13 Ekim 2010 Çarşamba
9 Ekim 2010 Cumartesi
hiddink ile aramızda dağlar...
Şimdi bu ilk 11 tercihi ve Aurelio-Tuncay değişikliği münasebetiyle herkes Hiddink'e sallayacak. Haklı olarak, ben de yapacağım aynını birazdan. Sonra da denecek ki, "Bu ülkede amma çok adam toptan anlıyor, 70 milyon teknik direktör var". Ama bu oyun bu yüzden güzel bir oyun işte. İlkokuldaki çocuğun yapmayacağı hatayı senede bir kamyon avro kazanan Hiddink'e yaptırır, yamulur kalırsın. Tıpkı milli takıma olduğu gibi.
Maçı götüren bence üç önemli konuyu, üç başlıkta değerlendirelim, tane tane.
Madde 1- İlk 11 tercihi:
Teknik direktörün işi insanladır, cetvelle, pergelle değil. Mimarlık mantığıyla hocalık yapmaya kalkınca, elinize yüzünüze bulaşır. Kendince yazılmış bir senaryonun karşılığı, Sabri ve Hamit'ten sol kanat icat ederseniz, gülünecek hale gelirsiniz. Sabri'yi sol bek yapmak, ancak acizlik anınızda, çaresizlikten düşünülebilir, o kadar. Böyle bir acziyet sözkonusu olmadığına göre, hoca oyundan rol çalmak istemiştir ama üzgünüz, herkes affeder de futbol affetmiyor. İster süratinden deyin, ister tecrübesinden; her ne sebepten olursa olsun Sabri sol bek oynatılamaz. Hele Berlin Olimpiyat'ta, asla. İspanya deplasmanına da Fatih Terim, Emre Aşık ve İbrahim Üzülmez ile çıkmış, aynı senaryoyu paylaşmıştı.
Madde 2- Gurbetçi seçimi:
Hocanın Hamit ve Ömer seçimlerinin gurbetçilikle bir bağlantısı yok, onlar klasik kadronun oyuncuları idi. Nuri ise son dönem çok formdaydı, Almanya'da olması maçın, seçimi etkilemiş olabilir. Halil tamamen gurbetçi kontenjanından sahadaydı. Özer'in varlığı ise anlamsızdı hazır olmadığı bir dönemde ancak gurbetçiliğinin kriter olduğunu düşünüyorum. Bakınca duygusal bir seçim yapıldığı, gurbetçi ağırlığının bilinçli olarak verildiği gözlemlenebiliyor. Sonuç; hüsran. Bu çocukların Türkiye'yi tercih etmemeleri için her şeyi yapıyoruz, Mustafa İzzet, Yıldıray, Sinan Bolat, Nuri Şahin örnekleri, karşısında Gökhan İnler, Mezut Özil. Yeni nesilde Avrupa'dan futbolcu bulmak kolay olmayacak.
Madde-3 Aurelio değişikliği:
Bir sürü rakam kalabalığı ile sistem analizi yapabilirsiniz ama ben modern futbolda iki tane diziliş olduğuna inanıyorum. Ya 4-1-4-1 oynarsınız, ya da 4-4-1-1. Çok temel farklılıkları, biri gerçek tek önliberoludur, diğeri ise iki. Bu yazıyı okuduğunuza göre, FM/CM aşinalığınız mutlaka vardır. Oranın jargonu ile anlatalım. Aurelio gerçek bir DMC'dir, itirazı olan var mı? Emre ve Nuri ise "D" özellikleri de barındıran birer MC'dir. Kariyerlerinin baş zamanlarında AMC iken, değişen futbol şartları ve rekabet onları MC'liğe mecbur bırakmıştır. Yahu koskoca Hiddink, nasıl öyle bir anda Aurelio sakatlanınca, Tuncay ile değiştirir Allah aşkına? Ne oldu hocamın pergeli, cetveli, sistemi, solbeki Sabrili çözümlemesi? Yerle yeksan... Ne Aurelio kaldı sahada, ne Nuri, ne de Emre. Ne hücum kaldı, ne müdafaa. Ne de maç...
Almanya maçı ciddi bir geçiş maçı idi. Bugüne kadar çok bariz şekilde Oğuz Çetin kadroları ile varolan Hiddink, bu maçta kontrolü ele almak istedi ama üzgünüm, kılavuzları da, veri tabanı da bunun için yeterli değildi. Hiddink'in bu yardımcıları ile başarılı olabilmek için bu ülkede çok daha fazla zaman geçirmesi şart. Keşke Hiddink'in yanına, teknik adam olarak daha önce az olsa sorumluluk alabilmiş birileri olsa idi. Oğuz Çetin'in bir teknik adamlık başarısı olmadığı gibi, sorumluluk almışlığı da yok maalesef. Devrini de Fatih Terim ile doldurmuş, misyonunu yerine getirmişti. Yeni dönem yeni isimlerle başlamalıydı ancak olmadı.
Şu an bu takımın başında Hiddink olduğunu, sadece Sabri sol bek oynarken anladık. Bundan başka yeni birşey yoktu maalesef. Ve hocanın Emre ve Nuri'ye ne kadar uzak olduğunu da, yine Tuncay oyuna girerken anladık. Şu an Hiddink ile milli takımımız arasında, üzgünüm, çok ciddi mesafe var ve Oğuz Çetin bu mesafeyi kısaltabilecek bir teknik adam değil. Mesafeyi kısaltacak olan, yine Hiddink'in bizzat kendisidir.
NURULLAH BAKIR
6 Ekim 2010 Çarşamba
4 Ekim 2010 Pazartesi
onlar şimdi milletvekili
Brezilya'da dün yapılan seçimlerde aralarında Romario ve Bebeto'nun da bulunduğun beş eski futbolcu eyalet ve federal meclise seçildi. 146 bin 859 oy olan Romario, Sosyalist Parti'den federal meclise girmeyi başardı. Seçimlerde 28 bin 328 oy alan Bebeto ise eyalet meclisinde milletvekili oldu. Dokuz eski futbolcunun aday olduğu seçimlerde en fazla oyu, 173 bin 878 ile 1993-2003 yılları arasında Gremio kalesini koruyan Danrlei aldı. Marcelinho Carioca, Vampeta ve Tulio gibi 1990'lı yıllarda Brezilya futbolunda kendinden bahsettiren isimler ise aday olmalarına karşın gerekli oyu alamayarak milletvekili seçilemediler. Gerçi şaşırmamak lazım, söz konusu isimlerden özellikle Tulio ve Vampeta'nın sempatiklik seviyesi oldukça düşük. Haliyle de milletvekili seçilmeleri zor...
3 Ekim 2010 Pazar
benim değişmeyen "1 NUMARA"m
Bu yılki Amerika Açık'tan sonra dünya tenis klasmanında üçüncü sıraya
inen Roger Federer isterse 4-5-6. sıralara, daha da aşağılara insin,
benim gözümde ve kalbimde 1 numaradaki yerini hep koruyacak! Çünkü o,
diğer tenisçilerden çok daha farklı bir stile ve kaliteye sahip. Hatta
onun oynadığı tenisin rakiplerinin (1. ve 2. sıradaki Nadal ve Djokovic
de dahil) oynadığı tenise göre farklı bir modda ya da fazda olduğunu
düşünüyorum.
Dolayısıyla bu yılın Eylül ayınının
(uğursuz) 13. günü çok rahat kazanacağı Amerika Açık yarı fnal maçında
5.sette iki kere kullandığı maç sayısını değerlendiremeyip ardından
gelen oyunları Djokovic'e verip maçı kaybetmesi final oynama şansını ve
zevkini kendisinden daha hızlı ama sevimsiz Nadal'la kendisinden bir
gömlek altta tenis oynayan Djokovic'e bırakması benim için bir şey
değiştirmiyor. Tıpkı geçen sezon aynı turnuvanın finalinde önde
götürdüğü maçı Arjantinli Del Potro'ya vermesi gibi...
O
maçları psikolojik gevşeklik sebebiyle ve kendinden emin olması
nedeniyle kaybetti diye düşünüyorum. İnsanın, rakibine kıyasla çok daha
iyi olduğunu bile bile oynarken bazen bu rahatlıkla gevşememesi,
konsantrasyonunu yitirmemesi mümkün mü? Şimdi, bu satırları okuyanlar
"iyi de, büyük sporcuların, gerçek şampiyonların bu tür mazeretleri
olabilir mi?" diye sorduğunu duyar gibiyim:
2004'ün
ikinci ayının ikinci günü ilk kez elde ettiği "1 NUMARA" unvanından
sonra kazandığı Grand Şlam'ler size bir daha hatırlatılınca :
Avustralya : 4 kez (2004/06/07/10)
Fransa : 1 kez (2009)
Wimbledon : 6 kez (2003/04/05/06/07/09)
Amerika : 5 kez (2004/05/06/07/08)
Muhtemelen siz de, bu kadar sayıda şampiyonluğu olan bir insanın öylesi bir lükse ya da bu hataya hakkı var dersiniz.
Kaldı
ki, Roger Federer'i benim gözümde (finalleri kaybetse de kazansa da)
hiç değişmeyen 1 NUMARA yapan şeyler yukarıdaki numaralarla (rakamlarla)
ifade edilen başarılarından ziyade çok daha farklı şeyler.
Mesela
değişmeyen mütevazılığı... Ki, sanırım öyle mütevazı olmasaydı, Pete
Sampras gibi bir şampiyon kendisine ait tüm zamanların en fazla grand
şlam kazanan tenisçisi olma unvanını teslim edeceği maçı canlı
izlemek üzere kıtalar arası uçup onu onurlandırmazdı. En azından içinden
gelerek yapamazdı bunu.
Başka nelerini seviyorum Federer'in?
Mesela
rakipleri su içinde kalmış tişörtlerle kendi sahalarında oradan oraya
koştururlarken o 5 setlik bir maçı sadece koltuk altları terleyecek
kadar az koşmuş gibi tamamlayabiliyor... Yani iyi kaleciyle mükemmel
kaleci arasındaki fark gibi Federer ile diğer tenisçilerin farkı. İyi
kaleciler çizgi üzerinde durur kaleye gelen toplara bir o yana bir bu
yana uçarak hamle yaparlar... Mondragon gibi mesela... Ama mükemmel
kaleciler zaten pozisyonların çoğunda topun geldiği yerde oldukları için
deliler gibi oradan oraya uçmazlar... Taffarel gibi mesela... Mükemmel
kaleci doğru pozisyon alma başarısı için önündeki defansı
yönlendirmekten yararlanır; Federer gibi mükemmel bir tenisçi de doğru
pozisyon almak için rakibine gönderdiği toplardan, yani oyunu
yönlendirme özelliğinden yararlanır...
Oyun stiline gelince
Mesela 'backhand'leri...
Şu
anda kendisini 3. sıraya iten Nadal ve Djokoviç'in backhand'leri (bu
yazının ciddiyetine zeval geleceğinden endişelenmesem "karı
gibidir"diyeceğim, vazgeçtim!) çift el 'backhand'ken Federer son derece
etkili olan 'backhand' vuruşlarını tek elle yapar.
Mesela servisleri...
Nadal
her (ama her) servis öncesi bir eliyle poposunu eller, (sanırım uğur
yapıyor) donu k..na kaçmış da rahatsız ediyormuş gibi donunu
çekiştirir, siz de bunu bilmem kaç kez izlersiniz... Djokovic ve benzeri
bir dolu tenisçi ise her servis öncesi (güya konsantre olmak adına)
topu yere, seyirciye gına getirecek kadar, vurdurur öyle atar
servisini... Belki de rakibin sinirini bozmak içindir bu şekilde uzun
süre yerde top sektirip servis atışını ondan sonra kullanmak... Son
Amerika Açık finalinde Nadal'la oynarken üşenmedim saydım, çoğunlukla
servis öncesi 15-16 kez (yuh yani!) yerde sektiriyordu topu Djokovic.
Ama Federer'in servislerinde beklemekten sıkıldığınız olmamıştır, olmaz.
3 ya da 4 kez sektirir ve kullanır. Abartmaz... Hiçbir şeyi abartmadığı
gibi...
Mesela vuruşları...
Nadal,
Djokovic ve bir çok tenisçi her vuruş öncesinde veya sırasında acı acı
ya da acıyla bağırır, garip garip sesler çıkartırlar; tıpkı kadın
tenisçilerin %99'unda gördüğümüz daha doğrusu duyduğumuz gibi. Öyle ki,
iki kort yan yana ve aynı anda iki maça sahne olsa; diyelim ki, birinde
Nadal ile Djokovic, diğerinde de Williams (abla veya kardeş Williams fark
etmez) ile Wazniacki oynuyor olsunlar, siz de iki kortun arasında bir
yerde tribünde oturuyor olsanız, kulaklarınızı birkaç saniyeliğine
kapatsanız sanki dünyanın kadınlarda ve erkeklerde "top"
yapmış tenisçileri bir araya gelmişler sado mazoşistçe grup seks
yapıyorlar sanırsınız. Ama Federer'den ne saatte 120 km. hızı geçen
servisleri sırasında ne de köşesine giden zor bir topu çıkartırken öyle
isterik sesler duy(a)mazsınız. Çünkü, o hiçbir zaman işin şovunda değil,
hep sporundadır.
58 milyon US dolar'la bu sporda tüm
zamanlarda en fazla serveti yapmış bir adam görüntüsü vermez asla.
Djokovic'e kaybettiği son yarı final maçından sonra ne düşündüğünü,
neler hissettiğini soran medya mensuplarına "bu yenilgi beni
ateşleyecek, daha çok çalışacağım" diyecek kadar ilk gün heyecanıyla
oynuyor tenisi...
Amatör
bir tenisçinin gözüyle yazmaya çalıştığım (uzatıp sıkmayacağımdan emin
olsam, daha da yazardım - mesela kurmuş olduğu vakıf ve başkaca
hayırseverliklerini de anlatabilirdim) bu Federer yazısını profeyonel
ve ünlü bir başka tenisçinin kendisi için söylediği ve bence onun
muhteşemliğini çok basit ve güzel özetlediği sözlerle bitirmek
istiyorum:
Bakın Jimmy Connors Roger Federer için ne diyor?
"Teniste ya toprak kort oyuncususunuzdur ya çim kort ya da sert zemin oyuncusu... Ya da Roger Federersinizdir!"
28 Eylül 2010 Salı
pist bisikletinde yeni dönem
Beijing 2008'de İngilizlerin en başarılı oldukları spor "Pist Bisikleti"ydi. Yedi altın, üç gümüş madalya ile pistten ayrılmıştı İngilizler. Londra 2012'de de kendi seyircileri önünde iddialı oldukları spor dallarının başında geliyordu. Fakat son açıklanan değişiklik İngiliz bisikletçilerin canını sıktı. Yeni kurala göre, her yarışta her ülkeden tek bir sporcu yarışacak. Bu da İngilizlerin her yarışta tek bir sporcu ile madalya kovalaması anlamına geliyor.
Üç olimpiyat altınlı Chris Hoy, karar en fazla tepki gösteren sporculardan biri. İngiliz bisikletçi alınan kararı, 100 metre yarışına Usain Bolt ya da Asafa Powell'dansadece birinin girmesine izin vermek anlamına geldiğini söylüyor. Hoy'a göre, bu karar nedeniyle iyi ve iddialı sporcuların hepsi yarışamayacak.
Uluslararası Bisiklet Birliği ise kararın amacının pist bisikletinin dünyadaki gelişimine yardım etmesi amacı taşıdığını ifade ediyorlar. Olimpiyatlar yaklaşırken bu kararla ilgili olarak İngilizlerin sesi daha çok cıkacak gibi görünüyor en azından kararın bir şekilde değişmesi için...
Etiketler:
londra 2012,
olimpiyat,
pist bisikleti
27 Eylül 2010 Pazartesi
paragözler!
Hafta sonu Toronto FC için üzücü geçti. San Jose Earthquakes'e 3-2 yenilerek tarihlerinde ilk kez play-off'a kalmanın kapısından döndüler. Taraftarlar bu durumdan doğal olarak memnuniyetsiz. Maç boyunca bu memnuniyetsizliklerini, takıma yeterince yatırım yapmadıklarını düşündükleri Maple Leaf Sports Entertainment'i protesto ederek gösterdiler...
küstüm oynamıyorum!
Fas liginin en fazla konuşulan futbolcusu FAR Rabat Kalecisi Khalid Askri, tarihe geçecek anlara bir yenisini daha ekledi. Daha önce kurtardığını zannettiği penaltıda top kaleye girerken o seyirciyi selamlamıştı.
Bu sefer ise KAC Kenitra maçının 40. dakikasında kendi hatasıyla yenilen gol sonrası bütün arkadaşlarının çabasına rağmen maçı bırakıp soyunma odasına gidiyor, bir daha da geri dönmüyor.
Askri'nin bir sonraki vukuatını merakla bekliyoruz!
afrika'da yılın futbolcusu adayları
"Afrika'da Yılın Futbolcusu" ödülü için adaylar belli olmuş. Beklenildiği üzere Dünya Kupası'nda ilgiyi üzerinde toplayan Gana Milli takımı'ndan dört futbolcu birden listeye dahil edilmiş. Muhtemelen de Asamoah Gyan ödülü alır. Daha doğrusu Ganalı futbolcunun ödülü almaması sürpriz olur. Yılın Futbolcusu seçilen son Ganalı Abedi Pele, Marsilya'nın muhteşem bir sezon geçirdiği 1993'te kazanmıştı bu ödülü. Tam 17 yıl sonra tekrar Gana'ya gidecek, büyük ihtimalle. Adayların tamamı aşağıda mevcut.
Madjid Bougherra (Rangers/Cezayir)
Steven Pienaar (Everton/Güney Afrika)
Samuel Eto’o (Inter Milan/Kamerun)
Kolo Habib Touré (Manchester City/Fildişi Sahili)
Didier Drogba (Chelsea/Fildişi Sahili)
Solomon Kalou (Chelsea/Fildişi Sahili)
Gervinho (Lille/Fildişi Sahili)
Mohamed Zidan (Dortmund/Mısır)
Michael Essien (Chelsea/Gana)
Asamoah Gyan (Sunderland/Gana)
Asamoah Kwadwo (Udinese/Gana)
Prince Boateng (Milan AC/Gana)
Frédéric Kanouté (FC Sévilla/Mali)
Seydou Keita (FC Barcelona/Mali)
Marouane Chamakh (Arsenal/Fas)
Victor Nsofor Obinna (West Ham/Nijerya)
Emmanuel Adebayor (Manchester City/Togo)
Madjid Bougherra (Rangers/Cezayir)
Steven Pienaar (Everton/Güney Afrika)
Samuel Eto’o (Inter Milan/Kamerun)
Kolo Habib Touré (Manchester City/Fildişi Sahili)
Didier Drogba (Chelsea/Fildişi Sahili)
Solomon Kalou (Chelsea/Fildişi Sahili)
Gervinho (Lille/Fildişi Sahili)
Mohamed Zidan (Dortmund/Mısır)
Michael Essien (Chelsea/Gana)
Asamoah Gyan (Sunderland/Gana)
Asamoah Kwadwo (Udinese/Gana)
Prince Boateng (Milan AC/Gana)
Frédéric Kanouté (FC Sévilla/Mali)
Seydou Keita (FC Barcelona/Mali)
Marouane Chamakh (Arsenal/Fas)
Victor Nsofor Obinna (West Ham/Nijerya)
Emmanuel Adebayor (Manchester City/Togo)
soyunma odasının içine etmek bu olsa gerek!
Fotoğraflar Flamengo maçı sonrası Palmeiras soyunma odasından. Sahadan 3-1 galip ayrılan Luiz Felipe Scolari'nin takımı, Engenhão Stadyumu'ndaki konuk takımların soyunma odasının içine etmiş. Bu durum karşısında stadyumun sahibi Botafogo yönetimi ise çıldırmış ve sağlam giydirmiş.
Kulüp Başkanı Maurício Assumpção yaptığı basın toplantısında Palmeiras'ın bir daha Engenhão'ya yolu düştüğünde bıraktıkları gibi bulacaklarını söylemiş soyunma odasını.
Assumpção özellikle Scolari'ye çatmış, "Nasıl bir lider olduğunu da anladık" demiş. Bu lafların bir kısmı Luis Felipe Scolari'nin maçtan önce ve sonra Engenhão ile yaptığı açıklamalardan da kaynaklanıyor. Palmeiras teknik direktörü stadyumun hem saha koşulları hem de diğer özellikleri açısından yetersizliğinden dem vurup durmuştu.
Palmeiras yönetimi ise bu suçlamalara karşısında, soyunma odasından çıktıklarında herşeyin yerli yerinde ve temiz olduğunu, bu durumun nasıl ortaya çıktığını anlamadıklarını ifade etmiş.
Botafogo, Brezilya Futbol Fedearsyonuna resmi olarak başvurmaya hazırlanıyor hasarın maddi açıdan giderilmesi için. Hem federasyonun kararı hem de Luiz Felipe Scolari'nin suçlamalar karşısındaki cevabı olayın gidiş yönünü belirleyecek.
Fotoğraflara bakınca herşeyi anladım da muzu yere atıp üzerinde tepinmeyi göz alan zihniyeti takdir etmek geldi içimden...
Etiketler:
campeonato brasileiro,
ecnebi,
futbol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










