6 Nisan 2009 Pazartesi

türkiye'de dergicilik zor iş!!!

Dergicilik dünya üzerindeki en keyifli işlerden biri. Ya da 5 yıldır bu işin içinde olduğum için bana öyle geliyor. Yalnız dergicilik yapanların bir bahtsızlığı var bu işi bu Türkiye'de yapmak.
Ülke üzerinde hiçbir spor tabanlı dergi varlığını bırakın 5-10 yılı 2-3 yıl bile sürdüremiyor. Bakın döneminin en iyi dergisi Gelişim Spor'un ya da 90'ların ikinci yarısında çıkan Spor & Spor'un ömrüne.
Benzer bir durum Fast Break için de geçerliydi. Uzun süre düşe kalka yoluna devam etti daha sonra 1 Numara Yayıncılık işe el attı. Yazı işleri Müdürünün Kaan Kural olduğu hatırladığı Banu Yelkovan'ın çeviri ve derlemeleriyle katkıda bulunduğu müthiş bir dergiyi her ay okuma şansına sahiptik. Ki o dönemde İnternetin olmadığını, bilgiye bugünkü kadar ulaşmanın kolay olmadığını hatırlatmakta fayda var. 1 Numara Yayıncılık bünyesinde 1 yıl ya da 14 ay geçti Fast Break de yayın hayatına son verdi. Bugün Pivot, NBA Türkiye, Slam, F1 Racing'in başına geldiği gibi.
Tamam kabul bu ülkede 2 haftada bir 3 milyon satan ESPN Magazine ya da 4 milyon satan Sports Illustrated gibi dergiler çıkmasını beklemek aşırı iyimserlik olur. Lâkin bir bisiklet dergisin 72 bin, bir futbol dergisin 84 bin tiraja sahip olduğu 45 milyonluk Güney Afrika'dan bile geri oluşumuz, 10 bin barajını aşan herhangi bir spor dalı ile ilgili derginin sevindirici olduğu bir ülke olmamız tuhaf değil mi?
Tamam biliyoruz bu ülkede hiçbir zaman dergicilik yayın gruplarının baktığı esas işlerden olmadı her zaman prestij olsun da bulunsun mantığıyla hareket edildi. Bunun sonucunda da uzun ömürlü dergiler -siyasi ya da politik bir yana koyarsak- ne yazık ki göremedik, bir dergi kültürü oluşturamadık. -diyorum çünkü bir grup iki dergisini 4'er ay içerisinde kaparken GQ, Vogue gibi dergileri piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor. Bir diğer yayın grubu aralarında Rolling Stone gibi bir derginin de bulunduğu 6 yayınını birden sona erdirebiliyor.- Bu ülkede dergiciliğe verilen önemin göstergesidir.
9 milyon dolara yıllık yayın hakkını satan bir lige, NBA TV'ye, haftada en az 15 adet basketbol yayınına sahip bir ülkede tek bir basketbol dergisi olmaması dergiciliğe verilen önemi açıklamaktadır kanaatindeyim. Konuyla ilgili yazacak çok fazla şey var ama işin özeti budur. Postun başlığında da dediğim gibi bu ülkede dergicilik zor iş...

3 yorum:

Alper Öcal dedi ki...

Bizde kurum kültürü yok ki derginin kültürü olsun Mustafa. Ben senin aksine prestij olsun da bulunsun mantığıyla da yaklaşıldığına inanmıyorum.

Öyle olsa her biri milyarder olan medya patronları aylık bir yayını kendilerine yük olarak görmez, ayakta tutarlar.Gazetelerin haftasonu ekleri bile isim değiştiriyor bizde ha bire.

İşin içinde değilim, Bülent Timurlenk ve sizin gibi bu işi profesyonel olark yapmışlar daha iyi biliyordur muhtemelen ama bizdeki gazeteci kimliğinin de bu dergilerin uzun süreli olmamasında etkili olduğunu düşünüyorum.

Birazcık ilgiyi, kamerayı gören bırakıyor dergi için dirsek çürütmeyi.

Son olarak İddaa diyeyim. İyi ki var, yoksa gazeteler de birşey satamayacaklar...

ozgurr dedi ki...

sporist in kapanmasına da bayağı üzülmüştüm.tam da rugby league dünya kupası öncesi kapsamlı bir dosya bekliyordum mustafa senden.

Alfredo Di Stéfano dedi ki...

Futbol hakkında bişeyler okumaktan zevk aldığım halde ben bile dergi almayı alışkanlık haline getirmemişken...