17 Mart 2009 Salı

tazmanya'ya arap sermayesi

Bir aksilik olmazsa önümüzdeki 2-3 sezon içerisinde A-League'e katılacak takımlardan biri Tasmania United FC. Tabi ismi duyunca akla hemen "Tazmanya Canavarı" geliyor. Bilenler bilir Tazmanya Avustralya'nın güneydoğusunda bulunan bir ada. Tasmania United FC ise 2007'de kurulan ve adanın futbola olan ilgisini toplayan yegana takım.
Gelelim resimde ortada yer alan göbekli amcaya. İsmi Mohammed Hussein Ali Al Amoudi. Annesi Etiyopyalı, babası Yemenli, kendisi ise 1965 yılından bu yana Suudi Arabistan vatandaşı. Forbes'un en zenginler listesinde 9 milyar dolarlık serveti ile 43. sırada yer alıyor. Bu serveti nereden yaptığını merak edenler olur diye söyleyelim; Müteahhitlik ve emlak işlerinden iyi para kazanmış gidip İsveç ve Fas'ta petrol rafineleri almış. Eh bu yatırımlar da ona 9 milyar dolarlık serveti sağlamış. Amca bu servetinin yanı sıra futbola da meraklıymış. Geçtiğimiz hafta içerisinde de Tasmania United'ın Futbol Direktörü Ken Morton ile görüştüğü dedikoduları çıkınca söylentiler de yayılmaya başladı. Morton söz konusu görüşmeyi yalanlamadı, isim vermese de Al Amoudi'yi işaret etti.
Suudi iş adamı akıllı davranarak servetinin binde 1'ini harcayacağı bir işe giriyor. Doğru yönlendirmelere ile bu işi yaparsa A-League hatta Asya şampiyonluğunu bile getirebilir canavarı ile bildiğimiz Tazmanya Adası'na...

pistons'ın son durumları

Detroit otomotiv sektörünü krizin vurmasıyla kötü bir yıl yaşıyor. Şehrin bu kötü günlerine sağolsun Pistonlar da katkıda bulunmayı ihmal etmiyor. Takım kötü oynuyor, playoff'a neredeyse son basamaktan girecekler. Bilmem kaç yıl sonra ilk kez The Palace of Auburn Hills'te yüzde 100'lük doluluk oranına ulaşılamayan bir maç oynandı. Bütün bunlara ilaveten bir de takımın efsane sahibi Bill Davidson da geçtiğimiz hafta içerisinde öldü.
Yaşanan bu kadar olumsuzluk içerisinde olumlu bir haber olsun diye mi yapıldı bilemiyorum ama gelecek sezon için bilet fiyatlarının düşürüleceği açıklaması yapıldı Pistons yönetiminden. Sezonluk bilet sahipleri gelecek sezon için bu yıl ödediklerinden yüzde 10 daha az para ödeyecekler. Şehrin içinde bulunduğu dıkıntıyı düşünürsek yerinde alınmış bir karar. Bir de takımı yenilerseler de dip yapmadan kurtarabilirler belki de.

al sana tehdit!

Haber Portekiz'in en çok satan spor gazetesi ABola'dan. Şampiyonlar Ligi'nde Bayern'den 2 maçta 12 gol yiyerek bir rekora imza atan Sporting'de ölüm tehditleri havada uçuşmaya başlamış. Teknik direktör Paulo Bento, kulüp başkanı Filipe Soares Franco, kaleci Rui Patricio ve Miguel Veloso ölüm mektupları yollanan isimler.
İşin ilginç yanı Veloso sakatlığı nedeniyle her iki maçta da forma giyememişti. Adama sorumlu olmadığı bir olaydan dolayı neden mektup yollanır anlamış değilim. Hadi ona yolladın, kendi kalesine sağlam bir vole ile gol atan Anderson Polga'ya neden mektup yollanmamış o da ilginç. Ne bileyim ben haberin başlığını görünce kesin Polga da nasiplenmiştir bu mektuplardan dedim ama ona yollamamışlar. Polis iz üstündeymiş, "her an sonuca ulaşılabilir" deniyor. Ne kadar doğru olup olmadığını birkaç güne görürüz.
Postu tamamlarken şu mektupları yollayan sivri zeka hiç mi düşünmez hangi teknik adam, futbolcu ya da başkan görev yaptığı kulübün tarihteki en ağır yenilgilerini yaşamak istesin, kalesin de 12 gol görsün ve tarihe geçsin diyemeden edemiyorum...

espn kapakları #17

23 Mart 2009

16 Mart 2009 Pazartesi

avrupa'nın en uzun topçusu

Galiba bizim bilmediğimiz bir kural var; "Brezilyalı ve ismi Washington olan bütün topçular uzun boyludur" diye. Şu sıralar São Paulo'da top koşturan, bir ara Fenerbahçe'de de izlediğimiz Washington 1.90'lık boyu ve izbandut gibi vücuduyla gol yollarında etkiliydi. Ocak ayında yapılan bir transfer ile hem Brezilyalı hem de ismi Washington olan tek forvetin São Paulo'daki olmadığını öğrendik.
Partizan 23 yaşında Brezilyalı Washington'u kadrosuna katarak Washington lügatımızı geliştirdi. Yukarıda resmi de bulunan Washington'ın bloga post olmasının nedeni ise boyu. 2.04 metre boy uzunluğu ile Avrupa'nın en uzun topçusu unvanını Peter Crouch'tan aldı. İngiliz topçuyu 2 cm ile geçen Washington, ocak ayında geldiği Partizan'da ilk maçını Kızıl Yıldız karşısında oynadı. Şu ana kadar 2 resmi maçta forma giydi ama fileleri havalandırmak nasip olmadı. Bakalım o zürafa misali boyuyla ne kadar gol atabilecek yarım sezonda...

maradona'nın locası

Fotoğraftaki mekan Maradona'nın La Bombonera'da Boca maçlarını izlediği locası. Riquelme'nin milli takımı bıraktığını açıklamasının ardından Maradona'nın Argentinos Junior maçında ne yapacağı merak ediliyordu. O maça gelmemeyi seçti ve locası boş kaldı.
Duvardaki Riquelme ve Saviola fotoğrafları ilgi çekici. Bir tanesi eski Riverlı, diğeri ise Arjantin futbolunun bir numaralı gündeminin kahramanı...

Fotoğraf: DAMIAN DOPACIO/AFP/Getty Images

kızıl savaş!

Hafta sonunun en aksiyonlu maçı Spartak ile Zenith arasındaymış. Her iki takımın tarftarı birbirlerine girmiş, Luzhniki'de meşaleler, koltuklar havada uçuşmuş. Olan arada barikat görevi yapan polislere olmuş. Gerçi polis de gözaltına aldığı 600'ün üzerindeki taraftardan çıkartır o atılan meşalelerin acısı. Gerçi polisi de tebrik etmek lazım o 600 kişiyi yakalyıp, içeri sokmak da ayrı bir beceri istiyor. Hele üstelik o kadar da ateşlendiklerini düşünürsek. Postu bitirirken Russia Today'in olayla ilgili videosunu ekledik...

Marsilya'nın "classico"su...


En başından söylemek lazım hafta boyunca beklediğimize değen bir 55 dakika gerisi ise boş. Tabi bunun için Zoumana Camara'ya teşekkür etmek gerek.
Neyse biz baştan başlayalım. Maçtan 2 saat önce gelen Olympique Lyon'un yenildiği haberi -ki Gerland'da Auxerre nasıl kazandı sorusunu sormalıyız- herkesin iştahını kabartmış olsa gerek. Paris kazansa bilmem kaç yıl sonra lider olacak, Marsilya için ise o kadar kaybedilmiş puana karşın 1 puan geriden takip etme şansını bulacak. Bu varsayımlar Parisleri olumsuz etkilemiş olmalı ki maçın genelinde geçtiğimiz haftalardaki havalarını bulamadılar. Gerçi bunda Marsilya'nın sezonun en iyi topunu oynaması, Zenden'in en son Barcelona'da izlediğiniz oyunlarından birini sergilemesi büyüktü. Hani dün akşamki Zenden'i al koy bu Barcelona'ya takır takır iş yapardı. -Mijatovic'e bu maçı seyrettirseler kesin Real'e alırdı ilk fırsatta-
Maçın başlangıcıyla Marsilya orta sahada Paris hücumcularını karşılayıp basınca Saint Germain'in oyun kurma şansını olmadı. Koca ilk yarı boyunca sadece iki pozisyon buldular. İkisi de birbirinin benzeriydi. Guily çizgi defansı cezalandırıp karşı karşıya kaldığı bu pozisyonlardan birini değerlendirdi de. Fakat maç 1-1'e gelse de oyun Marsilya'nın istediği gibiydi. Makalele ve Paris orta sahasının tamamı fizik gücüyle ezen -ki Bakary Kone'nin olduğu bir orta saha & hücum hattından bahsediyoruz. Fiziksel açıdan belki de ligin en çabuk oyundan düşen adamı- Marsilya 90 dakikalık bir efor sarf ettirdi. En azından bizim gördüğümüz buydu.
Bu noktada konu dağılacak lâkin söylemeden geçmemek gerek Brandao ile Niang'ı yanyana koyduğumuzda karşılarına çıkan defansa, "Allah kolaylık versin" demek gerekiyor. Abiler "ayı" misali ama aynı zamanda da çevikler. Hem çevik hem de ayı gibi olunca savunma hattını da fazlaca hırplayıp, savuruyorlar. Zenden'in Brandao'nun harika topuk pası verkaçla attığı ilk golde Brezilyalı'nın golden önceki 5 dakika boyunca Paris defansının canını okumasının da payı vardı.
Guily'nin zamanında gelen golü Paris'in 2. yarıya rahat çıkmasını sağladı. Fakat kim bilebilirdiki Camara henüz 55'te kırmızıyı görecek, görmekle de kalmayıp kırmızının ertesindeki serbest vuruş gol olacak. 10 kişi kalmış takımın bu Marsilya'ya gol atması mucize derken ardından gelen Cana'nın golü dakikalar 60'ı gösterirken "bu oyun burada bitti arkadaş dedirtti" bize.
Maçın ilk 50'si dışında geri kalanı pek hoş değildi, boştu. Ama tribünler + ilk yarı toplamı bize keyifli ve beklememize değen bir "Classico" sundu. Paris maça bu kadar kendi sahasından çıkamayarak başlamasa ya da ilk golü bulsa belki bu sabaha lider olarak merhaba diyeceklerdi. Ama 2004'ten beri süren gelenek devam etti ve Parc des Princes'te Marsilya ile oynadıkları 6. lig maçından da galip ayrılamadılar. Sezonun toplamında ise 1-1 oldu durum. İlk yarıda Stade Vélodrome'de formda olan Marsilya, kazanan PSG'ydi. Bu sefer ise roller değişti.
Bu işten kimler kârlı çıktı dersek; Lyon koltuğu kaptırmadı. Son 7 yılın acısı çıkıyor galiba. İlk 6 takım arasında puan farkı 4, Rennes'i de eklersek 7. ile lider arasında sadece 6 puan fark var. Olympique Lyon, Şampiyonlar Ligi şokundan çıkıp lige dönerse unvanını koruyabilir. Fakat arkadan gelen iştahlı arkadaşlar ona bu şansı zor verecek gibi. Ligue 1'de bitime 10 hafta kala şampiyonluk yarışı çok çok keyiflendi en azından bizim için...

15 Mart 2009 Pazar

fowler kangurular diyarında

Geçtiğimiz ayın haberlerindendi Robbie Fowler'ın Avustralya tercihi. İngiliz topçu A-League'in "expansion" takımlarından North Queensland ile 2 yıllığını anlaşmıştı. Bugün Townsville'de teknik direktör Ian Ferguson ile birlikte bir basın toplantısı yaptı Fowler. Henüz formaları belli olmadığından sadece topla poz verebildi.
Onun bir bakıma şanslı olduğunu söylemek mümkün. Ian Ferguson'un İskoç ve Rangers tecrübesi olmasından dolayı Fowler dertlerini anlatmak açısından sıkıntı çekmeyecektir. Bakalım vücudu A-League'in temposunu kaldırabilecek mi yoksa sakatlıklar nedeniyle pes edecek mi...

paris'te "classico" zamanı

Paris Saint Germain - Olympique Marsilya
Parc des Princes
15 Mart 2009 Pazar
22.00, Kanal A