taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2011 Salı

genoalıların intikamı!


Cenova şehrinin iki takımından Genoa, yıllarca alt liglerde yer aldığından Sampdoria'nın gölgesinde kaldı. Son üç sezondur her iki takım da Serie A'da mücadele ediyordu. Fakat bu sezon, Genoa ligi 10. sırada tamamlarken, Sampdoria küme düştü.
Bu durumu Genoa taraftarları intikam almak için fırsat bildi ve şehir sokaklarında 30 bin Genoalı, Sampdoria için cenaze töreni düzenlendi...

10 Ocak 2011 Pazartesi

yabancı değil, tanıdık...

Tunus'ta hafta sonu derbi heyecanı vardı. Ülkenin en önemli iki kulübü, Espérance ile Etoile Sahel ile karşılaştı. Son iki yılın lig şampiyonu Espérance sahadan 5-1 mağlup ayrılınca, taraftarlar da kendilerine hâkim olamadı ve fotoğrafta gördüğümüz olaylar çıktı. Gerçi fotoğrafın altına Türkiye'den bir manzara dense de şaşırmazdım.
5-1'lik mağlubiyete rağmen Espérance'ın liderliğini sürdürdüğü bilgisiyle postu sonlandıralım... 

27 Eylül 2010 Pazartesi

paragözler!

Hafta sonu Toronto FC için üzücü geçti. San Jose Earthquakes'e 3-2 yenilerek tarihlerinde ilk kez play-off'a kalmanın kapısından döndüler. Taraftarlar bu durumdan doğal olarak memnuniyetsiz. Maç boyunca bu memnuniyetsizliklerini, takıma yeterince yatırım yapmadıklarını düşündükleri Maple Leaf Sports Entertainment'i protesto ederek gösterdiler...

29 Ağustos 2010 Pazar

tribün dediğin böyle birşey...

Uzun zaman olmuştu St. Etienne'in sezona iyi başladığını görmeyeli. Dört hafta geride kalırken işler iyi gidiyor onlar için. Lens'i evinde 3-1 yendikleri cumartesi akşamından St. Etienne tribünlerinden akılda kalan manzara bu olsa gerek...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

flamengo taraftarlarının interaktif protestosu....

Brezilya'da son şampiyon flamengo'da işler istenildiği gibi gitmiyor. Takım, ligde lider Fluminense'nin 13 puan gerisinde şampiyonluk yarışından kopmuş durumda. Son 8 haftada rakip ağlara sadece 4 gol atabildi Rio temsilcisi. 
Copa Libertadores'te de çeyrek finalde öteye gidilemedi. Taraftarlar bu durumun sorumlusu olarak teknik direktör Rogério Lourenço'yu görüyor. Bu nedenle de İnternet üzerinden bir kampanya başlatıldı.
Flamengo taraftarlarının sosyal paylaşım sitelerinde başlattığı kampanyada, "Rogériosuz Flamengo, Zicolu Flamengo" stickerları kullanılmaya başlandı. Taraftar Lourenço'nun yerine kulüpte idare görevde bulunan Zico'nun gelmesini istiyor. Falemngo'nun saha içerisinde aldığı sonuçlar böyle devam ederse isteklerine ulaşmaları pek fazla zaman almayacak flamengo taraftarlarının...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

en ateşli paoklu


Selanik, futbol adına bu akşam tarihindeki en önemli anlardan birini yaşayacak. Geçtiğimiz hafta Amsterdam Arena'da 1-1 berabere kaldığı Ajaxla golsüz berabere kalır ya da Hollanda ekibini yenerse Şampiyonlar Ligi'ne bir adım uzaklıkta olacak PAOK.
Ajax maçı öncesinde en heyecanlı isimlerden biri de Christos Mitsios. 51 yaşındaki ortadoks rahip en ateşli PAOK taraftarlarından biri, belki de en ateşlisi bulunduğu konumu düşünürsek. Toumba Stadyumu'nda "GATE 4"ün müdavimleri arasında yer alan Mitsios, bu akşamki Ajax maçına da dua ederek hazırlanıyor.
PAOK taraftarlığı kilisenin ileri gelenleri tarafından tepki toplayan Christos Mitsois'in bir dönem maçlara gitmesi yasaklandı. Fakat Facebook'ta başlatılan ve 18 bin kişinin katıldığı kampanya ile söz konusu yasak kalktı Christos Mitsois hakkındaki. 

15 Nisan 2010 Perşembe

vasco taraftarının forma isyanı!

Mart ayında Vasco da Gama taraftarlarının oylarını bu sezon takımın giyeceği üçüncü forma için seçenekler sunuldu. Yapılan oylamada en çok oyu alan forma sezon boyunca giyileceklerin arasına alındı. Fakat şu ana kadar Vasco’nun oynadığı eyalet şampiyonası maçlarında taraftarların seçtiği forma ile çok fazla sahaya çıkılmadı. Bu duruma kızan Vasco taraftarları takımın maçlarını oynadığı Estádio São Januário’nun bitişiğindeki bir billboardu kiraladı. Billboarda asılan pankartta ise taraftarın seçimine saygı duyulmasını isteniyor. Bu sezon üçüncü forma olarak belirlenen taraftarın seçimi ile daha fazla maça çıkılması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca Vasco yönetiminin de aldığı kararlar da daha şeffaf olması isteniyor.
Kulüp yönetimi ise söz konusu formanın fazla giyilmemesinin sebebi olarak kulübün renklerini ve sembolünü taşımamasını gerekçe gösteriyorlar. O zaman da sormazlar mı “Neden bu formayı taraftarın beğenisine sundunuz” diye Vasco da Gama yönetimine…

13 Nisan 2010 Salı

hırvat futbolu sıkıntılı

Hırvat futbolu yetiştirdiği ve yurtdışına pazarladığı futbolcular açısından sıkıntı çekmese de Hırvatistan futbol ligi, Prva HNL zor günler geçiriyor. Şampiyonlukların Dinamo Zagreb ve Hajduk Split arasında paylaşıldığı Prva HNL’de seyircilerin maçlara olan ilgisi dikkat çeker oranda azalmış durumda. Son 10 yıldır 3 bin seyirci ortalaması ile oynanan lig maçlarına bu sezon ilgi gösterilmiyor. Ligin 24. haftasında oynanan sekiz maçın toplamında stadyumlara gelen seyirci sayısı 12 bin 150 oldu. Bu, maç başına 1517 taraftar anlamına geliyor. İki hafta önce oynanan lig maçlarında da tribünlere gelen toplam seyirci sayısı 12 bin 650’yi ancak bulabilmişti.
Haftanın en fazla ilgi çeken maçında Hajduk Split 4 bin kişiyi tribünlere çekmeyi başardı. Croatia Sesvete ile Inter Zaprešić arasında oynanan maçı ise sadece 150 kişi izledi.
Tribündeki sayılar açısından Hırvatistan komşuları Sırbistan ile karşılaştırıldığında daha fazla taraftar tribünlerde yer alıyor. Fakat Sırp futbolseverlerin, polisin maçlar sırasındaki tutumu nedeniyle bu sezon lig karşılaşmalarını boykot ettiği de bilinen bir gerçek. –Sırbistan’da lig maçlarının seyirci ortalaması 1370 –
Hırvatistan liginde takımlar arasında rekabetin olmadığı, Dinamo Zagreb ya da Hajduk Split’in hegemonyası devam ettiği sürece tribünlerin dolması da zor görünüyor.

19 Aralık 2009 Cumartesi

güney afrika yolları tuzlu!


Güney Afrika yolculuk için hem ters hem de masraflı bir yer. Futbolseverin dünya kupasını izlewyebilmesi için cebinde sağlam miktarda parayı çıkarması gerekecek maç biletleri dışında.
Arjantin'de Güney Afrika yolcuğu için bir sivil toplum örgütü kuruluyor. Fikrin babası resimdeki işadamı Marcelo Malla adındaki iş adamı. Kurulacak sivil toplum örgütü aracılığıyla yardım toplanacak. Ve böylece Arjantinli taraftarların Güney Afrika'ya takımlarını desteklemek için gerekli para tedarik edilmniş olacak. Planın ne kadar işeleyeceğini görebilmek için Haziran ayını beklemek gerekecek.

28 Mayıs 2009 Perşembe

final sonrasi...

Final sonrası kupa sevincini fazla abartıklarını düşünmüş olmalı ki Barcelona polisi oldukça sert bir şekilde taraftarlara müdahale ediyor. Haksız da sayılmaz diyeceğiz en azından son resimde ellerde bulunan demir çubukları! görünce...

21 Mayıs 2009 Perşembe

finalden kalanlar...

Kendi adıma beklediğim gibi kötü bir final oldu. Hem maç açısından hem de tribünler açısından. Herhalde tribünlerde boşlukların rahatça görülebildiği enden finallerden biri olmuştur. Açıkçası final maçının aksiyonu saha içinden daha çok maç öncesinde stadyum etrafındaydı. Sağolsun Werder Bremenli taraftarlar maçtan 4-5 saat öncesinden keyifli bir ortam oluşturdu Yoğurtçu'nun etrafında. Maç yazısı yazmayı sevmeyen biri olarak maç dışındaki gözlemlerimizi yazalım.
Önce öğlen 2 civarında deniz otobüsleri iskelesinin oradaki taraftar alanını gezdik. Gerçi Bremenliler Almanya'dan gelen bayraklarını filan taşımakla meşgul olduklarından söz konusu alan taraftar alanından başka herşeye benziyordu. Arada bir kaç işimizi hallektikten sonra akşam 5'te Caner Eler ile birlikte Kalamış'ta Ukraynalılar için ayrılmış taraftar alanına gitmeye karar verdik. Alana gerdiğimizde parkın karşısındaki kebapçıda daha fazla sayıda Shakhtar taraftarı olduğunu gördük. Tabi içeride 5 avroya bir bardak bira satılınca ve Ukraynalılar da yanlarındaki vodkalarda içeri sokulmayınca dışarı kalmayı yeğlediler. Zaten tuhaf bir uygulamayla bileti olmayan içeri giremiyordu. Bileti olan adam da stadyumun etrafında dolaşmak varken neden gelsin 1 kilometre uzaktaki taraftar alanında durdun ki. Taraftar alanında Di Massimo Talento'dan Talento ve Million Dollar Donkey'den Million Dollar Donkey ile karşılaşınca nispeten kalabalık bir ekip olduk. Taraftar alanın içerisinde Carlsberg'in dağıttığı eşantiyonlardan isteyince bunun Ukraynalılara özel bir hediye olduğu cevabı garip karşılandı grup içerisinde haklı olarak. Taraftar alanına girmeye hakkınız var ama oradaki etkinliklerden yararlanmaya hakkınız yok! Neyse taraftar alanından çıkıp stadyumun oraya geldiğimizde Eurosport Türkiye'den Dağhan Irak da aramıza katıldı. Bu arada taraftar alanından stadyuma kadar olan 1 kilometrelik yolda kafeleri işgal eden ve alkole kendini vuran Ukraynalıları da söylemeden geçmemek lazım. Yolda yürürken stadyum etrafında blog camiasından tanıdık kişilerle de karşılaşabiliyordunuz Flying Dutchman'den Tuncay Yavuzla olduğu gibi. Derenin kenarında otururken Yakir Mizrahi'deki atkıyı görünce atkının bir benzerini bulmak için yola düştük. Neyseki bir yerde yakaladık atkılardan satan abiyi. 20 milyonun üstü 5 milyon çıkmayınca 3 dolar para üstü almak zorunda kaldık. Gerçi bizde de bozuk olmayınca döner ekmek yediğimiz yere 3 dolar verdik yediğimizin karşılığı. Taraftar olarak Werder Bremenliler, Shakhtar'dan daha çok taraftardı. En azından maç öncesinde keyifli anları yaşatanların Almanlar olduklarını söylemek mümkün. Hatta bir ara kimin yaptırdığını bilmemekle birlikte "Aziz Yıldırım İstifa" diye bağıran kalabalık bir Werder Bremenli taraftar grubu görünce fazlasıyla güldük. Arada Andriy Voronin'in 40 yaşındaki abisine de denk geldik -En azından bana öyle geldi, fotoğrafı da var koyarız bloga.- Bir de yılların Gigi Multescu'su da maç için yollara düşmüştü. Biz onu gördüğümüzde Kuşdili'nde boynunda bir atkı bulunuyordu. Hava kararmaya yakın meşaleler yakıldı etraf görsel açıdan biraz daha renklendi. Tabi kalabalık artıyordu...Stadyuma doğru gittiğimizde UEFA'dan bir arkadaşın Alman bir taraftara; "alkollü taraftarlar buradan girecek" diye söylediği İngilizce cümlenin karşılığı "İngilizce bilmiyorum" oldu. Tabi ben o İngilizce bilmeyen arkadaşı 5 dakika önce İngilizce konuşurken gördüğümü de belirteyim. Anlatacak konu çok sayıda olunca unuttuklarımız da olabilir elbette. Neyse saatler 9'u gösterirken stadyuma girildi. Stadyumda ortam açıkçası keyifsizdi. Hani Bremenliler ve Telsim'in göbeğindeki Shakhtarlı taraftarlar olmasa maçın bırakın bir maçı olduğunu, resmi bir karşılaşma olduğunu bile anlamak mümkün olmayacaktı.

12 Nisan 2009 Pazar

kafam bozuk

Lazio maçı sonrası Romalılar polisle kavga etmişler -çatışmanın kibarcası daha uygundur dedik- Sezon kötü giderken -Şampiyonlar Ligi vizesi almak hayal Genoa'nın 8 puan gerisinde, kupada yoklar, Şampiyonlar Ligi'nde de son 16'da kazaya uğradılar- Roma taraftarı polise "Kafam bozuk, benimle uğraşma" demiş kısaca...

7 Nisan 2009 Salı

vazgeçmek yok!

Espanyol ligin dibinde olmasına karşın hem futbolcular hem de taraftarlar ümitlerini yitirmiş değil. Hafta sonu oynanan ve 3-1 kazanılan Deportivo maçında taraftarlar "Asla vazgeçmeyeceğiz" pankartını asmışlar. Alper'in Lambuja'da yazdığına posttan anladığımız kadarıyla da hakkaten de kolay kolay vazgeçmeyecek Espanyol taraftarı.

5 Nisan 2009 Pazar

taraftar nerde taraftar!

MLS'in en sağlam taraftarıdır Toronto FC'liler. -Gerçi posta konu olan olay nedeniyle gözümden düştü Torontolular- Zaman zaman deplasmanda olay çıkardıkları ileri sürülse de öyle büyük vukuatları yoktur. Tabi böyle abartılmış haberler nedeniyle ev sahibi şehrin polisi tarafından Toronto FC'lilere bazen sınırı aşan müdahaleler olabiliyor son Columbus deplasmanında yaşandığı gibi. Columbuslular ile Torontolu taraftarlar birbirlerini sevmezler. Columbuslular biraz ırkçıdır. -biraz geç basbayağı ırkçılar- Gerçi ırkçı taraftarı kim sever...
Neyse Columbus deplasmanında Torontolular toplanmış beklerken bir taraftarın aşırılıklar yaptığını bahane eden polis şok tabancısı ile taraftara müdahale ediyor. Diğer Torontolular ise bakıyor. Arkadaşına polis tarafından şiddet uygulanırken olaya seyirci kalan taraftar benim gözümde taraftar değildir. İnsan en azından olaya müdahale etmeye çalışır. Olayın üzerinden 1 dakika geçtikten sonra bazı Torontolular bunu akıl ediyor ama iş işten geçmiştir artık. Olayın videosu bir tık ötede...

2 Mart 2009 Pazartesi

aziz yıldırım'ın tribün kültürü üzerine

Tribün kültürü çok fazla hakim olmadığım bir konu olduğu için hakkında post yazmamayı ya da kelam etmemeyi tercih ederim. Tribün ile ilgili konulara değinmek gerekirse bu işi, blogun eli post yazmaya gitmeyen üyesi btbirikim ve Rakamla 10'dan 1903 iyi yaparlar.
Lâkin amatörce de olsa tribün hadisesi hakkında boyumuzdan büyük laflar edeceğiz bu postu yazmadan da duramadık btbirikim'i ikna edip de gittiğimiz Fenerbahçe-Sivas maçı sonrası. btbirikim ile maça girdiğimizde yaklaşık 1 saat vardı maçın başlamasına ve stadyumun yüzde 70'i boştu. Stadyumun dolması için maçın başlamasına 5 dakika kalması gerektiğini tribünleri görünce anladım. Gerçi taraftar dediğin adam için stadyuma gitmek bir keyif olmalı. Hani maça 5 dakika kala değil de 1 - 1.5 saat önce gelmeli ki ortamı görsün, heyecanlasın, maçı seyretmeyi, takımına destek vermeyi daha çok istesin. Hani Şükrü Saraçoğlu'nda geçirilen 3 saat sonrasında insan neden bu stadyuma gelsin sorusunu sordum kendi kendime. Biliyoruz Aziz Yıldırım taraftar grupları ile pek iyi geçinemiyor. O daha "endüstriyel, cicili-bicili" kısacası A segmente uyan taraftar istiyor. Gelsin mağazasından kıyafetini alan ve giyen, formasıyla edebini toplayıp maçı izleyip destek veren taraftar profilini benimsiyor. Pankartı olmasım ama forması, atkısı olsun taraftarın zihniyeti mevcut herhalde Yıldırım'ın aklında. En azından izlenim o yönde. Bu durumun sonucunda da kocaman bir stadyumun hiçbirinde ne adam akıllı bir pankart ne de bayrak görebildik. Açılan tek pankart da çıkış kapısının ordaki duvara asılmıştı, tribünle ilgili olmayan bir yere. Kişisel olarak elinde pankart tutmak ya da kaldırmak isteyen taraftar için ise güvenlik devreye giriyor. Böylece "endüstriyel futbolun" ve Aziz Yıldırım'ın istediği tezahürat yoksunu 50 bin kişilik bir kitle ile muhattap oluyor Şükrü Saraçoğlu'na gidenler. Allah'tan İnönü'de şimdilik en azından pankartlar açılıyor, tribünler bu kadar "sosyetik" kimliğe büründürülüp, yabancılaştırılamıyor. Şükrü Saraçoğlu'nda gördüğüm bu "tribün katliamından" sonra btbirikim'den uzunca zamandır dinlediğim şikayetlere de hak vermedim değil.
Ertesi gün Paris Saint Germain - Nancy maçında PSG tribünlerini görünce bir kere daha anladım tribünden tribüne nasıl bir fark olduğunu. Yukarıdaki iki resim Fenerbahçe ve PSG tribünlerinden. Kulüplerin taraftarlara ve tribün kültürlerine yaklaşımını göstermesi açısından oldukça anlamlı olduğunu düşünüyorum.

26 Şubat 2009 Perşembe

eşit taraftar

Geçtiğimiz haftasonunun etkinliklerindendi Yunanistan Kupası. Finali Panathinaikos ile Olympiakos oynadı. PAOlular'ın maç öncesinde aşırı adrenalin nedeniyle çıkardıkları olaylar basketbolculara pozitif yansımış olacak ki kupayı PAO kazandı. Maç içerisinde dikkat çeken hususlardan biri eşit taraftar hadisesiydi. Yunanistan Kupası finalinde her tarafın da eşit seyirciye sahip olması nedeniyle sadece pota arkalarına taraftar alındı. Salonun yüzde 50'si ise güvenlik nedeniyle boştu. Tabi bu durumda kimsenin başına birşey gelmedi ama maçın keyfi de çıkmadı. Tribünlerdeki görüntü gerçekten de tuhaftı.

25 Şubat 2009 Çarşamba

"save our club"

Weymouth FC 1890 yılında kurulan ve bugün amatör kümede mücadele eden bir kulüp. Weymouth FC taraftarları bugünlerde mutsuz ve keyifsiz. Kulüpleri finansal zorluklar içerisinde; kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Taraftarlar bu duruma kayıtsız kalamazdı, kalmamışlar da. saveourclub adlı bir web sitesi açan Weymouth FC taraftarları kulüpleri için bu site üzerinden para topluyorlar. Para toplama şekilleri ise daha önce benzerlerini gördüğümüz bir yöntemin uygulaması. Piksellere bölünmüş bir alan bulunuyor. Bu alandan piksel büyüklüklerine göre bağışta bulunabiliyorsunuz. Bulunduğunuz bağış ve piksel alanına göre logonuz tabloda yerini alıyor. 10 x 10 pikselden 10 £'den başlayan ve 100 x 100 piksel 1000 £'e kadar olan seçeneklerden biriyle Weymouth FC'nin ayakta kalmasına yardım etmeniz mümkün. Postu sonlandırırken Weymouth FC taraftarlarının sitede yayınladıkları anlamlı manifestoyu da ekleyelim dedik.

IT'S hard to explain to a non-fan what it is that drags us out on a freezing cold night to stand on the terraces and shout ourselves hoarse supporting our club.

How can you describe the highs and lows that football can bring? The feeling of unity, the passion, the despair, the pride and the joy all in the name of sport.

If they don't know how it feels they can't understand how supporting a club simply BRINGS US TOGETHER.

A group of people who would never meet each other in the outside world suddenly have a common bond - OUR CLUB.

OUR CLUB is Weymouth FC, formerly one of non-league football's biggest and most successful sides, its proud history dotted by giant-killing cup runs. The club fell on hard times but after nearly 20 years in the wilderness the Terras - so called after the early terracotta-coloured kit - finally clawed its way back to the top flight of non-league football in 2006..

However, this success came at a price and a series of near-catastrophic financial crises have followed. The latest situation we have been plunged into threatens our very existence.

But we have followed our team through thick and thin, have ridden the highs and the lows and the challenges have only strengthened the pride we have in OUR CLUB.

We are not going to let this club die without a fight and we are hoping that anyone who has ever pulled on a football scarf of any colour will understand our plight.

Football is not for the big-shots who can buy up a few shares and cast them aside when they are bored. Clubs cannot be "owned" no matter how many shares a person holds because a club is more than a commodity.

It is more than the bricks and mortar of the stadium, more than the players on the pitch, more even than the fans who sing its name with pride.

OUR CLUB is our past, our present and OUR FUTURE.

21 Şubat 2009 Cumartesi

yardımsever cottbus taraftarı

Energie Cottbus bugün Werder Bremen'i konuk edecek Stadion der Freundschaft'ta. Bunu da 30 yardımsever taraftarına borçlu. Hafta boyunca süren kar yağışı Cottbus ve çevresinde de etkili olmuş. Yağıştan nasibini alan mekanlardan biri de Stadion der Freundschaft. Stadyumun tamamı karla kaplanınca temizleme çalışmaları başlamış fakat çalışmaların hızı nedeniyle stadyumun Werder Bremen maçına yetişmesi imkansızmış. Bu noktada haber alan ve devreye giren 30 Cottbus taraftarı sabah girdikleri stadyumdan akşam saatlerinde çıkmış. Bu süreçte Stadion der Freundschaft neredeyse tertemiz hale gelmiş, Werder Bremen maçının oynanabileceği bir hal almış. Kulüp yönetimi bu yardımsever taraftarların stadyumun temizlenmesine yardım etmelerini de karşılıksız bırakmamış. Hepsine bu soğukta çalıştıkları için sıcak içecek ikram edip, büyük ödül olarak da Werder Bremen maçına bilet vermiş. Muhtemelen o taraftarlar kulüp yönetiminden bileti kapmasalar da Bremen maçında tibündeki yerlerini alacaklardı. Sezon sonunda eğer "yılın taraftarı" ödülü verilecekse ödülü kazananlar belli...

20 Şubat 2009 Cuma

gelmene gerek yok!

Olayın bu hal alacağı belliydi. "Sen bizi istemiyorsan biz de seni istemiyoruz" tavrını haklı buluyorum LA Galaxy taraftarının. Ne onlar David Beckham'da ne de Beckham LA'de ve Galaxy'de aradığını bulamadı. Son 3 sezonu başarısız geçiren bir takımda Beckham ile de bu gelenek devam etti. Zaten futbol da beyzbol, Amerikan futbolu ya da basketbol gibi bir süper yıldızın sizi sırtlayabileceği bir spor dalı değil. İngiliz topçunun MLS'e gelişi ise "süper yıldız" temeli üzerine kuruldu. Beklentiler gerçekleşmeyip, Beckham da doğal olarak bir "LeBron James" olmayınca, üstüne üstlük bunlara ek olarak takım ligin en kötü 2 ekibinden biri olarak her iki sezonu da kapayınca iki tarafın memnumiyetsizliği daha da arttı. David Beckham eline geçen fırsatı iyi değerlendirdi ve Milan'daki performansıyla işi kotardı. Galaxy taraftarına ise 300 bin forma, binlerce bilet sattıran, takımlarından daha fazla insanın haberdar olmasını sağlayan önemli topçuyu izleyerek geçen 2 sezon kaldı. Bu tepkilerden sonra Galaxy yönetimi de Beckham için Milan ile anlaşmak zorunda. Beckham geri gelse de kimsenin onu ipleyeceği yok zaten...

7 Ocak 2009 Çarşamba

dört OL taraftarı hapse yollandı

Dün Lyon'da mahkeme kararıyla dört Lyon taraftarı 12 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sebebi ise aşırı sağın Fransa'daki simgesi Jean-Marie Le Pen'in partisi Front National'in gençlik kolu olan Front National de la jeunesse grubuna mensup bu dört OL taraftarının, 2006 yılında bir maç öncesinde iki mağripli gence saldırıp, yaralamaları. Açıklamaya göre bu dört taraftar zaten ırkçı yönelimli şiddet eylemlerinde bulunmak ve ateşli silah bulundurmaktan sabıkalı isimler. 25 Şubat 2006'da oynanan OL - Rennes maçına geç kalan Rachid (19) ve Medhi (17) Harji kardeşlerin Stade de Gerland'da çoğu dazlak olan bir grup seyirci arasında kalmasıyla gerçekleşen olayda, tanıkların ifadelerine göre iki kardeşi yere düşürüp tekmeler ve yumruklarla defalarca vuran aşırı sağcı taraftar grubunun aynı zamanda kırık şişeler kullandığı ifade edildi. Haftalarca hastanede kalan kardeşlerin saldırganları böylece Fransa adaletinden cezalarını almış oldular. Lakin burada değinilmesi gereken asıl konu ise bu dört ırkçı holiganın cezalarını almasına rağmen bu tarz ideolojiye sahip taraftar gruplarının ve toplulukların sayılarının Avrupa'da gittikçe çoğalması. Sürekli hale gelen dış göçün yarattığı azınlık mozaiği, ekonomik çöküşte, sıkıntılarda ve işsizlikte öfkenin tepkinin bu etnik kökenlere yönelmesine yol açıyor. Zaten yıllardır köklerini koruyan bu tarz eğilimler ve Jean Marie Le Pen gibi ırkçı ideolojiye sahip politikacıların gençleri saflarına çekmesi sıkıntının kartopu gibi büyümesine yol açıyor. Bu sorun Avrupa'nın içinde yer etmiş habis bir tümör gibi adeta. Fransa'da özellikle son yıllarda daha çok PSG'nin Boulogne Boys grubu ekseninde rastladığımız ırkçı tandanslı olaylar bu minvalde artmaya devam ediyor. Afrika kökenli nüfusun bir hayli yaygın olduğu ülkede patlamaya hazır bomba misali bölgeler oldukça fazla. İspanya'da tezahürat bazında gördüğümüz ırkçı eylemlerin altında, İspanya halkının işlerini, ekonomik rahatlıklarını kaybetmelerine, ülke dışından gelen (özellikle Afrika) işçilerin yol açtığını düşünmelerinin yattığı yazılıp çiziliyor. Hollanda'da herkesin bildiği gibi demokrasinin yuvalarından biri olmasına rağmen ırkçılık ivmesi bir hayli artmış durumda. Almanya belki statlardan bunu uzak tutabiliyor ancak sokaktaki olayları henüz onlar da engelleyemiyor. İtalya ve İngiltere'de ise durum bu ülkelerden çok daha vahim. Önemli ırkçı taraftar gruplarının olduğu iki ülkede, hala kafatasçı zihniyet hakim. Doğu Avrupa'da ise vaziyet içler acısı. ABD'deki KKK'cıların ve Hitler'in gözlerini yaşartacak şekilde sayıları ve etkinlikleri çoğalıyor. Aslında bu konuya daha uzun ve kapsamlı bir yazıda değinmek istiyordum ancak bu haberi L'Equipe'de okuyunca biraz dokundurmuş olduk. Taraftar gruplarını özel olarak araştıran birisi olarak bu konuda daha enine boyuna tartışmak lazım aslında. İşin ucu bambaşka yerlere de gidiyor. Aynı Napoli'nin derinliklerinde Gomorra'nın olması gibi. UEFA her ne kadar Irkçılık karşıtı çalışmalar yapsa da bu çok kısa sürede halledilebilecek bir konu değil. Hatta bu sorun giderilebilir mi o da...