rugby etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rugby etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2010 Perşembe

yeni zelanda'da gece maçları

Rugby Dünya Kupası'na neredeyse bir yıl var fakat organizasyon ile ilgili önemli detaylar şimdiden belli olmaya başladı. Yeni Zelanda'nın bulunduğu saat dilimi nedeniyle maçların başlangıç saatlerinde farklı bir uygulamaya gidileceği açıklandı Organizasyon Komitesi tarafından.
Turnuvadaki maçların yüzde 40'ı mümkün olan en geç saatte başlayacak. Böylece dünya üzerindeki rugby izleyicisi de aradaki saat farkından olabildiğince az hasarlı etkilenecek.
Yapılan planlamaya göre, 48 maçın 19'u İngiltere saatiyle sabah 8 ile 10'a denk gelecek şekilde başlayacak. Bu, Yeni Zelanda saatine göre ise akşam 8 anlamına geliyor.
Söz konusu 19 maçın seçiminde izleyiciyi en fazla ekran başına çekebilecek karşılaşmaların önceliği olacak. Yarı final ve final maçları ise akşam 9'da başlayacak. Avrupa/Güney Afrika saat dilimine göre bu maçlar sabah 10'da rugbyseverleri ekran karşısına geçirecek.

2 Eylül 2010 Perşembe

dünya kupası balonunun turu...

2011'de Yeni Zelanda'da yapılacak olan Rugby Dünya Kupası'nın "resmi balonu", çıkmış olduğu dünya turunu tamamladı. 25 metre uzunluğunda, 13 metre yükselikliğindeki 200 kişi kapasiteli balon, Paris, Londra ve Tokyo'yu turladıktan sonra son durağı Sydney'e indi.
Ünlü Opera Binası'nın yanında 10 gün boyunca konuklarını ağırlayacak olan balon, gelecek yıl dünya kupası boyunca turnuvanın düzenleneceği şehirleri gezerek rugbyseverleri karşılayacak...

2 Ağustos 2010 Pazartesi

iran'ın kadın rugbycileri





İran'daki İslam Devrimi'nin ardından kadınların sporu rejimin gerektirdiği kurallar çerçevesinde yapmaya başladı. Ülkede kadın rugby takımı olduğunu yaklaşık dokuz ay önce Al Jezeera'nin yaptığı bir haber sayesinde öğrendim. Dört yıl önce kurulmuş olan kadın rugby takımının antrenörü de bir kadın; Fatemeh Moolai. Sadece İran'da değil yurtdışında da maçlar yapıyor İran kadın rugby takımı. Daha önce Laos ve Tayland'da özel maçlar yapmışlar.
İran'da ilk kadın rugby takımı dört yıl önce kurulsa da, rugby'nin kadınlar arasında oynanması 10 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Ve bu sporun İran'da kadınlar arasında popülaritesi her geçen gün daha da artıyor. 
Fakat onların gündeme gelmesini ve fark edilmesini sağlayan ise çıktıkları "Avrupa Turu". Bu tur çerçevesinde İtalya'da kamp yaptılar. İtalya Milli Takımı ile iki defa maç yaptılar. Bu maçlardan bir tanesi 10-0, diğerini de 33-0 kaybettiler. Kamp yaptıkları bölgenin yerel takımlarından Valsugana'ya 10-3 yenildiler.
Takımın kaptanı 22 yaşındaki Zohre Eyni, "İlk başta futbol oynamaya başladım. Daha sonra rugby oynamaya başladım ve oynamaktan da çok zevk alıyorum. Fakat ailem bunun benim için doğru spor olduğundan pek emin değil" diyor. 
Takımıjn antrenörü Fatemeh Moolai, oynadıkları oyunun diğer kadın rugby takımlarının oyunundan hiçbir fark taşımadığını, sadece kıyafetlerinin biraz daha farklı olduğunu söylüyor.
Rugby'nin İran'da kadınlar arasında her geçen gün popülaritesinin artması belki birgün kadınlar rugby liginin kurulmasına kadar gidecek. Günün birinde böyle bir haber okursak İran'ın ilk kadın rugby takımını hatırlayıp, şaşırmamak gerekiyor... 

29 Temmuz 2010 Perşembe

rugby dünya kupası itv'nin

ITV 2011'de Yeni Zelanda'da düzenlenecek Rugby Dünya Kupası'nın yayın haklarını satın aldı. İngiliz yayıncı kuruluş ayrıca, 2015 yılında İngiltere'de düzenlenecek Rugby Dünya Kupası'nın da yayın haklarının sahibi oldu.
Yapılan anlaşmaya göre ITV, 2011'de Yeni Zelanda'daki turnuvada her maçı canlı olarak yayınlayacak. Bunun yanısıra bütün maçlar itv.com'dan da canlı olarak yayınlanacak. ITV'nin yaptığı yayın anlaşması özet görüntüler, videolar ve internet ile cep telefonu haklarını da içeriyor.
ITV 1991'den bu yana tüm rugby dünya kupalarını yayımladı. İngiltere'nin şampiyon olduğu 2003 yılındaki Rugby Dünya Kupası final maçını 15 milyon kişi televizyondan izlemişti...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

jason robinson geri döndü


2003'te Avustralya'da düzenlenen Rugby Dünya Kupası'nda İngiltere'nin tarihindeki ilk ve tek şampiyonluğunu kazanan kadrodaki oyunculardan biriydi Jason Robinson. 2007 yılının sonunda profesyonel rugby hayatına veda etmişti 33 yaşındayken.
Rugby oynamayı bıraktıktan sonra 14 ay boyunca Premiership'te Sale Sharks ile antrenörlük deneyimini de yaşamıştı Robinson. Üç yıllık aranın ardından rugby'e geri dönmeye karar verdi. Premiership oyuncusuyken bıraktığı rugby'e Ulusal Lig takımlarından Flyde ile geri dönüyor Jason Robinson. Son iki sezonu dokuzuncu sırada tamamlayan Flyde'da forma giymesi için İngiltere Milli Takımı'nın eski antrenörlerinden Brian Ashton danışmanlık yapacak Robinson'a. Daha doğrusu 36 yaşındaki oyuncunun form tutması için uğraşacak Ashton.  
Takım sporlarında emeklilikten geri dönüş yapanların büyük bir kısmı eski günlerini arayarak tekrar emekli olur. Jason Robinson'ın bu sınıfa dâhil olup olmadığını hep birlikte göreceğiz... 

21 Temmuz 2010 Çarşamba

springboks'lara kötü sürpriz

Güney Afrika rugby takımı keyifsiz bir dönem geçiriyor. Springboks'ların Tri Nations'ta ilk iki maçını kaybetmesinin ardından, takımın 2004 yılından beri sponsorluğunu üstlenen "Sasol" adlı şirket sene sonunda sona erecek sponsorluk anlaşmasını yenilemeyeceğini açıkladı. Johannesburg merkezli şirket, enerji ve kimya sektöründe faaliyet gösteriyor. Sasol, yıllık 2 milyon 500 bin sterlin ödüyordu sponsorluk anlaşmasının gereği olarak Güney Afrika Rugby League'e. 
Güney Afrika, 2011'de Yeni Zelanda'da yapılacak olan Rugby Dünya Kupası'nda arka arkaya şampiyon olan ilk ülke olmayı hedefliyor. Rugby League Yönetimi gelecek yıl Eylül ayındaki turnuvaya kadar yeni bir sponsor bulunacağından emin. Haksız da sayılmazlar son dünya şampiyonu takımın sponsor açısından zorlanması pek söz konusu değil... 

19 Temmuz 2010 Pazartesi

yeni zelanda'ya son bilet

Uruguay'ın kaderine play-off maçları oynamak yazılmış herhalde. Güney Afrika'daki Dünya Kupası'na katılmak için Kosta Rika ile play-off maçı oynamışlardı. 2011 Eylül'ünde Yeni Zelanda'da yapılacak Rugby Dünya Kupası'na katılabilmek için de play-off maçı oynayacak Uruguay.
Geçtiğimiz haftasonu Kazakistan'ı Montevideo'da 44-7 yenerek Romanya'nın rakibi oldular. Romanya ise Buzov'da karşılaştığı Tunus'u fena benzetti, 56-13 ile geçti.
Romanya 1987'den beri düzenlenen bütün Dünya Kupalarında mücadele etti. Uruguay ise 1999 ve 2003 yıllarında düzenlenen kupalarda yer aldı. Ki 1999'da Galler'de düzenlenen turnuvaya yine bir play-off mücadelesi sonunda katılmaya hak kazanmıştı. O zaman play-off turunda daha kolay bir rakip, Fas vardı karşılarında. 
Kasım ayında bir tanesi Bükreş, diğeri de Montevideo'da olmak üzere iki maç oynanacak. Bu iki maç sonunda, Uruguay - Romanya ikilisinden biri Rugby Dünya Kupası'nın son yolcusu olacak ve Arjantin, İngiltere, İskoçya ve Gürcistan'ın yer aldığı B grubunda mücadele edecek.   

28 Aralık 2009 Pazartesi

miami’de super bowl, san siro’dan rugby geçti…



Yılın ilk keyifli spor olayıydı Miami’deki Super Bowl. En son 1947’da Amerikan Futbol Ligi (NFL) şampiyonluğunu tadan, sezonun sürprizi Arizona Cardinals ile Pittsburg Steelers’ın Miami’deki mücadelesi oldukça heyecanlı geçti. Maçın son 35 saniyesine kadar Cardinals’ın 23-20’lik üstünlüğü bulunuyordu. Bu, 52 yıl sonra kazanılacak şampiyonluk anlamına geliyordu. Ne var ki Steelers’ın quarterback’i Ben Roethlisberger’in oynattığı harika oyunlar ve Santonio Holmes’un touchdown’ı skoru 27-23 yaparken, Pittsburg’a da altıncı şampiyonluğunu kazandırıyordu.

Amerikan futbolundan bahsetmişken ragbinin de hakkını yemek olmaz. Transfer döneminin renkli kulüpleri Fransa’dan çıktı. Futboldaki Fransa’dan İngiltere’ye doğru çizilen yol haritasının tersi ragbide görülüyordu. Sezonun en sansasyonel transferi 2003 yılında İngiltere’yi dünya şampiyonu yapan Jonny Wilkinson’ın Toulon ile anlaşması Fransız ligini takip etmemiz için iyi bir nedendi. 2009’un ragbi adına atraksiyonları bununla da sınırlı kalmadı. Takvim yaprakları Kasım 15’i gösterirken üzerinde futbol topuyla 22 kişinin dolaşmasına alıştığımız San Siro Stadyumu, İtalya ile Yeni Zelanda arasındaki ragbi maçına ev sahipliği yaptı. 80 bin kişinin izlediği ve iğne atsanız yere düşmeyecek durumda olan tribünleri görünce insan, Milanolular’ın ragbi sevgisine şapka çıkartıyordu.

Mart ayında Los Angeles, Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası ev sahipliği yaptı. Rusların ve Amerikalıların hakimiyetinde geçen bir spor dalı olarak hatırlıyorduk buz patenini. Ama Los Angeles’ta işin şeklinin değiştiğini ve Evgeni Pluşenko’nun Vancouver’da neden yarışmak istediğini bir kere daha anladık. Erkeklerde Amerikalı Evan Lysacek şampiyon olurken, komşusu Kanada’dan gelen saf yetenek 19’luk Patrick Chan dünya ikinciliği ile yetiniyordu. Eski dünya şampiyonlarından Brian Joubert bronz madalya için kürsüye çıkıyordu. Final yarışmalarının ardından ilk 10’da sadece bir Rus sporcunun olması, Ruslar için şapkayı bir kere daha öne koyup düşünmek anlamına geliyordu. Kadınlarda da 2006’nın dünya gençler şampiyonu Kim Yu-Na büyüdüğünün ispatı olarak Los Angeles’taki şampiyonayı seçmişti. 19’unda dünya şampiyonu olan Güney Koreli’nin yanı sıra ilk 10’da üç Japon patencinin olması da dikkat çekiyordu.

Voleybolda İtalyanların yılıydı. Indesit Şampiyonlar Ligi’nde hem erkekler hem de kadınlarda İtalyan takımları şampiyon oldu. Trentino Volley ve Volley Bergamo Avrupa şampiyonluğu sevincini yaşarken, Prag’daki erkekler finalindeki keyifli atmosfer için İraklis seyircisine teşekkür etmemiz gerekiyordu.Voleybolda ayrıca Avrupa Şampiyonalarının da yılıydı 2009. Erkeklerde Türkiye evsahibiydi kazanan ise Polonya. Kadınlarda Polonya’da düzenlenen turnuvanın şampiyonu İtalya oldu.

2009’da dünya şampiyonalarının düzenlendiği spor dallarından biri de hentboldu. Çin’de düzenlenen kadınlar dünya şampiyonasının finalinde Fransa’yı yenen Rusya üstüste üçüncü kez dünya şampiyonu olurken rakipsizliğini de gösteriyordu.

13 Kasım 2009 Cuma

san siro'da rugby zamanı


Milanoluların futboldan sonra sevdikleri ikinci spor rugby olsa gerek. Yarın öğlen saat 4'te İtalyanlar, hazırlık maçında Yeni Zelanda'yı konuk edecekler. Maçın biletleri 1 ay öncesinden tükendi. 77 bin satılan biletin yanı sıra sponsorlara verilen biletlerle birlikte 80 bin kişinin San Siro'da olması bekleniyor.
Maçın favorisi dünya sıralamasında da 2. sırada bulunan konuk Yeni Zelanda. İtalyanlar ise ilk 10'da bile değil. Zaten haziran ayında Christchurch'te (bu kadar dini motifli bir şehir adı da zor bulunur) oynanan maçı Yeni Zelanda 27-6 kazanmıştı. Anlayacağınız İtalyanların sahadan sürpriz bir sonuçla ayrılması hakikaten de sürpriz olur.
İtalya'da rugby heyecanı ay boyunca devam edecek. Ayın 21'in de Udine'de dünyanın en iyi takımı olarak kabul edilen Güney Afrika konuk olacak. Ayın sonu, 28'inde de Samoa Adaları, Ascoli'ye gelecek. Lâkin bu maçlara ilgi San Siro'daki Yeni Zelanda maçına gösterilen ilginin yarısını bile bulmuyor. Bu saptamalar işin sırrının San Siro ve Milanolular da olduğunu gösteriyor...

16 Haziran 2009 Salı

iskoçlar

Jim Clark o dönemin Formula 1 aracıyla
İskoçya'ya gidip gezebildiğim için kendimi hep çok şanslı hissetmişimdir...Sadece ülkenin muhteşem nutuk tutucu güzelliğinin, özgünlüğünün ve tarihinin verdiği bir his değildir bu. Hatta daha çok insanları ile alakalıdır. Londra'dan Glasgow'a doğru çıkarken hava soğur ancak insanların sıcaklığı fazlasıyla artar. Neyse İskoçya anılarına başka bir zaman daha geniş değiniriz. Konuya İskoçya'dan dalmamın sebebi L'Equipe gazetesinin yaptığı İskoç sporcular sıralaması oldu. Bunu yapmalarının sebebi de İskoç tenisçi Andy Murray'in son dönemdeki başarıları. "Murray spordaki tek İskoç kahraman değil" diyerek yapmışlar listeyi. İşte fantastik beşli: "Tartan Army" oldu bir nevi ama ne ordu:
1) Jim Clark: FORMULA 1 Efsanesi (1960-1968) Lakabı «GENTLEMAN JIM»
Juan Manuel Fangio ve Ayrton Senna ile birlikte F1'in en önemli mitlerindendir. İki kez şampiyon oldu, 1963 ve 1965'de...Aynı yıl meşhur 500 mil Indianapolis yarışını kazandı. 25 grand prix zaferi kazandı hem de sadece 72 kez yarıştığı halde. Üstad henüz 32 yaşındayken 1968 yılında Hockenheim'daki F2 yarışındaki kazada hayatını kaybetti ne yazık ki. Yarışırken hep bir dahi olarak değerlendirilmiştir.
2)Andy Irvine: RUGBY (1972-1982) Lakabı « IVANHOÉ»
Günümüzde İskoçya Rugby Federasyonu'nun başkanlığını yürüten Irvine, gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri olarak bilinir. 51 kez milli oldu. Aynı zamanda British Lions'ın da bir çok turunda yer aldı. Fullback pozisyonunda kendi özel tarzıyla devrim yarattı diyebiliriz.
3)Denis Law: Futbolcu (1955-1976) Lakabı «THE KING»
Sir Matt Busby'nin yarattığı ikinci Manchester United'ın en önemli yapıtaşlarından biriydi. Bobby Charlton ve George Best ile birlikte oluşturdukları efsane üçlü başarıdan başarıya koşmuştu. 11 yıl formasını giydiği Manu'de 1964'de Ballon d'Or yani Avrupa'nın en iyi oyuncusu ödülünü de kazanmıştı. Gelmiş geçmiş en yetenekli isimlerden biri olarak bilinir hatta Denis Bergkamp'ın isminin de kaynaklandığı şahıstır kendisi.
4)Eric Liddell: Atlet ve Rugby oyuncusu (1920-1925) Lakabı «Chariot of Fire»
Hayat hikayesi muhteşem " Chariots of Fire" (Ateş Arabaları) filminde de yansıtılan çok özel bir sporcuydu. 1924 Paris Olimpiyat Oyunları'nda 400 metrede dünya rekoru kırmasının yanı sıra aynı Olimpiyatta yarış Pazar günü olduğu için dindarlığından dolayı 100 metre finaline katılmaması (filmde konu edilen diğer efsane Jim Abrahams ile olan rekabeti) da akıllara kazındı. Zaten 23 yaşında bıraktığı sporun ardından Çin'de misyoner olarak görev yapmaya başladı.
5) Graeme Obree: Bisikletçi Lakabı «Uçan İskoçyalı»
1993'de Pist bisikletinde dünya şampiyonu olmuştu ama onu asıl efsane ve kahraman yapan çamaşır makinesi parçalarından kendi elleriyle inşa ettiği bisikletiyle dünya 1 saat hız rekorunu kırmasıydı. Aynı zamanda gidonun üstüne eğilerek oluşturduğu yepyeni aerodinamik pozisyon ile (adını "yumurta" olarak koymuştu) çığır açmış ancak uluslararası federasyon sonrasında bunu yasaklamıştı. İngiliz bisikletçi Chris Boardman ile olan rekabeti de bir İskoç olmasından dolayı dillere destandı. Onun hikayesini anlatan "Flying Scotsman" adlı filmi izlemenizi öneriyorum. Muhteşem bir adamın enteresan hikayesine tanık olacaksınız.

28 Mayıs 2009 Perşembe

wilkinson ayak bastı...

Jonny Wilkinson'ın kariyerinin tamamını geçirdiği Newcastle Falcons'tan ayrılıp Toulon'a gittiğini yazmıştık. Wilkinson, küçükbir Côte d'Azur keyfinin ardından dün Toulon'a geldi. 40 dakikalık bir basın toplantısı yaparak soruları cevapladı. Bu basın toplantısındaki ilginç detaylardan biri Jonny Wilkinson'ın oldukça iyi bir Fransızca ile sorulara cevaplamasıydı.
Wilkonson hakkında en fazla merak edilen konu doğal olarak sakatlığı. Dizindeki sakatlık nedeniyle Ekim ayından beri oynamayan İngiliz oyuncu, anlaşmadan önce sağlık kontrolünden geçtiğini, tek eksğinin antrenman ritmine alışmak olduğunu söyleyerek kafalardaki soruları cevpalmış oldu en azından şimdilik. Gerçi bu iş sahada belli oluyor. Ne kadar sağlıklı olduğunu antrenman ve maçlarda göreceğiz. Muhtemelen Tana Umaga onu yavaş yavaş deneyerek oynatacaktır.
Kariyerinin ilk transferini 30'un da yapan Jonny Wilkinson basın toplantısında bu soruyu da es geçmedi ve Newcastle'dan ayrılma kararını vermenin zor,sonrasının ise kolay olduğunu söyledi. Toulon'a gelişinin kendisini heyecanlandırdığını "30 yaşına bastım fakat 20 gibi hissediyorum" sözlerinden anladık.
Postun sonunda Times'ın konu hakkındaki haberinde kullandığı resim altı yazısına da dikkat etmenizi öneriyoruz -:)

18 Mayıs 2009 Pazartesi

jonny wilkinson top 14'te

Top 14 kulüpleri Avrupa'nın en güçlü ligi olmayı kafaya takmışlar ki önümüzdeki sezon için sağlam transferler yapmaya devam ediyorlar. Özellikle Stade Français ve Toulon, İngiliz oyuncular ile kadroya kuvvetlendiriyorlar. James Haskell, Tom Palmer ve Ollie Phillips üçlüsünü kadrosuna katan Stade Français'i yalnız bırakmayan Toulon, Khris Chesney, Tom May, Tim Ryan ve El-Abd ile ligin Adalılaşmasına yardım ederken Guinness Premiership'i de kuvvetten düşürmeyi de ihmal etmiyorlar.
Transfer sezonunun önemli bombalarını birbir patlatan Toulon'un son transferi ise Jonny Wilkinson. İngiltere'ye tarihindeki ilk Rugby Dünya Kupası'nı kazandıran adam olarak bilinen Wilkinson son 4 yıldır sakatlıklardan bir türlü kafasını kaldıramıyor. Buna karşın oynadığı maçlarda her daim en skorer isim olmayı başaran Wilkinson için Toulon'a transferi aynı zamanda bir ilk anlamına da geliyor. 1997'de ilk profesyonel sözleşmesini Newcastle Falcons ile imzalayan Jonny Wilkinson tam 12 yıldır aralıksız olarak kuzey ekibinin formasını giyiyordu. Fransız ekibi ile yaptığı 2 yıllık sözleşme karşılığında 1 milyon 400 bin avro alacak oln İngiliz oyuncunun bu paranın hakkını verip veremeyeceğini sezon başlayınca gösterecek. Wilkinson eski Wilkinson olmasa da Toulon'un yaptığı bu transfer başkan Mourad Boudjellal 1992'den sonraki ilk şampiyonluğu kazanmak için ne kadar heyecanlı olduğunun bir göstergesi.