16 Haziran 2009 Salı

iskoçlar

Jim Clark o dönemin Formula 1 aracıyla
İskoçya'ya gidip gezebildiğim için kendimi hep çok şanslı hissetmişimdir...Sadece ülkenin muhteşem nutuk tutucu güzelliğinin, özgünlüğünün ve tarihinin verdiği bir his değildir bu. Hatta daha çok insanları ile alakalıdır. Londra'dan Glasgow'a doğru çıkarken hava soğur ancak insanların sıcaklığı fazlasıyla artar. Neyse İskoçya anılarına başka bir zaman daha geniş değiniriz. Konuya İskoçya'dan dalmamın sebebi L'Equipe gazetesinin yaptığı İskoç sporcular sıralaması oldu. Bunu yapmalarının sebebi de İskoç tenisçi Andy Murray'in son dönemdeki başarıları. "Murray spordaki tek İskoç kahraman değil" diyerek yapmışlar listeyi. İşte fantastik beşli: "Tartan Army" oldu bir nevi ama ne ordu:
1) Jim Clark: FORMULA 1 Efsanesi (1960-1968) Lakabı «GENTLEMAN JIM»
Juan Manuel Fangio ve Ayrton Senna ile birlikte F1'in en önemli mitlerindendir. İki kez şampiyon oldu, 1963 ve 1965'de...Aynı yıl meşhur 500 mil Indianapolis yarışını kazandı. 25 grand prix zaferi kazandı hem de sadece 72 kez yarıştığı halde. Üstad henüz 32 yaşındayken 1968 yılında Hockenheim'daki F2 yarışındaki kazada hayatını kaybetti ne yazık ki. Yarışırken hep bir dahi olarak değerlendirilmiştir.
2)Andy Irvine: RUGBY (1972-1982) Lakabı « IVANHOÉ»
Günümüzde İskoçya Rugby Federasyonu'nun başkanlığını yürüten Irvine, gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri olarak bilinir. 51 kez milli oldu. Aynı zamanda British Lions'ın da bir çok turunda yer aldı. Fullback pozisyonunda kendi özel tarzıyla devrim yarattı diyebiliriz.
3)Denis Law: Futbolcu (1955-1976) Lakabı «THE KING»
Sir Matt Busby'nin yarattığı ikinci Manchester United'ın en önemli yapıtaşlarından biriydi. Bobby Charlton ve George Best ile birlikte oluşturdukları efsane üçlü başarıdan başarıya koşmuştu. 11 yıl formasını giydiği Manu'de 1964'de Ballon d'Or yani Avrupa'nın en iyi oyuncusu ödülünü de kazanmıştı. Gelmiş geçmiş en yetenekli isimlerden biri olarak bilinir hatta Denis Bergkamp'ın isminin de kaynaklandığı şahıstır kendisi.
4)Eric Liddell: Atlet ve Rugby oyuncusu (1920-1925) Lakabı «Chariot of Fire»
Hayat hikayesi muhteşem " Chariots of Fire" (Ateş Arabaları) filminde de yansıtılan çok özel bir sporcuydu. 1924 Paris Olimpiyat Oyunları'nda 400 metrede dünya rekoru kırmasının yanı sıra aynı Olimpiyatta yarış Pazar günü olduğu için dindarlığından dolayı 100 metre finaline katılmaması (filmde konu edilen diğer efsane Jim Abrahams ile olan rekabeti) da akıllara kazındı. Zaten 23 yaşında bıraktığı sporun ardından Çin'de misyoner olarak görev yapmaya başladı.
5) Graeme Obree: Bisikletçi Lakabı «Uçan İskoçyalı»
1993'de Pist bisikletinde dünya şampiyonu olmuştu ama onu asıl efsane ve kahraman yapan çamaşır makinesi parçalarından kendi elleriyle inşa ettiği bisikletiyle dünya 1 saat hız rekorunu kırmasıydı. Aynı zamanda gidonun üstüne eğilerek oluşturduğu yepyeni aerodinamik pozisyon ile (adını "yumurta" olarak koymuştu) çığır açmış ancak uluslararası federasyon sonrasında bunu yasaklamıştı. İngiliz bisikletçi Chris Boardman ile olan rekabeti de bir İskoç olmasından dolayı dillere destandı. Onun hikayesini anlatan "Flying Scotsman" adlı filmi izlemenizi öneriyorum. Muhteşem bir adamın enteresan hikayesine tanık olacaksınız.

penguins şehre döndü...

Kuzey Amerika'daki lig organizasyonlarının en güzel yanı takımların belli bir süreçte dipden tepeye çıkmalarına olanak sağlanması. 5 sezon öncesine kadar NHL'in dibinde yer alan takımlardandı Pittsburgh Penguins. 2004 draftında Evgini Malkin'i seçmekle başladı herşey onlar için. Her sezon derecelerini geliştirmeye başladılar. İlk sezonda playoff göremeseler de ertesi yıl gruplarını 2. sırada tamamlayarak playofflara adım attılar. Konferans çeyrek finaline kadar yükselmeyi başardılar. Konferans çeyrek finalinde ise Ottowa Senators ezdi geçti Penguins'i. Geçtiğimiz sezon ise sadece gruplarını ilk sırada bitirmekle kalmadılar konferans şampiyonu olarak finale yükseldiler. 1991-92 sezonundan beri şampiyonluğa ilk kez bu kadar yakındı Pittsburghlular. Fakat Detroit Red Wings 4-2 bu işin kolay olmayacağını gösterdi onlara. Bu sezona da iyi başladı Pittsburgh Penguins. Gruplarını ilk sırada tamamlayamasalar da önce konferans finaline ardından da finale bir kez daha yüksemeyi başardılar. Rakip geçtiğimiz yıl olduğu gibi Detroit Red Wings'ti. Serinin ilk iki maçı kaybedildiğinde geçtiğimiz sezonun tekrarı olacağını düşünürken Pittsburgh bizi yanılttı. Önce 3. ve 4. maçları kazanıp seriye eşitlik getirdiler. Felaket geçen ve kaybedilen 5. maçın ardından 6. maçla işi son maça bıraktılar. Joe Louis Arena'da işleri zordu. Red Wings nadiren maç kaybediyordu kendi sahasında. Bu playfflarda Joe Louis Arena'daki tek yenilgilerini de Batı Konferansı yarı finalinde Anaheim Ducks'tan 3. uzatma sonunda almışlardı. Fakat Pittsburgh zoru başardı ve serinin son maçını Max Talbot'un 2. çeyrekteki vuruşlarıyla aldılar. Talbot'un gol vuruşları aynı zamanda 1991-92 sezonundan bu yana ilk Stanley Kupası anlamına da geliyordu Pittsburgh Penguins için. 2007-2008'de sezonun MVP'si olan Evgeni Malkin, bu yıl final serisinin "En Değerli Oyuncusu" olmayı başardı. Kendisinin draft edilmesi ile başlanan hikaye de 5. sezonunda hem MVP hem de şampiyonluk ile taçlandı...

Fotoğraflar: AP - Jamie Sabau/Getty Images

15 Haziran 2009 Pazartesi

new england yolunda

90'lı yılların sonu ve 2000'li yılların başındaki Bruges ve Sociedad performansları ile vasatın üzerindeki forvetler sınıfında yer alıyordu Edgaras Jankauskas. İspanya macerasının ardından bir futbol seyyahı olarak Portekiz'den İskoçya'ya, Kıbrıs Kum Kesimi'nden Letonya'ya çok sayıda ligi ziyaret etti. Bu yolculukları sırasında elbette yıllar geçti ve 1.93'lik Litvanyalı da 35'ine geldi. En son Skonto Liga'da forma giyiyordu Edgaras Jankauskas. Şu sıralar ise yeni kıtanın yolunu tutmuş kariyerinin belki de son kontratını yapmak için. New England Revolution ile antrenmanlara çıkacakmış kulübün futbolculardan sorumlu başkan yardımcısı Michael Burns'ün dediğine göre. Hava toplarında az biraz etkinliği sürüyorsa Litvanyalı'nın MLS'de iyi iş yapar. Üstelik de oynayacağı takım -eğer olursa- ligin iyilerinden biri. Belki şansı yaver gider ve kariyerinin sonunda bir şampiyonlukla profesyonel hayata veda eder Edgaras Jankauskas...

sanki nba finali..

"Dişediş kana kan..." misali bir seri oluyor. Efes Pilsen'in bilet fiyatlarını 40-45 TL civarında tutmasına ek olarak son maçta yaşanan olaylarla birlikte Fenerbahçe Ülker cephesi de 6. maçın bilet fiyatlarını Efesli taraftarlar için 110 TL olarak belirlemiş. Hani Efeslilerden öç almak amçalı bir hareketse bu yapılan oldukça tuhafıma gitti. 12 bin kişilik salonda 500-600 hani bilemedin 1000 kadar Efes taraftarına tahammül edemiyorsan ne işin var buralarda denmesi gerekir.
Hani sanki BBL finali değil de NBA ya da Euroleague finali izleniyor da deplasman taraftarı için böyle bir fiyat belirlenmiş...

la dağıttı...

Fotoğraflar: AP/Getty Images

piknikte dömivole

Artık sadece burada değil "Yan komşu"da da yazacağız.
Bülent Gürsoy yazmış Piknikte Dömivole için. Bizim ayrıca laf söylememizin bir anlamı yok...

"Piknikte dömivole... Futbolla düşüp kalkan ama bunu ortalama futbolseverden hayli farklı biçimde yapan, takıntılı insanlar. Kimisi ücradaki bir takıma veya uzak diyarlarda oynanan topa dikmiş gözünü, kimisi istatistiğe, kimisi "futbol folklörü" dediğimiz şeye veya olmadık bir teferruata... Karşılaşmamızın ilk ayağı böylesi cümlelerle başlamıştı galiba. Şimdi bir ikinci maça çıkıyoruz kalabalık -ve de daha da kalabalıklaşacağını umduğumuz- bir kadroyla yine...
Sahada oynanan oyun her yerde aynı kurallar ve benzer şartlarla oynansa da, hiçbir futbol karşılaşması bir diğerinin aynısı değildir kuşkusuz. Kitaptaki gibi futbol sevgisine verilen emekle dolu olacağını umduğumuz bu futbol günlüğü, yine kitapla atılan ilk adımın bir devamı niteliğinde olmasına karşın benzer farklılıklar içerecektir sanıyoruz... ve de umuyoruz."

14 Haziran 2009 Pazar

hisse senedi gibi mübarek...

Milan, Porto'nun sol beki Aly Cissokho'yu 15 milyon €'ya bağlamış. Transfer tarihinin belki de en kârlı satışıdır Fransız futbolcunun Milan'a gidişi. Porto, Cissokho'yu bu yılın ocak ayında sadece 300 bin € karşılığında Vitória Setúbal'dan almıştı. Jesualdo Ferreira, Fransız'ı takıma geldiğinin haftasında 11'e aldı ve sezon boyunca da sol kanadın değişmez ismi oldu. Cissokho, Ocak ayında Porto'ya transfer olmasa keşfedilmek için belki de 1 ya da 2 yıl daha beklemek zorunda kalacaktı. Bir nevi dip yapmışken alınan ve tavan yapınca da satılan hisse senedine benziyor Aly Cissokho...

joan laporta & futbol devrimi

"We wanted to create a philosophy of attacking, attractive football — the origin is the Johan Cruyff philosophy. It’s a mix between Catalan and Dutch football, with some touches of Brazilian and Argentine. And we have made this is our philosophy about football."
2003'te göreve gelirken söylediği "Futbolda devrim yapmak istiyoruz" sözünü gerçekleştirip gerçekleştiremediğine dair sorulan soruya Joan Laporta'nın verdiği cevap...
New York Times - Q. And A.

fikstür

Fotoğraf: PIERRE-PHILIPPE MARCOU/AFP/Getty Images

maskeli japonlar

Asya Kıtası'nda Dünya Kupası grup elemelerinde son maçlar oynanıyor en azından A grubu için. Grup liderini belirleyecek maçta Avustralya, Japonya'yı konuk edecek. Okyanusya'nın en büyük ülkesi özellikle de Melbourne H1N1 virüsünün -Domuz Gribi- en etkin olduğu bölgelerden biri dünya üzerinde. Japonlar da dün geldikleri Melbourne Uluslararası Havaalanı'nda kafilece maske takarak ayak bastılar Avustralya'ya. Geçtiğimiz hafta ertelenen yüzme yarışlarını, virüs nedeniyle karantina altına alınan rugby ve Avustralya futbolu oyuncuları ve geçtiğimiz haftasonu rastlanan 130 yeni virüs vakasını düşününce Japon kafilesinin aldığı bu tedbiri fazla yadsımamak lazım. Melbourne'de çarşamba günü oynanacak maçtan ev sahibinin beraberlikle ayrılması bile grup liderliği için yeterli. Zaten Japonya'da da teknik direktör Takeshi Okada, başta Shunsuke Nakamura olmak üzere birkaç önemli oyuncuyu kadroya almadı. Shunsuke Nakamura demişken #10 Numara hakkında çıkan son haberlere de değinmek gerekiyor. Sankei Sports'un haberine göre Nakamura Celtic'ten ayrılacak. Fakat Yokohama F-Marinos'a imza atmayacak. Espanyol'dan gelen teklifi kabul ederek kariyerine İspanya'da devam edecek. Bu aynı zamanda Japon futbolu açısından da bir ilk anlamına geliyor. Bir Japon futbolcu ilk defa farklı 3 Avrupa liginde forma giymiş olacak. Daha önce Kazuyoshi Miura İtalya ve Hırvatistan; Hidetoshi Nakata'da İtalya ve İngiltere liglerinde top koşturmuştu.