eldekilerin iyi niyet yönüyle en iyisi; ama kalan yönüyle yetersiz. Bu maç ve benzerlerinin atmosferini kaldıramayacağı aşikar. Sabri, Arda gibi miras devralanlar var, soyunma odalarında kusan ağabeylerinden. Maçı “maç” olarak göremeyenlerdir 10 yıllık muhasebenin sorumluları, yönetici, antrenör, futbolcu.

Galatasaray, hocası ile uzun soluklu bir çalışma dönemi geçirecek ise, kadrosunu asgari olarak direk oynayacak bir stoper ve bir defansif orta alan oyuncusu ile desteklemek mecburiyetindedir. Bu sistemin gereği budur.

by Nurullah Bakır

psg otobüsü


Haftanın en keyifli maçlarından biri olmaya adaydı Marsilya - PSG maçı. Lâkin rivayete göre Guily ve Sakho'ya bir kişinin daha katılması;  "Domuz Gribine" yakalananların da sayısı 3'e çıkmasıyla Fransa Futbol Federasyonu da maçı ileri bir tarihe erteledi. Karar cumartesi alınınca Saint Germain'liler yolculuk anlamında bir yararı olmadı. Takım Marsilya'ya gelmişti. Fotoğraf da takımın Marsilya'da kaldığı otelden ayrılırken çekilmiş. Otobüste güvenlik önlemlerin sıkı olduğu pek aşikar. Muhtemelen Paris'te herkes daha detayli bir kontrolden geçecek. Belki de söz konusu o 3 kişiye daha fazla isim eklenecek...

25 Ekim 2009 Pazar

alışmış kudurmuştan beterdir..

Yazıyı taraftarlık haddimi aştığım nedeniyle kendi irademle kaldırdım, bana ait olmayan bir blogta sadece katkıda bulunmaya çalışıyorum..Alınan, üzdüğüm veya hayal kırıklığına uğrayan kişiler varsa gerçekten özür dilerim...
Saygılarımla