23 Mart 2010 Salı

kızılyıldız'da işler kötü...

Kızılyıldız'da saha dışında işler iyi gitmiyor. Mâli sorunlar takımı olumsuz şekilde etkiliyor. Adriyatik liginden ilk 10'un içerisinde değiller. EuroCup'da Türk Telekom'a yenilerek çeyrek finale kalamadılar.
Kulübün 12 milyon avro borcu bulunuyor. Sezon başında bütçe 5 milyon, gelirler de 1 milyon avro olarak planlanmıştı. Fakat bu planlar yapılırken bazı oyunculara iki yıldır maaşları ödenemiyordu. Hâlihazırda kulübün 16 bin avro ödenmemiş telefon faturası borcu duruyor. Kulüp doktoruna 12 aydır maaş verilmiyor. Kulübün güvenlik görevlileri de 15 aydır maaşlarını alamıyor. Bunlara ek olarak kulübün logosu da rehine düşmüş durumda 300 bin avroluk borç nedeniyle. Kulüp yönetimi ödenecek borçlar sıralamasında ilk maddenin bu olduğunu belirtiyor.
Bu kadar zor koşullarda maça çıkan Kızılyıldızlı basketbolcuları ve antrenör Aleksandar Trifunović'i takdir etmek gerekiyor.

22 Mart 2010 Pazartesi

cbs tiger woods 'u neden reddetti?

Amerikan basınının bir numaralı gündem maddesini oluşturuyor Tiger Woods'un seks skandalının ardından ESPN vasıtasıyla basına verdiği ilk röportaj. Golfu sevmeyen ve golfle ilgilenmeyen biri olarak bu röportajla birlikte Woods'un budist olduğunu öğrendim. Sağolsun EurosportNews röportajın bu bölümünü haber bültenine alınca Woods'un budizimden saptığı için başına bunları geldiği cümlesini yakaladık.
Röportaj kadar, röportajın yapılış şekli de ilginç. Tiger Woods'un menajeri ESPN'e perşembe günü röportaj teklifini sunuyor. ESPN'e röportajı yapacak muhabiri seçme şansı da sunuluyor. Kanal da golf muhabiri Tom Rinaldi'yi bu iş için görevlendiriyor.
Röportajın yayımlanması ve ses getirmesinin ardından CBS, teklifin ilk kendilerine geldiğini açıkladı. CBS Sports'un sözcüsü LeslieAnne Wade gelen teklifi rddetme nedenlerini röportajın 5 dakika ile sınırlı olmasını gösterdi. Gelecek ay başlayacak olan ve Tiger Woods'un da katılacağını açıkladığı US Masters'ın resmi yayımcısı da olan CBS, Woods'u  "60 Minutes" programına davet ediyor fakat red cevabı alıyor. Muhtemelen de bu red cevabına karşılık olarak 5 dakikalık röportaj teklifini reddediyor CBS. Sonuçta da kazanan ESPN oluyor... 

2014'ün ilk resmi sponsoru oi

Güney Afrika'daki dünya kupası başlamadan 2014'te Brezilya'da düzenlenecek bir sonraki kupanın çalışmaları devam ediyor. FIFA, turnuvanın ilk resmi sponsorluk anlaşmasının Brezilya'nın en büyük telekomünikasyon şirketi "Oi" ile yapıldığını açıkladı. 2011'de başlayacak olan sponsorluk anlaşması 2014 Dünya Kupası'nın sonuna kadar devam edecek.
Oi ,1998 yılında kurulan Rio de Janeiro merkezli bir şirket. 2009 finansal verilerine göre 25 milyar 200 milyon dolar değerinde olan Oi, bünyesinde 37 bin 690 kişiyi istihdam ediyor. Şirket aynı zamanda Brezilya Olimpiyat Komitesi, São Paulo Fashion Week, 2007 Pan American Oyunları'nın da sponsoru.
FIFA, geçen hafta içerisinde yaptığı açıklamada 2014 Dünya Kupası çalışmalarını içine alan dört yıl boyunca 3 milyar 800 milyon dolar gelir beklediğini ifade etmişti. Oi ile yapılan anlaşma bu yönde atılmış ilk adım oldu.

romelu lukaku...

Mustafa yeniden yazmaya başlamış bende utandım, adam bize bloğunu açtı biz katkıda bulunamıyoruz.
Belçika'da normal sezon tamamlandı. Avrupa'da alışık olmadığımız bir sistemde oynanıyor Belçika Jupiler Ligi (bu arada Türk televizyonlarında hatalı olarak Jüpiter ligi olarak anılır). 16 takımdan oluşan ligde takımlar deplasmanlı olarak 2'şer maç yapıyorlar ve bu maçların ardından ligi ilk 6 sırada bitiren takımlar şampiyonluk play-off'u, geride kalan takımlar ise Avrupa Ligi play-off'u oynuyorlar. Bu sezon Mouscron'un iflası nedeniyle lig 28. haftada sona erdi.
Bu teknik bilgileri verdikten sonra asıl hikayeye geçelim. İspanyol ve Fransız basınının da dikkat çektiği gibi Anderlecht'te bir yıldız doğuyor. 16 yaşında ki Kongo asıllı Belçikalı forvet Romelu Lukaku 28 maçta attığı 15 golle gol kralı oldu. Lukaku Belçika liglerinin aynı zamanda en genç gol kralı unvanını da ele geçirdi.
Aslında takımlarımıza transfer olarak önermek isterdik ancak Marca ve L'Equipe'ten öğrendiğimiz kadarıyla Real Madrid, Barcelona ve Chelsea "yeni Drogba" olarak tabir edilen genç golcünün şimdiden peşindeymiş...
Eee ne diyelim geçmiş olsun bari...

bu sefer sydney fc

A-League'de geçen yıllara göre uzun bir sezon geride kaldı. Sekiz takımlı lige iki takımın daha ilave olmasyla fikstür Mart ayı sonuna kadar sarktı. Normal sezon ve play-offların ardından beklendiği gibi, ligi ilk iki sırada tamamlayan Melbourne Victory ve Sydney FC finale yükseldi.
Normal sezonu ilk sırada tamamlayan Melbourne Victory, "Grand Final"a ev saipliği yapma hakkını da kazandı. Etihad Stadyumu'nda oynanan maç sonucunda lig tarihinde bir ilk de yaşandı. A-League'in beşinci yılı geride kalırken ilk kez bir takım penaltı atışları sonucunda şampiyon oldu.
Sydney FC  ile  Melbourne Victory'nin şampiyonluk sayısı da bu final maçının ardından eşitlendi. Her iki takımın da ikişer şampiyonluğu bulunuyor. İkisinin arasına ise Newcastle Jets girmiş durumda.
Ligin güney yarımküreye kurban giden fikstürü nedeniyle Melbourne ile Sydney FC, 2011 yılındaki Asya Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edebilecek.
A-League'de sezonun sona ermesiyle birlikte dünya kupasına gidecek Avustralya kadrosunda yer almak isteyen futbolcular K-League ve J-league'in yolunu tutmaya başladı. Simon Colosimo, Güney Afrika aşkına soluğu K-League'de alırken Jason Culina da beş hafta boyunca eski takımı PSV ile antrenmanlara çıkacak...





seri roma'da son buldu...

Siena son iki sezondur olduğu gibi bu sezonun da İtalya'daki en büyük favorisi. Normal sezonun 2/3'ü geride kalırken Montepaschi hem sezonun ilk yenilgisiyle tanıştı hem de  bir yılı aşkın bir rekor da sona erdi.
Ligin 23. haftasında Roma deplasmanında Lottomatica'ya konuk olan Siena, ilk çeyrekte yediği 14 sayılık farkı maç sonuna kadar eritemeyince, Toscanalılar'ın Mart 2009'dan bu yana süren yenilmezlik serisi son buldu. Ligde en son, şu sıralar ikinci ligde mücadele eden Fortitudo Bologna'ya yenilen Siena, 41 maçtır sahadan mağlup ayrılmıyordu. İtalya Kupası'nda oynadığı ve kazandığı üç maç da dikkate alınırsa Siena, yenilmezlik serisini 44 maça çıkarmıştı.
Roma, Siena'yı yenerek hem yenilmezlik serisine son verdi hem de play-off yolunda önemli bir adım atmış oldu...

3 Mart 2010 Çarşamba

coldplay corinthians antrenmanında (video)


Corinthians'ın İnternet sitesine abone olmanın nimetlerinden biri de bu videodan haberdar olmak. Resimleri düşmüştü Coldplay'in Corinthians antrenmanını basmasının. Bu da 4 dakikalık videosu...

25 Şubat 2010 Perşembe

türk futbolunda tutarsızlık (istikrarsızlığın önüne geçmek üzere)

Birkaç gün önce Fenerbahçe –Bursaspor maçını izlerken Guiza’nın kaçırdığı goller sonrasında ıslıklanmasına ve ardından tribünlerin büyük bir çoğunluğunun “Se-mih...Se-mih...” diye tempo tutmasına şahit olduk. Bunlar futbolda hep var. Golcü art arda beceriksizilik yaparak gol kaçırırısa, kaleci üst üste hatalı goller yerse ıslıklanır. Özellikle bizim seyircimiz bu konuda acımasızdır. Aynı maçın ertesinde Ercan Saatçi bu protestonun önemi olmadığını vurgulamak için “bu seyirci Aykut’u da Rıdvan’ı da ıslıkladı” diye yazdı. Kaldı ki, bu vefasızlık sadece Fenerbahçe’ye has da değil, Türk seyircisine has... Sarı-kırmızı tribünler de geçen sezon, yıllarca takımı uğruna tekmeye kafa koyan Hasan Şaş’ını son 10 dakikalık performansına bakarak yuhlamamış mıydı?

Bunlara maalesef alıştık da, asıl garibime giden, Cristoph Daum’un bu ıslıklı protestoya göğüs gerer gibi tribüne dönüp abartılı el kol hareketleri ve mimiklerle “hayır-hayır” yaptıktan en fazla 5 dakika sonra seyirciye aynen uyarak Guiza’yı oyundan alması ve Semih’i sokması oldu. Hani, tam “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” durumu... Seyirciye o kadar tepki gösterdikten sonra Guiza’nın formsuzluğunu kabul ediyorsan, bari onun yerine Semih’i değil, Gökhan’ı oyuna alırsın ki “dahi”liğine yakışsın.

Sonra sakin kafayla düşününce, Türk futboluna yön veren isimlerin hangisinde tutarlılık söz konusu ki? Üç sezon önce kovulup tekrar getirilen Daum tutarlı olmak zorunda olsun dedim kendi kendime... Türk Futbolunun lokomotifi konumundaki kulüplerin yönetimlerinin son yıllardaki icraatlerine bir göz atınca tutarsızlığın her şeylerine, demeçlerine bile yansıdığını görüyorsunuz.

Şenol Güneş’i (sayısını şaşırıp bir eksik ya da bir fazla söylüyor olabilirim) 3 kere kovup 4. kez göreve getiren Trabzon camiasından “Şenol Güneş, Trabzonspor’un Alex Fergusson’u olacak” açıklaması gelmedi mi? “Pess yani!” dedirtmediler mi?

Aziz Yıldırım 2 kere istifa ve yemin billah edip 3 kere geri dönmedi mi kulübün başına, en son Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan da istifa ediyorum deyip bir hafta geçmeden geri dönmedi mi? Çocuk oyuncağına çevirmedi mi görev ve sorumluluklarına ve de sözlerine sahip çıkma konusunu.

Galatasaray "para yok" denile denile en pahalı transferleri yapmadı mı? Son yıllarda takıma en etkili ve güzel futbolu oynatan Gerets’i gönderip Kalli’yi onu gönderip Skibbe’yi getirtmedi mi? Gerets’in takımına Inamoto’lar Cihan’lar yerine bugünkü Baros’u, Kewel’i, Neil’i, Keita’yı koysaydınız Rijkard’dan daha güzel futbol oynatamaz mıydı sanki? Ya da Beşiktaş’ın yönetimine bir bakın: Yıllardır “Beşiktaşlı duruşu, Beşiktaşlı duruşu” deyip duruyorlar, bu tabiri bir kere bile kullanmayan Süleyman Seba’nın duruşunun 10’da birini sergileyebildiler mi?

Tutarlı olmadan istikrarlı olunabilir mi?

by Plaza Gurusu

21 Şubat 2010 Pazar

mourinho farkı...




Jose Mourinho çok farklı bir teknik direktör. Onun farkı sadece maç öncesi, maç esnasında ve maç sonrasında "trash talk" dediğimiz provokatif çıkışları iyi yapması değil. Mourinho ayrıca taktik anlamda çok ilginç kararlara da imza atıyor.

Serie A'nın 25. haftası. İnter sahasında ligin en formda takımlarından birisi olan Sampdoria'yı konuk ediyor. Üstelik İnter sezonun ilk yarısında rakibine deplasmanda 1-0 yenilmiş (Juventus ile birlikte İnter'i yenebilen tek takım). Maçın 31. dakikasında Samuel kırmızı kartla oyun dışında kalıyor. Portekizli teknik adam bir müdahelede bulunmuyor. 38. dakika İnter'in ikinci stoperi kırmız kart görüyor. Takım 9 kişi, Mourinho Muntari'yi çıkartıp Lucio'yu alıyor. O dakikadan itibaren iki kişi eksikle oynayan Milano takımında sahada Sneijder, Eto'o ve Milito yer alıyor.

Jose Mourinho forvet oyuncularını sahada bırakarak Sampdoria'nın orta sahada baskı kurmasını ve İnter kalesine yığılmasını böylece engelliyor. Maçı izleyenler fark etmiştir, bu hamleden sonra Sampdoria 9 kişilik İnter karşısında doğru dürüst 1 gol pozisyonu bile bulamadı. 72. dakikada Mourinho Milito'yu oyundan aldı ancak yerine yine bir forvet olan Pandev'i sahaya sürdü.

Şimdi merak ediyorum Turkcell Süper Lig'de hangi teknik direktör bu kadar cesur (veya deli) bir hamle yapabilirdi? Yapsa ve kaybetse maçın ertesindeki manşetler ne olurdu?

Tahmin etmek zor değil. İşte Mourinho farkı bu olsa gerek.